“Büyük bir duruma hazırlık” ne demek?

“Büyük bir duruma hazırlık” ne demek?


“Büyük bir duruma hazırlık” ne demek? Birileri Türk-Arap savaşı mı istiyor? Mekke-Medine kavgası başlar.. Seçim döneminde bölgemize dikkat!

 

 

Türkiye bugünden itibaren seçim atmosferine giriyor. AK Parti belediye başkan adaylarının önemli bir bölümünü bugün açıklayacak. Aslında İstanbul, Ankara ve birçok ilin belediye başkan adayları, İstanbul gibi bazı illere bağlı ilçelerin adayları zaten az çok biliniyor.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Şu bir gerçek: Bu seçim de, AK Parti ile diğer partiler arasındaki seçim yarışından çok AK Parti ne tür bir seçim süreci izleyecek, ne tür yenilikler yapacak, aday profilleriyle neyi gösterecek, siyasete yeni neler katacak soruları ana tartışma konusu olacak.

Kampanya döneminin ağırlık merkezi seçimden çok AK Parti söylem ve yöntemleri olacak. Bu da Türk siyasetinde AK Parti’nin söylem ve insan gücünün çok ileride olmasından kaynaklanıyor. Elbette bugünden itibaren bunları tartışıp bunları yazıp konuşacağız.

“Büyük bir duruma hazırlık” ne demek?

Ama; coğrafyamızda olup bitenlerden asla yüz çevirmeyeceğiz. Çünkü; kuvvetle muhtemel bu seçim döneminde oldukça radikal, Türkiye dâhil bütün bölgeyi etkileyecek gelişmelere tanık olacağız. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Umman’dan sonra Bahreyn’e yapacağı ziyaret, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gitmesi, BAE ve Körfez ülkeleri ile İsrail, S. Arabistan, Mısır arasındaki tuhaf trafik endişe verici işaretler sunuyor bize. Netanyahu’nun Bahreyn ziyareti için yapılan yorum şu:

Bu bir bölgesel savaş hazırlığıdır

“Bu ziyaret, başka bir Ortadoğu için büyük bir duruma hazırlıktır. Tarihin akışını değiştirmektir…” Bu nitelemeyi ben bölgesel savaş olarak okuyorum. Basra Körfezi ile Kızıldeniz arasındaki bütün ülkeleri kapsayacak bir bölgesel yangının ön hazırlıkları olarak okuyorum.

Yeni bir coğrafya inşası için, Türkiye’yi karşılarına alacak ve bölge dışına itmeye çalışacak bir eksen için, cepheler kuruluyor. Bu hazırlıkların sonuçlarını belki de bu seçim döneminde belirgin biçimde göreceğiz. Cemal Kaşıkçı olayı üzerine yaptığımız tartışmaların ana konusu, ekseni hep buydu.

Bütün bunların patronları belli: ABD, İngiltere ve İsrail. Bütün bunların ekonomi ve güç olarak ana üstlenicisi S. Arabistan. Kaşıkçı cinayetinin talimatını veren Veliaht Muhammed bu yüzden S. Arabistan’a lider yapıldı. Bütün bunların bölgesel trafiğini yürüten isim BAE Veliahtı Muhammed bin Zaid (Zayed).

Yüz yıl önceki işgal cephesi yeniden kuruldu. Görünüşte İran’ı cezalandırmaya dönük bu planlama tamamen Türkiye’yi bölge dışına itmeye, Anadolu’da sıkıştırmaya dönük dizayn edildi.

S. Arabistan bugününü ya da yarınını kurtarma konusunda karar vermeli

Projenin kilit ülkesi Suudi Arabistan, bugünü kurtarmak ya da geleceği kurtarmak arasında bir tercih yapmak zorundadır. Bugünü kurtarma derdine düşerse hem ülke hem de coğrafya mahvolacaktır. Veliaht’ı kurtarabilir, onda ısrar edebilir, bugünü geçiştirebilir ama geleceği kaybedecektir. Çünkü bunu yaparsa Suudi Arabistan tam anlamıyla “rehin alınmış ülke” haline gelecektir.

Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zaid üzerinden servis edilen proje, hem coğrafyanın imhasına, ondan önce de S. Arabistan’ın parçalanmasına kadar uzanacaktır. Özellikle Zaid’in Yemen, Suriye, Irak, Ermenistan, Somali, Sudan, Mısır gibi, Kızıldeniz-Basra Körfezi çevresindeki her noktaya yönelik operasyonları bir dış müdahaledir, bir büyük projenin altyapısının hazırlanmasıdır.

Onlar büyük cepheyi bize karşı kuruyorlar

Bu kişinin tamamen Türkiye’yi çevreleyecek şekilde her bölgeye müdahil olması, BAE planı değil, bir çokuluslu senaryodur. Yine bu kişinin terör fonlamaları, örgütler ve suikast timleri kötü bir geleceğin habercisidir. Birileri Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı kurulan cepheyi şimdi Türkiye’ye karşı kuruyor.

