Can hukuku

Can hukuku


Balıkesir Müftüsü Ramazan Topcan’ın “Maske takmamak kul hakkına girmektir” başlığıyla haberleştirilen açıklamaları inanan insanların meseleyi oturtması gereken zemini berraklaştırması bakımından önemliydi. Belki benzer başka açıklamalar oldu ama ben onları görmedim. Keşke daha fazla makam tarafından bu bakış açısı daha yüksek sesle, daha yaygın bir biçimde seslendirilerek çoğaltılsa...

Korona günlerinin herkes için bir insanlık imtihanına dönüşmüş olduğunun ne kadar farkındayız, buna kesin bir cevap veremiyorum. Bir yanda canlarını dişine takmış, bizlerden çok daha riskli ortamlarda canlarını tehlikeye atarak aylardır bu illetle mücadele eden sağlık çalışanları var. Gayretleri her türlü takdirin ötesinde bir mahiyet taşıyor, Allah hepsinden razı olsun. Birçokları bu mücadele sırasında virüs kaparak hayatlarından oldu, mekanları cennet olsun. Buna karşılık, diğer tarafta, sanki bütün bunlar hiç yaşanmıyormuş, her gün onlarca insan virüsle mücadelesini kaybedip hayatını kaybetmiyormuş gibi burnunun dikine yaşamayı marifet zanneden sorumsuz, vurdumduymaz, laf anlamazlar var.

Bu ikinci grubun sayısı pek de az değil belli ki... “Bize bir şey olmaz” diyerek, ‘Virüs diye bir şey yok, bu haberleri kasıtlı çıkarıyorlar!” diyerek, “Virüs var diye yaşamayalım mı?” diyerek hiç de zorunlu olmayan, pek çoğu racon kesmeye, caka satmaya, hava atmaya, aleme nam salmaya ya da kurtları dökmeye matuf fazlasıyla abes birtakım törensel alışkanlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar.

İnsanların Covid-19 ile ilgili zihinlerinde şüpheler taşımalarını anlıyorum, birkaç yıl sonra bu işin altında bir bit yeniği olduğu anlaşılırsa buna ben de şaşırmam. Gücü olanlar insanlığa bu tür oyunlar oynamaktan geri durmuyor çünkü. Fakat bu şu anda yaşadıklarımızın mahiyetini değiştirmiyor; yaşanan tehlikeyi de, mücadelenin gereklerini de hiçbir şekilde ortadan kaldırmıyor. Covid-19’un nereden çıktığı meselesine daha sonra kafa yorulabilir, ancak şu an bunu tartışmanın manası yok, süren ve gittikçe alevlenen yangını söndürmek gerekiyor.

Diğer yandan, yüzlerce insanı bir araya getirip halay çekilen şatafatlı ve bir o kadar israfçı düğünler, bağırtılı iç içe gelin almalar, havaya atıp tutmalı tıkış tıkış acayip askere göndermeler, rahatlıkla ertelenebilecek törenler, gösteriler, kutlamalar, sanki hız kesmesin diye özel gayret gösterilen avm gezmeleri, tüketememe korkusuyla çıkılan histerik alışveriş seansları vesaire...

Aylardır gece gündüz çalışan, fizik ve moral olarak çökme noktasına gelen sağlık çalışanlarının hakkına giriliyor, bunun vebali var. Kendisi kaçındığı halde başkalarının aşırı dikkatsiz, hovardaca halleri yüzünden hastalık kapan insanların hakkına giriliyor, bunun da vebali var. Aylardır okul yüzü görmeyen ve bu sürenin büyük bir kısmında evlerinden de çıkamadıkları için ciddi ruhsal sıkıntılar yaşayan öğrencilerin hakkına giriliyor, bunun da vebali var.

Kul hakkına girmek dediğimiz şeyden anlamamız gerekeni tam olarak anlamadığımız anlaşılıyor. İnsanın kendi canının, hayatının, sağlığının kıymetini bilmesi, taşıdığı emanetin hakkını vermesi temel bir mükellefiyettir ve bunun gereğini yerine getirmeyenler yapmayanlar bunun vebalini yanlarında mahşere taşır. Başkalarının canını, hayatını, sağlığını hiçe sayanların taşıdığı vebalse bundan çok daha büyüktür. Canı aziz bilmeyenin, kul hakkına girenin yaptığına getirebileceği bir izahat yoktur.

Virüsten korkalım ya da korkmayalım, bu sürecin bir an önce geçip gitmesi için mecbur olmadığımız her türlü keyfi etkinlikten mümkün mertebe kaçınalım. Bu bir imtihan, yok saymak değil üstünde düşünmek ve emaneti iyi taşımak, ‘can hukuku’na azami derecede riayet etmek gerekiyor. Aksi davranışlar,

Allah korusun, doğrudan azgınlığa, haddi aşmaya, gaflete girer.

Google+ WhatsApp