Bundan sonra ne olacak? 1

Bundan sonra ne olacak? 1


Pandemi sürecinde gündemden düşmeyen aşı konusu insanların zihinlerinde soru işaretleri bırakıyor. Mevcut şartlar dâhilinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan toplumlar ne oldu da öldürücü bir virüsle karşı karşıya geliverdiler? Ne oldu da dünya nüfusunun azaltılmasından ve çipli aşılardan söz edilmeye başlandı? Ne oldu da küresel sömürge imparatorluğunun piyonluğunu yapan bir şahıs aşıya vurgu yapmaya başladı? Bütün bu sorular bizi tek bir cevaba götürüyor: Kendilerini dünyanın efendileri olarak gören küresel elitler ilahlığa soyundular ve zorba kanunlarını dayatmaya çalışıyorlar.

Allah’ın varlık âlemine bahşettiği bütün imkânların, maden, petrol, altın, bitki, hava, su, toprak her şeyin kendilerine ait olduğu vehmine kapılan küresel eşkıyalar diğer insanları ağır silahlarla, açlık ve yoksullukla, öldürücü virüslerle, şaibeli aşılarla katledip dünya nüfusunu 500 milyon civarına indirmek, geride kalanları ise köleleştirmek istiyorlar. Zira tasavvurlarına göre yeni dünya düzeni ekseninde insanın yapacağı işleri robotlar yapacak, köleleştirilen fertler ise bu robotların bir versiyonu haline gelecek.

Dünyayı etki altına alan virüs bir anda ortaya çıkmış değil. Nitekim olayın kahramanı Bill Gates son bir kaç yıldır salgından bahsediyor ve salgın hastalıkların savaşlardan daha fazla insanın ölümüne neden olacağını ifade ederken rahat tavırlar sergiliyordu. Gates, son yıllarda beklenen bir pandemiye vurgu yapıyor ve adeta nabız yokluyordu. Fakat o günlerde kimse bu ifadelerin bu kadar büyük tehlikelere yol açabileceğini tahmin etmedi, kimse bu adamın işaret ettiği tehlikeyi ciddiye almadı.

Bill Gates 18 Mart 2015 tarihinde yaptığı TED konuşmasında bugünleri işaret ederek eboladan daha tehlikeli bir virütik salgının vuku bulacağını, dünyada 10 milyon insanı öldürebileceğini söylemiş ve bundan sonra virütik salgının nükleer tehditten daha yüksek riskler taşıdığını ifade etmişti. Söz konusu zat bu açıklamasından kısa bir süre sonra da England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir makalesinde bahsi geçen salgına karşı ancak bir aşı ile karşı koyulabileceğinden söz etmişti. Oysa bu kişinin daha evvel Afrikalı çocuklar üzerinde denediği aşılar fiziki arızalara, ölümlere, kısırlığa ve fark edilemeyen birçok tehlikelere yol açmıştı. Fakat kendini kurtarıcı olarak gören bu kişi kurbanlarına tercih hakkı tanımıyor, açlığa, yoksulluğa, yalnızlığa terk edilen halklar ise “hayır” diyebilecek cesareti gösteremiyor ve teslim oluyorlar.

Zulüm nerede ya da hangi coğrafyada ortaya çıkarsa çıksın yaydığı zehir bütün insanlığı etki altına alıyor. Hızla akan bir duman gibidir zulüm, uzağınızda zannedersiniz ama bir anda üzerinize yayılıverir. Nitekim görmekteyiz ki, dünyanın herhangi bir noktasında ortaya çıkan savaşlar, işgal ve katliamlar, açlık ve salgın hastalıklar çok geçmeden mahallemize ulaşıveriyor. Tehlike hepimizi, bütün insanlığı etki altına alıyor.

Küresel zorba imparatorluğu varlığını şiddet ve nefret üzerine kurmuş bir zihniyettir. Kendilerine ilahlık payesi biçen bu zihniyet dünyanın tekellerine verildiğini düşünüyor, diğerlerini ise hizmetlerine verilmiş köleler olarak görüyor. Ne yazık ki, bu şiddet odaklı zihniyetin güdümünde hareket eden toplumlar ne kendileri adına kurgulanan yaşam biçimlerine ne de sahipli köleliğe ve bahsi geçen şaibeli aşılara hayır diyebiliyorlar.

Peki, bu devran hep böyle mi dönecek? Bu çıkmazdan nasıl kurtulacağız? Ne yapabiliriz? Bütün yaşamını İslam davasına adayan ve Müslümanları ümmet bilinci ekseninde bir araya getirebilmek için 8 İslam ülkesi ile birlikte D-8’i kuran rahmetli Erbakan Hocamız kölelikten kurtulabilmek için İslam birliğinin şart olduğunu kuvvetle vurgulamış bir dava adamıdır. Müslümanlar ayrıştırıcı tavırlarından vazgeçip ilkelerini barış, adalet, hakkaniyet, üretim, paylaşım üzerine kuran İslam birliği ekseninde bir araya gelmeli ve dışa bağımlı olmaktan kurtulabilmek için çözüm üretmelidirler. Peki, bu mümkün olabilir mi? Elbette olur ancak bunun için İslam toplumlarının başına, lüks, gösteriş, şatafat ve hamaset odaklı kişiler değil ilim ve tevazu sahibi dava adamları gelmelidir.

Google+ WhatsApp