Bunak mı, profesyonel yalancı mı?

Bunak mı, profesyonel yalancı mı?


Aydın Doğan üzerinden dindar insanlara saldıran, kapının önüne konulunca da ciyaklayan bir gazeteci var.

 

“Tanımlamana uyan onlarca isim var” diyeceksiniz..

 

Evet doğru..

 

Şirin Payzın’dan başlayın, Nevşin Mengü’ye,  Ayşenur Arslan’a kadar onlarca isim var..

 

Kerameti kendilerinden menkul anlatımlarla, “Bu kanalı biz çok izlenir yapıyoruz. Nereye gidersek, orası çok izlenir” diyen bu tipler..

 

CNN’den sonra..

 

Çok değişik mecralarda boy gösterdiler.

 

Ama hiçbirisinde dikiş tutturamadılar.

 

Bu, işin bir yanı.. 

 

Esas önemlisi..

 

CNN’de çok daha fazla insana yaptıkları yalan bombardımanlarını, şimdi çok daha dar bir alanda yapıyor olsalar bile..

 

Yine yollarına, eski kaldıkları yerden devam ediyorlar.

 

Bunların içinde en yaşlıları olması hasebi ile, kendisine “Bunak” diye hitap edilmesinden rahatsız olan Ayşenur Arslan, hafta başında CHP’nin kanalında İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu’nu ağırlamış.

 

Soruyor 40 yıllık hukukçu Mehmet Bey’e:

 

“ ‘Bunak kadın’ demek hakaret sayılır mı?” 

 

İlk anda Mehmet Bey; barosuyla, gazetesiyle, televizyonuyla, tabipler odasıyla, mühendisler odasıyla oluşturdukları “İktidar, muhalefeti susturmak için suni davalar açtırıyor” algısının kendisi de tesiri altında kalarak..

 

“Ne kadar hakaret davası varsa, hepsini siyasi iktidar yanlıları açıyor.. Muhalifler ise, özgürlük istiyor.. Daha fazla özgürlük.. Daha fazla özgürlük!” diye düşünerek..

 

Ayşenur Arslan’ın, iktidar cenahından birisine “Bunak” dediğini, bu sebeple de Ayşenur Arslan’a hakaret suçlamasında bulunulduğunu sanıyor..

 

İlk andaki “Eeee”yi biraz da uzatarak, vakit kazanma operasyonundan sonra..

 

“Ayşenur Arslan’ı kurtaracak gerekçeyi buldum” diyor kendi kendine..

 

“Sanmıyorum, hakaret sayılabileceğini... Aynı zamanda tıbbi bir terim” diyerek, hakaret olmayacağını ifade ederken.. Kendisine tıp literatüründen de gerekçe getiriyordu...

 

Ayşenur Arslan, aslında kendisine böyle bir ifade kullanıldığını, dolayısı ile alması gereken cevabın “Suçtur. Cezalandırılması gerekir. Cezalandırılmazsa, korku toplumu oluşur” olması gerektiğinin beklentisi ile, karşısındaki hukukçunun(!) yapması gereken u dönüşünü birazcık rahatlatmak için devreye giriyor: “Ama bana diyorlar!”

 

Büyük hukukçu..

 

60 bin avukatın üye olduğu baronun başkanı, eski CHP İlçe Başkanı Mehmet Durakoğlu durumu hemen çakıyor ve biraz önceki sözünden çarkediyor: “Ha o zaman hakaret sayılır!”

 

Güler misiniz, ağlar mısınız, bilmiyorum..

 

Devam ediyorum, o mahallenin çarpık anlatımlarına..

 

Aynı Ayşenur Arslan, yine bu hafta içinde, CHP’nin Halk TV’sinde, 2015 yılındaki seçimleri değerlendiriyor:

 

“7 Haziran seçimlerinde AK Parti tek başına iktidar olma şansını, çoğunluğunu yitirince, hemen Bahçeli çıkmış, 1 Kasım’da seçim istemişti. Ne olmuştu o süreçte? Suruç oldu. Suruç’ta göz göre göre o çocuklar öldü. Ne oldu? Ekim’de Ankara’da Gar katliamı oldu, 1 Kasım’ın hemen öncesinde. Ne oldu? Ceylanpınar’da iki polis öldürüldü. Bölgeye yeni gönderilen iki polis..  ‘PKK yaptı’ dendi ve 1 Kasım’da AK Parti çoğunlukla çıktı.”

 

Şimdi buyrun..

 

Ayşenur Arslan’ın, kendisine “Bunak kadın” diyen kişiyi şikayet edeceği savcılıktan önce..

 

Biz bir değerlendirme yapalım..

 

“Acaba Ayşenur Arslan, ‘bunak’ ifadesini haketmiyor mu?”

 

Gerçekten de..

 

7 Haziran 2015 seçimleri ile, 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki dönemi, siz “Suruç’ta bombalı saldırı, Ankara Gar Meydanı’nda bombalı saldırı ve Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi ve ‘PKK yaptı’ diye gösterilmesi. Sonrasında da AK Parti’nin 7 Haziran’da tek başına iktidar olabilmek için gerekli oyu alamazken, 1 Kasım’da aması” diye özetlerseniz..

 

O iki seçim arasında, bu anlatılan olaylar eşliğinde yaşanılan çok önemli diğer olayları atlarsanız..

 

İki polisin şehit edilmesi, PKK tarafından üstlenilmişti ama..

 

Ayşenur Arslan ve ekibi, her daim PKK’yı masumlaştıracakları için..

 

“PKK değil, devlet yapmış olabilir” demelerine şaşırmaya gerek yok..

 

Ama atlanan diğer olaylardan birkaçını hatırlatalım..

 

Bakalım, Ayşenur Arslan, “Bunak” denilmeyi hakediyor mu, haketmiyor mu:

 

“26 Temmuz: Diyarbakır’ın Lice ilçesinde askeri konvoyun geçişi sırasında bomba yüklü araç patlatıldı. Saldırıda iki asker şehit oldu, 4 asker de yaralandı.”

 

Devam ediyoruz:

 

“27 Temmuz: Muş’un Malazgirt ilçesinde Binbaşı Arslan Kulaksız, PKK’lılarca kurulan pusu sonucu şehit edildi.”

 

Ayşenur Arslan’ın, “İki polisi, AK Parti iktidarı kendisi öldürttü, PKK’lıların üzerine atıp, sonrasında da seçim kazandı” imasında bulunduğu süreçte, devam ediyoruz, söylenmeyen olayları sıralamaya:

 

“28 Temmuz: Şemdinli’de astsubay Ziya Sarpkaya (27), PKK’lıların ilçe merkezine düzenlediği saldırıda şehit oldu.”

 

Bitti mi?

 

Bitmedi..

 

“30 Temmuz: Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde polis ekibine düzenlenen saldırıda polis memuru Mehmet Uyar (30), Şırnak’ın Akçay köyü yakınlarındaki saldırıda ise Üsteğmen İbrahim Tanrıverdi (26), Piyade Onbaşı Hamza Yıldırım ve Piyade er Ömer Kağan Kandemir (21) şehit oldu.”

 

Ayşenur Arslan, bu olayları hatırlamıyor mu, yoksa hatırlamak istemiyor mu?

 

“31 Temmuz: Adana’nın Pozantı ilçesinde emniyet müdürlüğüne yönelik düzenlenen saldırıda polis memuru İsa İpek (32) ile Serdar Kazar (29) şehit oldu. Çıkan çatışmada 2 PKK’lı ölü ele geçirildi.”

 

Hani bu olayda, saldıran PKK’lılardan da iki kişi etkisiz hale getirilmemiş olsa, Ayşenur Arslan, Mehmet Durakoğlu’nu da karşısına alıp, “Bu olayların hepsinde, devlet kendi askerini, polisini vurmuş olamaz mı” diyecek de.. 

 

Olay mahallinde PKK’lılar ölü veya diri yakalanmış. Onlara ne mazeret uydurabilirler ki?

 

Listeyi sürdürüyorum:

 

“19 Ağustos: Siirt’in Şirvan ile Pervari ilçeleri arasında PKK’lı teröristler karayoluna tuzakladıkları bombayı askeri aracın geçişi sırasında uzaktan kumanda ile patlattı, 8 asker şehit oldu.”

 

Suruç’taki patlamayı hatırlayan, Gar’daki bombayı unutmayan Ayşenur Arslan, 8 askerin şehit olduğu olaydan hiç bahsetmiyor..

 

7 Haziran 2015 ile 1 Kasım 2015 arasında 617 asker ve polisimiz şehit olmuş. 

 

Bir olay daha vereyim, diğerlerini sizler, arşivden bakarsınız:

 

“6 Eylül: Genelkurmay Başkanlığı, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinin Dağlıca kesiminde dün gece PKK’lı teröristlerin saldırısında 16 askerin şehit olduğunu, 6 askerin de yaralandığını açıkladı.”

 

Evet, 2015 yılındaki iki seçim arasında, AK Parti’nin teröre başvurarak seçim kazandığını iddia eden bir gazeteci, o dönemdeki PKK’lıların şehit ettiği 617 güvenlik görevlisinin hiçbirisini hatırlamıyorsa, söylemiyorsa, “Bunak” sözünü haketmiş olur mu, olmaz mı?

 

Bence Ayşenur Arslan, “Bunak” sözüne razı olsun..

 

Çünkü “Bunağım işte, unutmuşum” der..

 

Bunak olmadığını iddia eder de, “Bu yalan, bu iftira, bu göz göre göre yalan söylemek nedir” diye, bir savcı yakasına yapışırsa.. 

 

Onu Mehmet Durakoğlu’nun savunması da kurtaramaz.

 

Benden hatırlatması..

Google+ WhatsApp