Buruk bir veda

Buruk bir veda


17 yaşında Anadolu’nun küçük bir ilçesinden İstanbul’a gelmiş ve davaları hak olan ablalarımla tanışma şansı bulmuştum. Hatırlarsınız o zamanlar dindarlar laik kesimin ağır baskı ve dayatmaları altında kimliklerini, duruşlarını ve tavırlarını korumaya çalışmaktaydılar. İkamet ettiğim Fatih’te hemen her mahallede ilmi çalışmaların yapıldığı bir ev, bir kurs ya da bir dernek olurdu ve insanlar İslam’ı doğru anlayabilmek ve yaşayabilmek için çaba gösterirlerdi. Medrese eğitimi alan çocuklar ahlaki değerleri içselleştirebilmek için özel eğitime tabi tutulurlardı. İskenderpaşa’da ise Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin etkisi hâkimdi, çoğunluğu üniversite öğrencisi olan genç bireyler laik kesimin dayatmalarına rağmen duruşlarından ödün vermemek için büyük mücadeleler vermekteydiler. Rahmetli Süreyye Yüksel ablamız ise tevazu ve samimiyet kokan evinde kuran eğitimi veriyor ve yüreklerimizdeki cihat ruhunu canlandırarak İslam’ın aynı zamanda bir hareket olduğuna işaret ediyordu. Müslümanların sadece camilerde değil, ülke yönetiminde, eğitimde, sağlıkta, camide, üniversitede ve hayatın her safhasında seslerini duyurmaları gerektiğini savunan ve bunun için çaba gösteren Erbakan hocamızın desteği ise hepimiz için moral kaynağı oluyordu.

Laik kesimin baskı, dışlama ve ötekileştirme eylemleri karşısında bizlere öncülük eden ve nasıl davranmamız gerektiği noktasında yön gösteren ablalarımızın omuzlarında taşıdıkları yük daha da ağırdı. Mürşide Uysal ablamızı da bu dönem tanımıştım. Kendisi İslam’a uygun çocuk eğitiminin nasıl olması gerektiği noktasında çalışmalar yapıyor ve bu çalışmaları kitaplaştırarak ağır bir yükü sırtında taşıyordu. Zira o dönem eğitim sistemi laik kesimin etkisi altındaydı ve çocukların okullarda Kur’an, sünnet ve ahlaki değerlerle tanışma şansları hiç yoktu. İslam’ın değerlerini çağın gerisinde kalmış atıl değerler olarak lanse eden bir zihniyetin baskılarıyla karşı karşıyaydık. Bu şartlarda bırakın toplumun evlatlarını kendi çocuğunuza dahi İslami eğitim vermeniz bir suç olarak görülmekteydi. Mürşide ablamız o günün şartlarında yaptığı değerli çalışmaları ile okul öncesi dönemdeki çocuklara ulaşarak onlara Allah ve Peygamber sevgisini, adalet ve paylaşım değerlerini aktarmaya ve doğru bir bakış açısı kazandırmaya çalışmış bir büyüğümüzdü. İnsanlarımız çocuğun eğitimine genellikle ilkokul çağında ya da ergenlik döneminde başlar ve onları hayata kazandırmaya çalışırlar. Okul öncesi dönemin önemi ise hep göz ardı edilir. Oysa çocuklar iyi ve kötü kavramlarını bu dönem öğrenir ve bunun bereketini gelecek yaşantılarında görme fırsatı bulurlar. Çocuklar okul öncesi süreçte hak ve adalet kavramlarını öğrenerek diğerlerinin haklarına riayet eder ve paylaşımın tabi bir durum olduğunu kavrarlar. Mürşide Uysal çocuklukların kalplerine ulaşmış bu konuda yapmış olduğu çalışmaları ile çocuklarımızın etkin bir öğretmeni olmuştu. Kendisini ziyarete gittiğimde bu çalışmalarından bahsetmiş ve tavsiyelerde bulunmuştu. Mürşide ablamız tevazu sahibi, şefkatli, kucaklayıcı bir yapıya sahipti ve kapısını çalıp toplumun sorunlarını, eğitim alanında yapılması gereken hususları rahatlıkla istişare edebilirdiniz. Kendisi sadece ahlaki eğitime yaptığı katkıları ile değil duruşu ve şahsiyetiyle de her zaman hatırlayacağımız ve dualarımızda yer alacak olan ablamız Mürşide Uysal geçtiğimiz gün Covid-19 nedeniyle hayata veda etti. Rabbim onu rahmetiyle kuşatsın ve Resulullaha komşu kılsın.

Google+ WhatsApp