Cehalette; al Kılıçdaroğlu’nu, vur İnce’ye!

Cehalette; al Kılıçdaroğlu’nu, vur İnce’ye!


Cehalette; al Kılıçdaroğlu’nu, vur İnce’ye!

 

 

Hesap uzmanı diye takdim ettiler..

SSK’da yıllarca genel müdürlük yapmıştı..

“Şöyle dürüst adam, böyle bilgili adam” diye siyasete aldılar..

Geldiğimiz noktada..

Koca bir kof çıktı..

Manisa’da bir işveren soruyor:

“Asgari ücret net 2,200 TL olursa, bu rakamın yani 600 liralık artışın işverene vergisiyle birlikte yansıması bin TL olacak. Ne kadarını siz karşılayacaksınız?”

Kemal Kılıçdaroğlu, cevap veriyor:

“Bir, vergi ödemeyeceksiniz, ücretlinin vergisini ödemeyeceksiniz. Kurtuldunuz mu vergiden, bu teşvik mi, teşvik. Bir işçi için ne kadar vergi ödeniyor, yüzde 25, bunu ödemeyeceksiniz. İşçiyle ilgili vergiyi siz ödemeyeceksiniz. Vergisiz diyoruz ya, kemik diyoruz ya. Vergi ödemeyeceksiniz.”

Hani tek bir yerde “Vergiyi işveren ödemeyecek” diye geçirmiş olsa.. “Maddi bir hata” der, geçerdik.

Ama Kılıçdaroğlu kaç defa, aynı cevap içinde, işverene “Vergiyi siz ödemeyeceksiniz” diyor, bir sayın bakalım...

Sanki, asgari ücretlinin aldığı maaştaki vergiyi, işçi değil, işveren ödüyormuşgibi..

Tekrar tekrar aynı şeyi söylüyor..

Peki doğrusu ne?

Ücreti alan işçi..

Vergisini ödeyen de, işçi..

İşverenin, işçinin aldığı ücret açısından ödeyeceği bir vergi yok..

Bugün de yok.

Yarın da olması mümkün değil..

Şu olabilir.

SGK primi açısından..

İşçinin aldığı ücrette, işverenin de payı var, işçinin de payı var..

Dolayısı ile, asgari ücret artırıldığında, işverene düşen prim açısından, cebinden çıkacak bir miktar fazla para olacak..

Manisalı işadamı bu açıdan soruyu sormuş olmalı..

Ama..

Kılıçdaroğlu uyanmıyor.. Uyanamıyor.. Yıllarca SSK genel müdürlüğü yaptığı halde..

“İşverenin, asgari ücrette bir vergi mükellefiyeti yok ki, ücret artınca ödeyeceği vergi de artsın.. İşverenin prim mükellefiyeti var.. Onu da şöyle halledeceğiz..” diyemiyor..

Tekrar tekrar, “Asgari ücrette vergiyi kaldırıyoruz. Onun için vergi vermeyeceksiniz” diyor..

Kısaca bir bilgi notu da vermiş olalım..

Şu an itibari ile asgari ücret 1.600 TL olsa da..

Brütü 2.030. TL.

İşverenin cebinden çıkan ise, 2.470 TL..

Aslında olaya, işverenin cebinden çıkan ve işçinin cebine giren diye bakmamız lazım..

Bu çerçevede Manisalı işadamının demek istediği, CHP’nin vaad ettiği sistemde, işverenin cebinden bugün 2.470 TL çıkıyor iken, yarın sigorta primleri sebebi ile 3.100 TL çıkacağını hatırlatıp, aradaki 600 TL’nin devlet tarafından karşılanıp karşılanmayacağını öğrenmek..

Kemal Bey bu soruya karşı bir cevap veriyor mu?

Hayır..

“Vergi yok” diyor..

Oysa zaten vergi olması veya olmaması, işverenin sorunu değil..

İşverenin sorunu, sigorta primi..

Ona da Kemal Bey’in, bir çözümü yok..

Bir vaadi yok..

Sadece, “Net ücret 2.200 TL olacak” diyor..

Nasıl olacağını ise, açıklayamıyor..

Daha doğrusu, işçi ücretinde vergiyi kimin ödediğini bilmediği gibi, seçim için işkembeden salladığı o vaadini nasıl gerçekleştireceğini de bilmiyor..

Böylece..

Manisalı işadamının: “Sen bizim cebimizden, işçiye vaadde bulunuyorsun.. Sen devletin cebinden vereceğin vaadleri söyle.. İşadamlarının cebinden vereceklerini, vaad olarak söyleme!” hatırlatması da, zihinlere nakşoluyor!

Kemal Kılıçdaroğlu bir alem..

Onun cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce bir başka alem..

Tayyip Erdoğan’ın, “CHP’nin dikili ağacı yok” eleştirisine, sözümona cevap yetiştirmeye çalışıyor.

Ama bakın hangi kafa ile..

Muharrem İnce’nin, Erdoğan’a karşı sorusu şu:

“Sattığın TEKEL’i, SEKA’yı, şeker fabrikalarını kim yaptı? O sattıklarını kim yaptı, bunlara cevap ver.”

Karşı soru ile cevap vermiş gibi oluyor ama..

Kendi partisinin “Bir dikili ağacı olmadığı”nı itiraf etmiş oluyor..

Affedersiniz, TEKEL, bu ülkede kâr mı ediyordu?

SEKA, kâr mı ediyordu?

Şeker fabrikaları, toptan baktığınızda kâr mı ediyor?

Hiçbirisi kâr etmiyor..

Tam aksine, devletin bütçesinden yiyorlar..

“Bedavaya mı satıldı” diye soracak olan çıkarsa..

Ona da hatırlatalım..

Satılan bu müesseselerin işletmeleri değil, yani “dikili ağaç”ları değil, arsaları para ediyor..

TEKEL’in sahip olduğu taşınmazlar para etti.

SEKA’nın, sahibi olduğu gayrimenkuller sebebi ile kendisine fiyat belirlendi..

Şeker fabrikalarının büyük çoğunluğunun fiyatları, hep sahibi oldukları taşınmazlar sebebi ile belirlendi..

O arsalar da..

Zaten o müesseselerin kendi imkanları ile işletme sonucu kazandıkları para ile alınmış değil..

Devlet vermiş..

Onlar da bedava arsa üzerinde yapılan fabrikalarla bir süre imalat yapmışlar.. 

Teknolojileri geri kalmış..

Atıl hale gelmişler.. Devlet bütçesinden yemeye başlamışlar..

“Her yıl bunlara devletin bütçesinden para aktaracağımıza, satıp kurtulalım”denilince de..

“Bakın bizim diktiğimiz ağaçları satıyorlar” diyorlar..

O fabrikalar kâr ediyor olsaydı, devlet enayi mi ki, onları satsın..

Hem kâr etmiyorlar.

Hem de devletin kendilerine verdiği arsaları boşuna işgale devam ediyorlardı.. 

Satıldılar..

En azında bütçeden aktarılan para açısından, o yükten kurtulduk..

Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nda da.. Muharrem İnce’de de. Bunu anlayabilecek kapasite, nerde?

 

yeni akit

Google+ WhatsApp