Buluşturana şükür

Buluşturana şükür


Uzun zaman oldu…

Bir ay, belki biraz daha fazla…

Yazamadık. Ayrı kaldık sizlerden. Yazdırılmayınca yazamıyorsunuz işte, bu kadar basit…

Neden yazamadığımı uzun uzun anlatıp sizi bunaltacak değilim. Zaten koronavirüsten herkes yeterince bunalmış bulunuyor, bir de ben ensenizi karartmayayım.

Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, sınırdan döndüm. Hani “Az daha” dedikleri anlar vardır ya, o anlardan geliyorum. “Az daha aort patlıyordu, zor yetiştik…”

Zor bir ameliyat geçirdik…

Ardından tansiyon sorunları…

Derken, böbrek (ki zaten tek böbrekliyim)…

Üstüne koronavirüs olayı…

Büyüklerimiz “65 yaş üstü sokağa çıkmayacak” deyince radyo yorumlarım, televizyon programlarım gitti. Karara “başüstüne” çekip eve kapandık.

Benim gibi, yıllar boyu her sabah işe giden, çok sık seyahat eden (ki, hastaneye acilen kaldırıldığım gün bir konferansa katılmak üzere Trabzon’a uçacaktım, hemşehrilerimin alacağı olsun, koronadan zaman kalırsa bir gün öderim) biri için evde oturmak dünyanın en zor işi. Fakat başka da çare yok.

Çok şükür devletimiz bu işi iyi götürüyor. Kısa zamanda mükemmel sonuçlar alındı. Maske dağıtımındaki ufak-tefek aksaklıklar hariç, her şey yolunda gitti, İtalya’nın, İspanya’nın, Fransa’nın, Amerika’nın durumuna düşmedik. Onlara tıbbi malzeme yardımında bulunmamız da doğrusu Osmanlı damarımızı okşadı. Biliyorsunuz eskiden herkesin gözü üzerimizde idi: “Türkiye ne diyecek” diye bakarlar ona göre politika belirlerlerdi.

İhtiyaçları olduğu zaman da bize avuç açarlardı.

Birkaç örnek ister misiniz?

Yıl 1543: Almanya ile İngiltere birleşip Fransa’yı köşeye sıkıştırıyorlar. Müttefik kuvvetler, Paris’e 50 kilometre kadar yaklaşıyor. Fransa Kralı Fransuva (François) her sıkıştığında yaptığı gibi yine Osmanlı’dan yardım istiyor. 

Kanuni Sultan Süleyman, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’yı 154 savaş gemisi ile 28 Mayıs 1543’te İstanbul’dan Fransa’ya uğurluyor. 

11 Temmuz 1543’te Osmanlı donanması Toulon Limanına varıyor: Nice şehrini Şarlken’den alıp Fransa’ya iade ediyor. 

29 bin 440 Türk asker ve subayı Toulon’da 1 yıl 3 ay kalıyorlar. Bu süre içinde her gün 5 vakit Ezan okunup cemaatle namaz kılınıyor.

Fransızlar bu uygulamayı o kadar benimsiyorlar ki, yıllarca bu geleneği sürdürüyorlar: Osmanlı döndükten sonra bile Toulon semalarında yıllar boyu ezan sesi yankılanıyor.

Ayrıca, Osmanlı kıyafeti sosyete içinde moda oluyor; Toulonlu kadınlar bile sarık sarıp cübbe ve şalvar giyiyorlar.

Fransuva 1553 yılı başlarında ölüyor. Yerine oğlu II. Henry geçiyor. O sırada Fransa hem Almanlarla hem de kıtlıkla boğuşmaktadır. Hemen Osmanlı Padişahı’na bir mektup yazıyor:

“Şimdiki hâlde Fransa’nın hiçbir şeyi kalmamıştır. Padişah-ı âlempenah hazretlerinden başka hiçbir yerden de ümidi yoktur... Nitekim bundan önce de birçok defa padi-şah-ı âlempenah hazretlerinin yardımı görülmüştür. Eğer biraz para ve mal yardımı yapılırsa, Fransa ebe-diyete kadar minnettar kalacak ve Türk cömertliği bir kere daha cihana nam salacaktır. Bu yardım, padişah-ı cihan hazretleri için lâşey (hiç) mesabesindedir.”

Osmanlı tahtında bu kez Sultan II. Selim oturmaktadır. O da tıpkı babası gibi, yardımını esirgemiyor. Hem yiyecek ve para veriyor, hem de Alman saldırılarını bertaraf etmesi için Bar-baros’un yetiştirmelerinden meşhur amiral Turgut Reis’in emrine Osmanlı-Fransız karma donanmasını vere-rek Şarlken’in Sicilya sahillerini vurduruyor. Sonuçta da Korsika fethediliyor (17 Ağustos 1553).

Şimdiki yardımları yadırgamayın: “Bize de lâzım” demeyin. İhtiyaç olduğu halde verilene “yardım” derler. Biz böyle bir milletiz. 

Google+ WhatsApp