Büyük sarsıntı

Büyük sarsıntı


Bu, bir deprem değil, sel, çığ, tsunami felâketleri değil. Küçük bir bölge belde, il ve ülkeyi değil, dünyayı kuşatan bir felâket. Geçmiş dönemlerde yüz yıllarda salgın hastalıklar belli yerlerle sınırlı kalırdı. Veba ve diğer hastalıklar gibi...

 

Dünyayı kuşatan bu büyük salgın insanlığı tehdit altına aldı. Korku büyük. Büyüklüğünün karşısında korkunun da olması doğal.

 

Dünyayı saran büyük bir belâ. İnsanlığı tehdit eden, giderek kurbanları artan, yeterince önlem alınamayan, hızla yayılan büyük bir belâ. İnsanların güçleri, paraları, konumları, saltanatları karşı koymaya yetmiyor. Bir bulaşmayıversin anında etkisi altına alıyor.

 

Dünya durdu, dönmüyor âdeta. Sokaklar, caddeler insansız. Camiler, alışveriş merkezleri boş. Ezanlar okunuyor, camiler cemaatsiz. Cenazeler sessiz sedasız kalkıyor. Komşular birbirlerine kapılarını açamıyor. Bir Allah’ın kulu diğeriyle görüşemiyor.

 

Bu büyük illet anlık bir dokunmayla bulaşıyor. Gelen haberler böyle. İnsan kibrinin, böbürlenmesinin yerle bir olduğu bir zaman. İnsanlar birbirlerine ancak dua edebiliyor, hayırla anıyor. Kimsenin kimseye kötülük yapabilme gücü bile kalmadı.

 

İnsanlar evlerinde, aileleriyle. Belki de uzun bir süredir ilk kez baş başadırlar, sohbet ediyor, birlikte çay içebiliyorlar. Kızlar ve anneleri birlikte hazırlık yapıyor, sofra kuruyorlar. Ekmekler evde pişiyor, ellerinden gelebiliyor. Belki de tek eğlenceleri televizyonlar. En azından bir sohbet edebilme ve konuşabilme ortamlı var. Herkes birbirine daha sıkı sarılmış durumda. Birbirlerine daha çok titizleniyorlar.

 

Genç kızlarımız ve oğullarımız ilk kez bu kadar kitaba yoğunlaştılar. Sosyal medyadaki paylaşımlarından anlaşılıyor.

 

Hayat durdu, üretim durdu, insanî hareket durdu. Ancak bu kadar çaresiz kalınabilir. Uluslararası ilişkiler, seyahatler, gerilimler, kavga ve çekişmeler durdu, rekabet hırsı kalmadı.

 

Dışarıda yağmur var, mart ayının son günlerinde havalar soğuk. Pencerelerden bakarak dışarıdaki hayatı anlayabiliyoruz. Deyim yerindeyse pencerelerden burnumuzu dahi dışarı çıkaramıyoruz.

 

İnsanın bu kadar çaresiz olduğuna ancak şu zamanda tanık olabildik, yaşıyoruz.

 

Masal anlatabilecek yaşlılarımız zaten bu dünyadan çoktan çekip gitti. Sonrakiler ne masal bilir, ne hikmetli sohbetler bilir.

 

Kimi şeylerin ve durumların ne kadar anlamsız olduğu ancak bugünlerde anlaşılabiliyor.

 

İnsanın düşünme zamanı, aradaki gerilimlerin ne kadar anlamsız olduğunun göstergesi.

 

İnsanın sığınacağı bir tek şey kalıyor: Allah. Gerçek güç sahibi o, ancak O›ndan medet umulur, O›na sığınılır. Şimdiye dek inandığı, bağlandığı şeylerin hiçbirinin bir hükmü yok.

 

İnsanın insana bu kadar muhtaç olduğu bir başka zaman olmadı. Birbirine ne kadar ilgisiz olsa da, birbirisiz olamayacağını anladı.

 

Yeryüzü bir karantina.

 

En güçlü ülkelerin güçsüzlüklerinin ve çaresizliklerinin en belirgin olduğu bir dönem.

 

İnsanın insan yardımına bile koşamadığı, derdine çare olamadığı bir dönem.

 

Tarih yeni bir yüz yıl oluşturuyor. Korona öncesi ve sonrası gibi.

 

İnsan felâketlerden öğüt alır mı, ders çıkarır mı, bir anlam verir mi?.. Bugünler elbette geçecek er ya da geç. Büyük bir sarsıntı bırakarak. Düşünmeye ve inanmaya zamanı olur mu bilinmez. İnsanların zihin dünyaları çok karmaşık. Felâket anlarında sığınır ve yakarır ama geçince her şey unutulur, biliriz.

 

Tedbir, korunma, sakınma ve sabır. Sabır en büyük manevi güç. Sığınma ve yakarma da.

 

Allah kerim, Allah Rahim.

 

Dua ve niyazdayız: Ya Settar… Ya Muin…

 

Bu da geçer Ya Hû…

Google+ WhatsApp