Camiye türleri ve Suriye camiyesi

Camiye türleri ve Suriye camiyesi

Kökleri derinlere inse de nevzuhur olarak tanımlanan bazı çağdaş dini akımlar var. Bunlardan birisi de Selefilik içinde öne çıkan, zuhur eden Mürcie kılıklı, eğilimli Camiye hareketi veya akımıdır. Camiye akımı Selefilikle bağlantılı görünse de mezhepleri aşan bir yönü var. Devlete yaltaklanan ve Allah ve Resulüne itaat etmediği halde

Camiye türleri ve Suriye camiyesi

 

Kökleri derinlere inse de nevzuhur olarak tanımlanan bazı çağdaş dini akımlar var. Bunlardan birisi de Selefilik içinde öne çıkan, zuhur eden Mürcie kılıklı, eğilimli Camiye hareketi veya akımıdır. Camiye akımı Selefilikle bağlantılı görünse de mezhepleri aşan bir yönü var. Devlete yaltaklanan ve Allah ve Resulüne itaat etmediği halde devlet ricalini kutsayan ekole geçmişte Mürcie günümüzde ise Camiye akımı diyoruz. Bu akım 1991 yılı ve sonrasında Körfez Savaşı’nın ardından zuhur etmiştir.

Muhammed Bin Selman’ın tasarrufuyla hapse atılan Muhammed Kutup’un talebelerinden Sefer el Havali bu akımın ipliğini pazara çıkarmış, Mürcieleşme eğiliminin güncel tezahürlerini kaleme almıştır. Şimdi Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerde dini alana bu akım hakim bulunmaktadır. Çizmeyi aşmadıkça himaye görmektedir. Yine aynı akım Libya’da Hafter’i destekliyor. Bu akım genellikle diktatörleri ve müstebit zümreleri desteklemesiyle tanınıyor. Halbuki İslam aleminde 200 yıldan beri istibdat düzenine karşı şurayı öne çıkaran hareketler görmekteyiz. Hakkında bazı mülahazalar olsa bile Halepli Abdurrahman Kevakibi gibi zevat bu yeni arayışın öncü kuşağını temsil etmektedir. Nitekim, ülkemizde de tanınan Muhammed Muhtar eş Şankiti Abdurrahman Kevakibi’nin örtülü anlamda Müslüman Kardeşlerin fikri teorisyeni veya öncü teorisyeni olduğunu ifade etmektedir (https://blogs.aljazeera.net/blogs/2018/3/13 ).

Fikir hayatı istibdatla boğuşmakla geçen Mısırlı Muhammed Gazali (Es Saka) da Kevakibi’nin çağdaş muakkiplerinden birisidir. Daha doğrusu siyasi olarak İslam anlayışının üzerine örtülen istibdat tülünü kaldırıyor ve altında görünmez hale gelen siyasi katılımı ve şura anlayışını canlandırıyor. Elbette bunlar sadece mer’i ve yerleşik yönetimlerle çatışmamışlar aynı zamanda bu yönetimlere veya anlayışına arka çıkan, müzahir olan geleneksel dini anlayışı temsil eden hocalarla ve alimlerle de karşı karşıya gelmişler ve çekişme içine girmişlerdir. Kısaca Kevakibi ekolüyle Camiye ekolü zıt kutupları temsil ederler. Müslüman Kardeşler de günümüzde bir şekilde Camiye ekolünün karşısında yer almakla Kevakibi’nin mirasını sürdürmektedir.

Bununla birlikte, Camiye hareketi mezhep sınırlarını ve faylarını aşan bir dini akımdır. Kısaca sadece Selefiliğe mal edilemez. Abdulaziz Butef lika’nın Cezayir’de temsil ettiği veya yeşertmeye çalıştığı tasavvuf anlayışı ile de bütünleşmektedir ki bu anlayış köklerini, 18 ve 19’üncü yüzyılda emperyalizmle işbirlikçi bir zeminde hareket eden öncü kuşakta bulmaktadır. Elbette Buteflika’nın canlandırmaya çalıştığı tasavvufi anlayış Abdulkadir el Cezairi ya da Şeyh Şamil’i temsil etmez. Nitekim bunlar günümüzde Filistin’in Arz_i Mev’ud olarak asli sahiplerine yani Yahudilere ait olduğunu ve onlara bırakılması gerektiğini savunmaktadırlar! 18 ve 19’uncu yüzyılda Fransızlarla işbirliği halini günümüzde İsrail ile sürdürmektedirler. Libya’da Selefiliğin Mürcie damarını temsil eden Camiye anlayışındaki Selefiler Hafter’i destekliyorlar ve onun saflarında siyasal İslam diye tabir ettikleri İhvan’a karşı çarpışıyorlar. Libya’da Selefilerin yaptığını ise Suriye’de Esat yanlısı alimler yapmaktadırlar. Genellikle bu alimler Eş’ari ekolünden geldiklerini füruda veya amelde Hanefi veya Şafii mezhebini temsil ettiklerini söylemektedirler. Ahmet Keftaro ve ekolü, Şeyh Salih Ferfur (Fethülislam) ve ekolü ve Buti ile oğlu Tevfik el Buti bu ekolün belli başlı temsilcileri arasında yer almaktadır. Leyla Er Rifai, Şam Ulema Ağı başlıklı makalesinde yazdığına göre Salih Ferfur daha ilk kuruluşundan itibaren çocuklarını Baas partisine katılmaya veya üye olmaya teşvik etmiştir, Belki de bu nedenle olmalı Salih Ferfur’un çocuklarından Abdullatif Ferfur, Buti’den önce İhvan’la mücadelede rejimin mızrak uçlarından birisi haline gelmiştir. Fethulislam ekolünden Şam Müftüsü Abdulfettah Bezm ile Hüsamettin Ferfur zamanla Esat rejiminin dini anlamda ön savunma hattını oluşturmuşlardır. Bununla da kalmamışlar iç çekişme döneminde eski rakipleri Ma’had Ebu’n Nur ve Keftaro ekolüyle birlikte İran destekli Şii Rukayye Havzası ile birlikte dini bir üniversite kurmuşlardır. Geçmişte İran destekli El Alem dergisinden Vahid Taca gibilerine mezheplerin yakınlaşmasına çağıran akım ve projelerine karşı olduğunu söyleyen Hüsamettin Ferfur sonunda Şii havzalarla ortak olmuştur. Kısaca Salih Ferfur ekolünün mezhep konusunda bile bir tutarlılığı kalmamıştır. Sadece geçmişte Selefilere veya ilmiye selefi ekolüne temsil eden Nasirüddin Elbani gibilerine karşı takındığı sert tutumları tortu olarak akıllarda yer etmiş veya kalabilmiştir. Böylece geleneksel ekol çökmüş ve Camiye akımı suretini bürünmüş, inkılap ekmiştir. Fikirde inkılap bu olsa gerek!

Leyla Rufai önemli makalesinde (https://midan.aljazeera.net/reality/investigations/2018/7/19/) Suriye’de halk hareketinden sonra Buti’nin rejim tarafından ders verdiği, ders okuttuğu fakültesine yakın İman Camii’nde öldürülüşünü anlatıyor. Leyla Rufai ‘ Başkanlık Sarayı’nın Kahini’ olarak nitelendirdiği Buti’nin son sıralarda biraz gözden düştüğünü ve misyonu bitince de rejim tarafından defterinin dürüldüğünü aktarıyor. Oğlu Tevfik ise Tahran’da Hameney’in meclislerinde boy gösteriyor ve Mart 2011 tarihinden itibaren başlayan halk hareketine veya gösterilere katlan bayanlara da ağza alınmayacak sözler sarf ettiği söyleniyor. Böylece akla Hasan el Benna’nın İngiliz ajanı olduğunu söyleyen Muhammed Raslan gibi Camiye öncülerini getirmekte ve hatırlatmaktadır.

Suriye Camiye hareketinin başı kim diye sorulsa, tartışmasız cevabı Nakşibendi Şeyhi olarak nam salan Ebu’n Nur Kolejinin kurucusu Ahmet Keftaro olmalıdır. 1963 yılında Baas iktidara geldiğinde ilk yaptığı işlerden birisi Suriye Başmüftüsü Ebu’l Yüsr Abidin’i görevinden almak olmuştur. Şam uleması, onun yerine ulema hareketinin en sağlam adamı ve İhvan’ın bağımsız müttefiki sayılabilecek olan Hasan Habenneke Meydani’nin ismi üzerinde yeni müftü adayı olarak anlaşmalarına rağmen oybirliğini bozan ve kıran Buti gibi hem Nakşibendi hem de Kürt asıllı Ahmet Keftaro olmuş ve Baasçıların aradığı yeni müftü olmakla kalmamış aynı zamanda kesintisiz bu makamı 40 yıl boyunca çalkantılı dönemlerde bile elinde tutmayı başarmıştır. Sadece dini alanda değil siyasi alanda da Baas rejiminin yükselişinin önünü açmış ve dini anlamda Baasçıları meşrulaştırmıştır. 17/ 5/ 1957 tarihinde Suriye’de tayin edici bir süreç yaşanmıştır. Şam alimlerinin desteğini alan Müslüman Kardeşlerin Suriye kolu başkanı Mustafa Sıbai Meclis seçimlerine Şam bölgesinden katılma kararı almıştır. Onun karşısında ise Baasçıların öncülerinden Riyad Maliki vardır burada da Keftaro dalga kırıcı bir rol oynamış ve Sıbai’nin karşısında Baasçı aday Riyad Maliki’yi desteklemiş ve Maliki çok az bir oy farkıyla kıl payı seçimleri kazanmıştır. Bu bir kırılma anı olmuş ve Baas’ın yükselişine zemin hazırlamıştır. Bu yükselişte aslan payı Ahmet keftaro’ya aittir. Buti, Keftaro, Ferfur aileleri ve Bessam Defdaa gibi isimler vakıflar bakanlığına muvazi veya paralel dini yapıları temsil ediyorlardı. Veya bakanlığın taşeronu haline gelmişlerdir. Bu yapılar Camiye anlayışında ilim talebeleri yetiştirdiler. Bunların en meşhurlarından birisi kraldan fazla kralcı Emevi Camii Hatibi Memun Rahme’dir. Sürekli olarak Türkiye’ye sataşmayı hutbe konusu haline getiren, edinen Memun Rahme Emevi Camii minberinden Camiye anlayışını seslendirmiştir. Bununla birlikte akıbeti Mısırlı Camiye akımın öncülerinden Muhammed Raslan’ın durumuna benzemiştir. Muhammed Raslan da Sisi destekçiliğinde Sisi’yi geçtiğinden Vakıflar Bakanlığı tarafından vaaz ve hutbe vermesine yasak getirilmiştir. Memun Rahme’nin de rejim lehine benzer bir şekilde benzin kuyruklarının faziletlerini, faydalarını ahlatması bardağı taşıran son damla olmuştur. Esat’ı savunurken Memun Rahme alay konusu olmuş bunun sonucunda gözden düşmüş, Emevi Camii hatipliği makamını kaybetmiştir. Keferbatna’da Ebubekir Sıddık Camii hatipliğine kaydırılmıştır. Benzin kıtlığı nedeniyle benzin kuyruklarını rejim lehine tevil ederek şunları söylemiştir: “Benzin krizi ve kuyrukları, eğlence etkinliklerine dönüşmüş ve halk kesimleri ve bireyleri arasında tanışma ve kaynaşmaya vesile olmuş, sosyal ilişkilerin gelişmesine katkı sunmuştur. Halkın fertleri saatler boyunca kuyrukta kalarak birbirleriyle münasebetlerini geliştirmişlerdir…” Meseleye bir de iyi tarafından bakın demek istemiştir.

Yarı meczup ve Esat çarpığı olan veya şebbih ulemadan sayılan Memun Rahme gitmiş ama yerine Camiye akımından patronları gelmiştir. Onun yerine nöbetleşe olarak Emevi Camii hatipliğini asaleten Tevfik Buti, Hüsamettin Ferfur, Abdulfettah Bezm, Beşir Abdulbari, Adnan Afyoni, Şerif Savvaf deruhte edecektir. Ayrılırken Memun Rahme yerine gelenlere de verip veriştirmiştir.

Son sıralarda Memun Rahme hatta Başmüftü Ahmet Bedreddin Hasun gibi gözden düşenler geri plana çekildiler. Bu isimler çizmeyi aşsalar da sonuçta Buti gibi inisiyatif sahibi değillerdi. Buti’yi onlardan ayıran bir husus hapse düşen İmadüddin Reşid gibi talebelerinin izini sürüyor, sahip çıkıyor, lehlerinde girişimlerde bulunuyordu. ‘Ma meleket eymanuhum’ gibi İslam’a ilişen dizilere karşı çıkmıştır.

Muhammed Said Ramazan el Buti gelenekçi bir alim olarak Muhammed Habaş gibi reformculara karşıydı ve bu yönde devlete de yön vermeye çalışıyordu ama siyasi meslekte tefrit ehli arasına girmiş ve bu suretle diğer alandaki kazanımlarına da gölge düşürmüştür. Bir tarafta düz tuttuğu çizgi öbür tarafta yamulmuş ve bozulmuştur.

Suriye ile Lübnan’da Ahbaş akımı ile Suriye’de ulema hareketinin kalıntıları Selefi olmasalar hatta Selefiliğe karşı olsalar da onların en azından Camiye kısmıyla ortak paydaları var.

Bitirirken şöyle söyleyebiliriz: Camiye anlayışı ve akımları farklı tonlara, çıkış noktalarına sahip olsalar dahi sonuçta müstebitlerin hizmetindeki din anlayışı temsil etmektedirler.

 

 

 

Mustafa Özcan/Fikriyat

Google+ WhatsApp