Camiye Bizans Bayrağı asan Rum Kesimi bundan başka neler yapıyor?

Camiye Bizans Bayrağı asan Rum Kesimi bundan başka neler yapıyor?


Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde geçen hafta iki korkunç provokasyona imza atıldı. Limasol’daki Köprülü İbrahim Ağa Camii’ne molotof kokteyli saldırısı yapılarak duvarlara İslam ve Türk karşıtı bayrakların asılmasının ardından Larnaka’daki Tuzla Camii’ne Bizans bayrağı asıldı.

Öncelikle bu tahriklerin İzmir’de ezan sisteminin hack’lenerek bazı camilerden Çav Bella çalınmasının ardından gelmesini dikkate değer bulduğumu ve aralarında bir ilişki olup olmadığının araştırılması gerektiğini söylemeliyim.

Bunu not düştükten sonra, Kıbrıs Rum Kesimi’nin bu provokasyonlarının küçük bir çocuğun dahi anlayabileceği şekilde, sadece ırkçı ve faşizan bir tutum olmadığını bir kez daha belirtelim. Zira, bu tahriklere, Yunanistan’ın Türkiye’yi savaşla tehdit etmeye kalkmasını da eklemek gerek.

Tüm bunlar yıllardır Ege’deki deniz ve hava sahasındaki kışkırtmalarına devam eden, Kıbrıs sorununu çözmek istemeyen ve azınlıklara yönelik ayrımcı tutumunu sürdüren Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ninDoğu Akdeniz’deki tek taraflı faaliyetlerinin, Türkiye’nin son yıllardaki hamleleriyle önünün kesildiğini fark etmesine bağlı. Yani, Türkiye’yi kışkırtıp AB’nin dikkatini bölgeye çekerek yeniden kuzu postuna bürünmüş kurt gibi davranmayı hayal edenler yeniden vites yükseltiyor diyebiliriz.

Bilindiği gibi, T.C. Dışişleri Bakanlığı geçenlerde BM’ye bildirilen Doğu Akdeniz’deki deniz sınırları içinde, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) sismik araştırma ve sondaj ruhsat başvurusunda bulunduğu yeni ruhsat sahalarını gösteren bir harita yayımladı. TPAO, KKTC ile daha önce Türkiye ile KKTC arasında yapılan anlaşma kapsamında Akdeniz’de Türk Karasuları dışında sahip bulunduğu, pafta numaraları belirlenmiş ruhsat sahalarında yedi adet ilave petrol sahası için başvuruda bulunmuş, bu konuya ilişkin karar 30 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.

Seville haritasındaki gibi şekillenen sınırlandırmalarla Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de Antalya körfezine hapsetmeye ve KKTC’nin haklarını elinden almaya hazırlananlar, Türkiye’nin kararlı politikaları nedeniyle artık bunu yapamayacaklarını görüyor ve öfkeden çıldırıyor.

Tüm adanın çevresini 2003’te kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ilan eden Kıbrıs Rum Kesimi, bu bölgede yıllardır yaptığı gibi tek taraflı, başkalarının haklarını yok sayan hayalperest politikalarını artık yürütemeyecek. Bu nedenle bir yandan Türkiye’yi tehdit edip AB’ye şikayet ediyor, Türkleri ve Müslümanları kışkırtmaya çalışıyor; öte yandan ise KKTC’nin ağzına bal çalmaya çalışıyor.

Şöyle ki, Kıbrıs Rum Kesimi lideri Nikos Anastasiadis, bu hafta Politico’ya verdiği açıklamada, AB'nin yasa dışı olarak tanımlamasına rağmen Türkiye'nin Kıbrıs açıklarında petrol ve doğal gaz arama çalışmalarını sürdürerek çok ileri gittiğini söylerken Doğu Akdeniz'deki agresif tutumunu sonlandırmaması halinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday ülke statüsünün düşürülmesi gerektiğini iddia ediyor; öte yandan da söz konusu röportajda, “bölgede olduğu düşünülen doğal gaz yataklarının adil bir şekilde bölünmesi şartıyla ve Ankara’nın, enerji arama haklarını tanıdığı takdirde Kıbrıslı Türklere gaz gelirlerinden pay” teklif ediyor.

Yıllardır KKTC vatandaşlarının doğal kaynaklar üzerindeki haklarını yok sayan Rum Kesimi’nin lideri Anastasiadis’in, bugün “Kıbrıslı Türklere gaz gelirinden pay” teklif edebilecekleri gibi bir imayla hiçbir anlamı, gerçekliği olmayan bir yoklama yapmasının, KKTC’nin Türkiye’yle arasına mesafe koymasını ve Doğu Akdeniz’de TPAO’ya verdiği kendi ilan ettiği ruhsat sahalarındaki doğal gaz arama ve sondaj faaliyetlerini sonlandırmasını amaçladığı gayet açık.

Burada, Anastasiadis’in “Ekim ayında Kıbrıslı Türkler sandık başına gidecek ve Mustafa Akıncı yeniden seçilirse, adanın iki yakası arasındaki yeniden birleşme müzakereleri “kesinlikle” devam edecek” şeklindeki sözlerini de not düşelim. Bu açıklamadan Akıncı’nın bu tür tekliflere açık olduğu sonucunu çıkarmak istemem ama Akıncı’nın bu zamana kadarki karnesini düşünürsek, Anastasiadis’in ifadelerini bir kenara yazmak gerek.

2004’te Türklere bazı haklar tanıyan Annan planına referandumda %65’le “hayır” diyen,  bugün hala anlaşma şartlarına ilk olarak “Türk askerinin Ada’dan çekilmesi” şartını koyan, KKTC ve Türkiye’nin bağlarını koparıp KKTC’yi yalnızlaştırmayı ve Türkiye’yi izole etmeyi planlayan Rum Kesimi, daha 2017’de Enosis referandumunun yıl dönümünün okullarda kutlanması kararı alarak “Kıbrıs ve Yunanistan’ın birleşmesi” demek olan Enosis hayalini sürdürdüğünü gösteren Kıbrıs Rum Kesimi’nin ve de Yunanistan’ın son kışkırtmalara bakarak ne kadar samimi olduğunu varın siz tahmin edin. 

Doğu Akdeniz’de bunlar olurken, Türkiye’de İstanbul’un Fethi’nin yıldönümünde Ayasofya’da Fetih Suresi’nin okunması ve Ayasofya’nın ibadete açılmasına yönelik adım atılması, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne verilen bir mesaj olarak okunmalı. Bu şu demek; Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin tüm kışkırtmalarına, tehditlerine ve sinsi planlarına rağmen, Türkiye Doğu Akdeniz’de ve diğer konularda sürdürdüğü politikasına devam edecek. Ta ki onlar, Türkiye’nin, KKTC’nin ve Yunanistan’daki azınlıkların haklarını teslim edene kadar…

Google+ WhatsApp