Bunların anladığı dil; “Zırtoo”dur!

Bunların anladığı dil; “Zırtoo”dur!


Baroların direniş gösterdiği ilk yasa değişikliği, dün TBMM’de görüşülmeye başlanılan Avukatlık Kanunu’ndaki baro seçimleri ile ilgili düzenlemeler olur, “Adamları hepten de ötekileştirmeyelim, bir dinleyelim, bakalım ne anlatıyorlar” deriz.

Daha önce her şeye itiraz etmemişlerdir, “Bir kulak verelim, bakalım hangi iddiada bulunuyorlar” deriz..

Arada sırada “Bakın bu çok iyi oldu. Teşekkür ederiz” açıklamaları vardır, “Hakkı teslim ediyorlar, adaletli insanlar” der, istişare etmeye çalışırız..

Ama adamlar..

Tarihleri boyunca..

Dindar yöneticiler ne değişiklik yapmak istemişlerse..

Ne yenilik getirmek istemişlerse..

Hepsine karşı çıkmışlar..

İtiraz edemeyecekleri güzelliklerde ise, “Bir teşekkür”ü bile ifade etmemek için 40 takla atlamışlar ise..

Biz bunların, gündemdeki değişiklik hakkında ne düşündüklerine, niye bakalım ki?

Çok daha eski yıllardan örnekler getirebiliriz ama..

Yakın tarihten başlayalım. 

Afedersiniz, bu ülkede 27 Nisan muhtrası verildi..

Siz baroların, o muhtıraya karşı bir kınama açıklaması duydunuz mu?

Hayır..

Ne yaptılar? 

Kimisi çaktırmadan “Çok güzel olmuş” dedi..

Büyük çoğunluğu da, 27 Nisan muhtırası doğrultusunda düzenlenen Cumhuriyet Mitingleri’ne açıktan destek vererek, “Eşi başörtülü birisi cumhurbaşkanı seçilemez” dedi..

27 Nisan muhtırasına verdikleri destek bir yana..

Bu ülkede, 367 kararı tartışmasında..

Barolar çıksın söylesinler..

O rezil kararı savunmadılar mı?

“İlk iki turda seçilmek için gerekli 367 sayısı”nı..

“Toplantı yapabilmek için de 367 milletvekili gereklidir” şeklinde hokkabaz bir yorumla önümüze koyanlarla birlikte hareket etmediler mi?

Hukuk, savunma, adalet..

2020’de mi icat edildi bu kavramlar?

2007’de yok muydu, henüz keşfedilmemiş gerçekler miydi, bunlar?

Kimse bana maval okumasın, bu barolar, 367 hokkabazlığını savundular..

“Anayasa’nın cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmayı öngördüğü”nü söylediler..

“uzlaşma”nın da, çoğunluğu elinde tutan partinin göstereceği aday ekseninde değil, azınlıkta kalan CHP’nin razı olacağı bir adayın ekseninde olması gerektiğini söylediler..

Bunun için konferanslar düzenlediler, baro çatısı altında etkinlikler düzenlediler..

İstanbul Barosu çatısı altında yapılan konuşmalarda, “İktidar mensuplarının cumhuriyet kurumlarına karşı bilinen tutumu bilinmektedir. AKP’den çıkacak Cumhurbaşkanı; yargıyı, yasama ve yürütmeyle bütünleştirerek tümüyle siyasallaştıracaktır.. Bu da toplumda gerilimlere neden olacaktır” denildi..

Bakın bakın..

Taa 2007’lerde aynı mavalı okuyorlarmış..

Cumhurbaşkanını yıllarca onlar seçmişler..

Emekli generalleri o koltuğa oturtmuşlar..

O zaman sorun olmamış..

Şimdi AK Parti çoğunluğu elde edince, onlar cumhurbaşkanını seçemezlermiş..

Seçerse, cumhurbaşkanlığı siyasallaşırmış..