Bu senaryo BAE’nin parası, Suudilerin para ve gücü ile biçimleniyor. Projeyi uygulayanlar ise Zaid ile Muhammed bin Selman. Bunu da Ilımlı İslâm’la, Batı’ya şirin gözükmekle pazarlıyorlar. İsrail-Arap sorunlarını dondurarak hareket alanı kazanmaya çalışıyorlar. Özellikle de müthiş bir Türkiye düşmanlığını, Osmanlı düşmanlığını tahrik ederek, yeni tür Arap milliyetçiliği dalgası inşa ederek yapmaya çalışıyorlar.

Türk-Arap savaşı: Bu plan tutmaz!

Yeni eksenin arkasındaki akıl, Türk-Arap savaşı istiyor. Yüz yıl önceki senaryo yeniden sahneye sürülmüştür. Ama bunu başaramayacakları ortada iken bazı Arap yönetici elitlerin bu yönde seferber olması büyük bir talihsizliktir. Zamanı geldiğinde bu çevrelerin kendi siyasi geleceklerinin yok olacağını hep birlikte göreceğiz.

Görmeye de başladık bile. Türkiye bütün bu hesapları bilmekte, buna göre adımlar atmaktadır. Bu oyuna gelmeyecektir, gelmeyeceğini de göstermiştir. Türkiye’nin oyuna gelmediği bir yerde de coğrafya ölçekli hiçbir hesap tutmayacaktır.

Riyad’ın siyasi körlüğü: Tehlike kapıya dayandı

Daha da önemli bir şey söyleyeyim: Bütün bunlar Riyad yönetiminin siyasal körlüğü üzerinden uygulama sahası buluyor. Bu körlüğün bedelini Suudi halkı ve ülkesi ödeyecektir. Tehlike altında olan bu ülkedir. Suriye’den sonra açık hedef olacak olan bu ülkedir. Bizzat iki Veliaht üzerinden tuzak kurulan ülke bu ülkedir.

Tehlike Suudi sınırına dayanmıştır. Arap ülkeleri bugüne kadar kendilerine yönelen hiçbir uluslararası tehdidi savuşturma gücünü ve inisiyatifini gösterememiştir. Bunun sebebi Batı’ya bu denli bağımlılık ve siyasal körlüktür.

Coğrafyanın tamamına yönelen Batılı planların bütününü algılayamamaktır. Sadece ABD ve Batılı ülkelerle iyi ilişkilerin kendilerini kurtaracağına inanmalarıdır. Oysa bu, yüzlerce yıllık bir hesaptır, iyi ilişkilerle yönetilebilecek bir süreç değildir. Âkil bir gelecek perspektifi olmadan bu işin üstesinden gelme imkânı yoktur.

Arap-Fars sınırı Suudi sınırına kadar geriledi

Şu an Suudi Arabistan inanılmaz bir şekilde oyun alanına, talan alanına çevrilmiş, bu da Riyad’ın şaşkınlığını daha da artırmıştır. Öyle ki, Veliaht krizinden bile çıkabilecek inisiyatifi geliştirememektedir. Bunu yapamazsa bir sonraki adımı veya adımları atamayacağını görememektedir. Bu kadar yara almış bir Veliaht’ın S. Arabistan’ın başına geldiğini düşünün. Bu ülkenin uluslararası alanda yeri neresi olacaktır? Riyad yönetimi bunu bile görememektedir.

1991 Körfez Savaşından bu yana, coğrafyadaki hezimetler Suudilerin siyasal körlüğü üzerinden biçimlenmiş, uygulanmıştır. Arap-Fars sınırındaki hareketliliğe dikkatle bakınız. 1991’e kadar Irak-İran sınırı Arap-Fars sınırıydı. Şimdi bu sınır S. Arabistan sınırlarına kadar gerilemiştir.

Mekke-Medine üzerine şimdiden kaygı duyulmalı

Çok ciddi biçimde Mekke-Medine tartışmalarının yaklaştığını hissediyorum. Türkiye ve diğer Müslüman ülkeler, özellikle son Kudüs gizli anlaşmasından sonra bu iki kutsal bölge üzerinde siyasal düşünceleri şimdiden zihinlerinde de olsa olgunlaştırmaya çalışmalılar. Zira Batılılar bunu bizden önce senaryolaştırmaya başladı bile.

Biz yerel seçimlerle meşgulken bölgemizde çok hızlı gelişmelere tanık olacağız. Ama Türkiye içeriye kapanıp dışarıyı unutan bir ülke olmaktan çoktan çıktı. Böyle bir düşünceleri varsa, işe yaramayacaktır.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp