Büyük Koro

Büyük Koro


Her yönüyle şamatası yüksek bir dünyadayız. Boğucu bir ortam. İnsanlığın çıkmaz yolları.

Hemen her yanda yüksek sesli korolar var. Koroların kurgulayıcıları, yöneticileri, icra şefleri, sanatçıları, dublörleri bir genel yapı. Bir de izleyen kitleler.

Yabancı olunan bir kültür kendi dünyasını yüksek sesle hayata uyarlıyor. Belli bir ritmi var. Buna ayak uyduranlar keyif alıyorlar elbette. Büyük oluşlar ve durumlar genelde aristokratlara. Halk kesimi için bir anlam ifade etmiyor. Dünyayı çekip çevirenler de üst katmandakiler. Kimi bunlara ayak uydurur o ritme katılır, kimileri içinde yaşayarak yer alır. Doğrusu teknik bilgilerine hâkim olmadığımız için ayrıntılara girmeyeceğiz. Konumuz farklı. Buradan bir çıkışla farklı bir alana geçiyoruz.

Bizi ilgilendiren biziz. İnsanımız. Medeniyet dairemizde yer alanlarımız, yani kendimiz. Müziğimiz de hayat anlayışımız da kendi ruhumuzdan doğmadır. Onu uyarlarken yenileyerek geliştirme. Hayat, durağanlaşmayı değil sürekli yenilenmeyi gerektiriyor. Değişmeyi asla değil. Değişim farklılaşmadır, bir başka şeye dönüşmedir. Franz Kafka’nın değişim ya da dönüşümündeki Samsa gibi böceğe dönüşmedir. Bu insanı kendi olmaktan çıkarır. Bir süre sonra farkına varılır ama iş işten geçer. Böcek olduktan sonra ya ayak altında ezilir ya da bir şeyin arasına sıkışır ve mürt olur. O zaman bir faraşa süpürülür çöpe atılır.

Toplumsal değişimlerin sonu büyük bir yıkım. Batı düşüncesine kapılanların sonları hep aynı. Ne onlar gibi ne de kendileri olabiliyorlar. Kendilerini onlar gibi sanıyorlar ama asla onlardan olamıyorlar. Onlar zaten o hâlleriyle bile kabul etmiyor. Batı ruhu kendine bakar. Sadece kendileri beyazdır ve üstün ırktır. Çünkü onlar Ari ırkından.

Onların korosuna kapılanlar kendilerince bir koro oluşturuyorlar. Bu, kuru bir gürültü ve cazırtıdan başka bir şey olmuyor. Yüksek volümlü çıkışları sadece kendilerini mutlu eder. Kitlelerin çok da umurunda olmuyor. Hem halktan yana görünürler hem de üst olma iddialarından vazgeçmezler. Halkçıdırlar ama halk değildirler. Bunu siyasal anlamda söylemiyorum. Hemen her kesim için geçerli bir durum. İster sağ ister sol veya başka bir şey olsunlar fark etmiyor. Sonuçta muhafazakârlar da aynı konumdadırlar. Kendi korolarını oluştururlar yüksek volümle yapacaklarını yaparlar ya da icra ederler.

Bu büyük şamata içinde insanların asıl yollarını bulmaları zordur. Büyük milletin geleceğini onlar yönlendirirler, kendilerine uygun olsun isterler. Kendileri davadırlar, idealdirler veya tek seçenek. Mevsimine göre kar ya da yağmur sadece kendileri için yağsın dilerler. Sadece kendine özgü ve kendi şarkılarını söylerler.

Yerlilik ruhu hiç önemli değil. Rengi ve tonu çağrıştırsa özün kendisi olmadıkça hiçbir anlam ifade etmez. Bulunulan yer çıkarlarla sınırlı. Çıkarı bitince yeni bir arayışa girerler. Kendi öz çizgilerinde kalma, kendilerine yenileme değil değişmeyi tercih ederler.

Milletimiz öz ruhunu öyle ya da böyle koruyor. Dalgalananlar ve kapılanlar zamanı ve yeri gelince aslına dönerler. Bu, belki zaman alabilir. Ancak yaşanan süreç büyük bir tahribata neden olur.

Biz bu zamanı, bu çağı yaşıyoruz. Sorumluluklarımız bugün için. Bugünü yarına biz taşırız, yarın bir başkası bunu sürdürür. Geçmişten beri bu böyledir.

Bizim oluşumumuz kendimize özgü. Büyük gürültü çıkarmaz, daha doğrusu gürültü çıkarmaz. Sakin, sabırlı, insan gönlüne hitap eder, insanı kazanmaya bakar. Ürkütmeden, korkutmadan ve incitmeden. Bu büyük senfoni içten içe derinden derine ruha işler. Sanatı bunun üzerine kurulu. Hayat anlayışı bunun içinde. İnsanı küçümsemez. Her birey değerli ve anlamlıdır. Büyük koromuzun aristokratları, üst insanları olmaz. Hayatı güzellikler üzere inşa eder.

Buğz elbette vardır. Bu nefret anlamına gelmiyor, uzak durma, onlarla olmamadır. Onları benimseme onların yanında bulunma dönüşmeye neden olabilir. Biz, biz olmaya bakalım.

Google+ WhatsApp