Sanki siyaset yeri değilmiş de..

Başka bir yermiş gibi..

Onu da geçtik..

367 kilitlenmesini aşmak için, AK Parti’nin gündeme getirdiği, “Cumhurbaşkanını halk seçsin” teklifine ne dediler?

Öyle ya..

“367 kararı”nı dayatırken, “Sadece bulunanların değil, bulunmayanların da dikkate alındığı çoğunluğu önemsemeliyiz” dediklerine göre..

Cumhurbaşkanını direkt halkın seçmesi ile ilgili değişikliğe hemen “İşte bu doğru bir teklif” demeleri gerekirdi, değil mi?

Sonuçta halka gidiyorsunuz, dolaylı olarak değil, direkt olarak halk çoğunlukla kimi seçmek istiyorsa, o cumhurbaşkanı oluyor..

Böyle bir teklife, barolar “Evet” dediler mi?

Ona da “Evet” demediler..

Çünkü biliyorlardı, halka gidilirse, kimin seçileceğini..

Bunu da geçtik..

2009’da, Yükseköğretim Kurulu, meslek lisesi mezunlarına üniversiteye girişte uygulanan ahlaksız katsayı zulmünü, kısmen düzeltmek istedi.. 

Öyle kökten falan değil, kısmen, katsayıyı indirmek istedi..

Bu barolar ne yaptılar biliyor musunuz?
İstanbul Barosu’ndan örnek vereyim..

Danıştay’a koşup, “iptal davası” açtılar..

Rezaleti görüyor musunuz?

Bu ülkenin çocuklarının eşit şekilde üniversite imtihanına girmesi için, bir değişiklik yapılıyor..

Haktan, hukuktan, adaletten bahseden İstanbul Barosu’nun o günkü soytarıları, koşup Danıştay’da dava açıp, “Meslek lisesi mezunları ile lise mezunlarını yaklaştıracak bir değişiklik yapılamaz. Bu hukuka aykırıdır” diyorlar..

Bakın bu vicdansızlar, dava dilekçelerinde ne yazdılar:

“Eğitim kariyerinde bilinçli olarak düz liseleri seçen öğrenciler katsayı uygulamasının kaldırılması ile haksız bir rekabetle karşı karşıya kalacaklar ve idari işlem objektiflik ölçütünün dışına çıkarak bir gurubu kayıran karar olacaktır.”

Ne kadar süslü sözler değil mi bunlar?

Aynen bugünlerde tekrarladıkları süslü sözcükler gibi..

O utanılacak dilekçe şöyle devam ediyor:

“Katsayı uygulaması, uygulandığı yıllar itibari ile klasik lise eğitimini seçen öğrenciler için de kazanılmış bir hakkın ellerinden alınması ve eğer aynı kontenjanlarla sınava girilecekse, hak ve nefasetin bu kesim aleyhine bozulmasına neden olacaktır.”

Rezalet..

Ahlaksızlık..

Vicdansızlık diz boyu..

Ve Danıştay da, İstanbul Barosu’nun dediği gibi karar veriyor.. 

Katsayı iki sene sonrasına kadar devam ediyor..

Devam edeyim mi?

Başörtü yasağında da, hangi vicdansızlıklara imza attıklarını anlatayım mı?

Gerek var mı?

Bence yok..

Bu ülkede, halkın iradesinin gerçekleşmesi için, hangi adım atılmışsa..

Hepsine karşı çıkan barolar..

Şimdi gelmişler, “Baro seçim sisteminin değiştirilmesi, hukuka aykırıdır” diyorlar..

Hukuk mu bıraktınız ülkede, hukuksuzlar?

Adalet mi bıraktınız, adaletsizler?

Vicdan mı bıraktınız, vicdansızlar?

Bırakın değişsin şu kanun..

Değişecek zaten..

Hukuka, adalete, vicdana gölge etmeyin..

Sizden başka ihsan isteyen yok!

Google+ WhatsApp