Büyük Anneden Toruna (1)

Büyük Anneden Toruna (1)


Büyük Anneden Toruna (1)

 

 

Sevgili Ali Hür;

Bu sabah kalktığımda evimizin önündeki erik ağacının kar beyaz çiçeklere büründüğünü fark ettim. Başımı yavaşça kaldırdım ve kış boyunca şiddet soğuğa ve kara dayanabilmek için toprağa kuvvetle tutunan bütün ağaçlara, bahara gülümseyen papatyalara, nefti yeşil çimenlere selam verdim. Küçücük cüssesiyle ibretlik bir mücadele veren karancılara baktım. Sonra annenin çocukluğunda sohbet ettiği o karınca ailesini hatırladım. O zamanlar teknoloji bugün olduğu kadar yaygın değildi. Cep telefonları sadece iş adamlarının, ekonomik düzeyi yüksek kişi ya da kişilerin sahip olabileceği bir araçtı. Günümüzde genç bireylerin bağımlı hale geldiği bilgisayarlar şu an olduğu kadar yaygın değildi. O yüzden çocuklar mevcut şartlar dâhilinde oynamaya ve akranları ile birlikte vakit geçirmeye çalışırlardı. Parkların önünden geçerken çocuk sesleri işitirsiniz. O zamanlar insanlar birbirlerine bu kadar yabancı değillerdi…

Annen dört yaşlarındayken birlikte parka gitmiş ve orada bir karınca ailesi ile tanışmıştık. Ailenin fertleri ön safta yürüyen ana karıncanın arkasında disiplinli bir ordu gibi yürümekteydiler. Ağızlarındaki küçücük kırıntılar onların işini hayli zorlaştırıyordu.  Aralarından birinin ayağı aksıyordu. Ama ağzındaki kırıntıyı hiçbir şekilde bırakmıyor bütün meşakkatleri aşarak hedefine ulaşmaya çalışıyordu. Annen, “Şimdi bunlar nereye gidiyorlar” diye sorduğunda ona makul bir cevap verebilmek için düşünmüştüm. Sonra hayalimde oluşturduğum hikâyeyi ona şöyle aktarmıştım:

Karınca ailesinin en büyük ferdi sabah olduğunda eşine, çocuklarına ve torunlarına gün içinde yiyecek bulabilmeleri için neler yapmaları gerektiğini söylüyor. Onlara tehlikelerden nasıl korunmaları gerektiği konusunda bilgi veriyor. Yiyeceklere nasıl ulaşabileceklerini anlatıyor. Sonra en önde kendisi olmak üzere hep birlikte yola çıkıyorlar. Karıncalar yol boyunca ebeveynlerinden öğrendikleri kuralları harfiyen uyguluyor ve küçük kırıntıları dahi değerlendiriyorlar. Her biri cüssesine uygun bir kırıntı buluyor ve kervana katılıyor. Kervanda büyük bir dayanışma var. Yükünü taşıyamayanlar diğerleri tarafından yardım alıyor ve hep beraber yola devam ediyorlar. Aile fertleri eve geldiklerinde yiyecekler istifleniyor, herkes karnını doyuruyor ve ertesi gün erken kalkabilmek için uykuya dalıyor.

Sevgili Ali Hür,  baharla birlikte yeşeren tabiat, içinde onlarca canlıyı barındırıyor. Fakat benim dikkatim yine küçücük cüsseleriyle toprağı yararak yürüyen karıncalara takılıyor. Ve sana onların hikâyelerini anlatacağım günü sabırla bekliyorum.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp