Buldular bir Kuzu, parçalayan parçalayana!

Buldular bir Kuzu, parçalayan parçalayana!


Burhan Hoca’yı, kovid değil..

Atılan iftiralar öldürdü.

Belki kendi mahallesinden..

Muhafazakar insanların sahip çıkmamasından duyduğu üzüntü öldürdü.

Burhan Kuzu..

Ve..

Uyuşturucu kaçakçılığından yargılanan bir kişi.. Ahlaksızca kumpas kurulmuş.

Kuzu gibi bir adam, vursak bile, parçalamaya, masamızdaki çakallara ikram etsek bile.. Terbiyesini bozmadan cevap veren kuzu gibi bir adam bulmuşlar..

Afiyetle yemeye koyulmuşlar..

Bir uyuşturucu davasından 1 milyon liranın altında ücret almayan avukatlar, DGM’de ikişer üçer koruma ile duruşma beklerken..

Ben..

Akit gazetesi sorumlu müdürü olarak..

Gazetede yayınlanan haberlerin sanığı olarak, TCK 312/2’den ifade vermek üzere aynı salonda duruşma beklerdim..

Muhabbetlerin, kirli ilişkilerin, adliye mensuplarını paraya boğarak geliştirilen yargıyı avucunda tutma operasyonlarını nasıl gerçekleştirdiklerinin bire bir şahidiyim..

Hayatımda uyuşturucu sanığının avukatı olmadım..

“Ya yapmamıştır” diyerek de olmadım..

“Babası, abisi esas sanık, bunun hiçbir suçu yok zaten” diye de yapmadım..

Ama..

Yapanları tanıdım..

Bir tahliye için yapılan pazarlıklarda dillendirilen para miktarlarını duydum..

Hani sorsanız, Burhan Kuzu Hoca, benim o pis davalardaki rezaletleri, benden çok daha eski hukukçu olmasına rağmen.. Benim İstanbul Hukuk’tan hocam olmasına rağmen..

“Benim kadar bilmez” desem, yanlış olmaz..

Bu işlerin pisliğine bulaşmamak için, o kürsü seçiminde kendisini ispatlamış bir ideal adamı idi..

İcra anabilim dalında, ticaret hukuku anabilim dalında, ceza hukuku anabilim dalında sıradan asistanların bile kazandığı para, Burhan Hoca’nın belki hayatı boyunca gördüğü parayı katlar..

Burhan Hoca, para getiren hukuk dalını değil.

Belki de, hiç para kazanamayacağı, sadece ideal uğruna yapılacak olan, “anayasa hukuku” dalını seçerek, maddiyata değer vermediğini, daha asistanlığı döneminde ispatlamış bir kişi..

Ama onu bile.. Paraya, pula karıştırdılar..

Bin bir türlü iftira ile, o saf Anadolu çocuğunu, uyuşturucu kaçakçılarının yanında masaya oturtup, deklanşöre basıp, “İşte o fotoğraf” diyerek, ahlaksızca manşetler attılar..

Kendileri, sabahtan akşama kadar uyuşturucu kaçakçıları ile haşırneşir olanlarla oturup kalktılar..

Ama Burhan Hoca’ya kumpası kurup, onun hayat çizgisi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir profille kamuoyuna tanıttılar..

Kumpas kurarak birlikte fotoğrafını çektikleri o sanıktan aldığı tek kuruşu ispatlayamadılar..

Ama.

“Telefon etti” dediler..

“Yemekte bir araya geldi” dediler..

Dediler ha dediler..

Hocayı tanımayanlara “Acaba” dedirttiler..

Şimdi o “Acaba” diyenler dahil..

Buyursunlar, Hoca’nın malvarlığını bir araştırsınlar..

Benzer bir hukukçuyu boşverin..

Onun dördüncü beşinci kuşaktan talebeleri ile kıyaslasınlar..

Bakalım, yaşıtlarının değil, talebesinin talebesinin yanına varan bir malvarlığını görebilecekler mi?

Yeniçağ’ından tutun..

Cumhuriyet’ine kadar..

Hepsi..

Burhan Kuzu Hoca’nın ardından, masaya oturmuş, afiyetle parçalamaya çalışıyorlar..

“Bir Anadolu çocuğu nasıl yenilir”in pratiğini yapıyorlar..

Talebesi olduğunu söyleyen Yeniçağ yazarı, önce hocasını överken, sonrasında, daha cenazesi toprağa verilmemiş iken, elinde tek bir belge olmadığı halde, “çamur at, izi kalsın” ahlaksızlığı ile, “Aleyhinde yazılacak çok malzeme vardı” ifadelerini kullanıyor.

Bir başka, bizim mahalleden hukukçu, “Arabasını vale getirdi” üzerinden, saydırıyor da saydırıyor..

Lütfen, azıcık samimiyet..

Azıcık samimiyet..

Bekir Coşkun için cenazesi toprağa verilmeden yazdım..

Mesut Yılmaz aleyhine yazdım..

Eğer bizim mahalleden, diğer mahalleden, bir Allah kulu, “Şu şu kişiler, Burhan Kuzu’nun, mağdurlarıdır” diyebiliyorsa..

Yazsınlar..

Ben de onlarla birlikte, daha yüksek sesle saydırayım..

Varsa, onların söylemeye cesaret edemediklerini ben dillendireyim..

Ama ne talebesi.. Ne komşusu.. Ne tanıdığı.. Ne mesai arkadaşı..

Hiç kimse, Burhan Kuzu Hoca’ya, “Şu kişiyi mağdur etmişti” diyemez..

Böyle bir insana, daha cenazesi toprağa verilmeden, apaçık iftiralar eşliğinde hakaret edenler..

Bekir Coşkun’un mağdur ettiği yüz binlerce başörtülü kızın..

Mesut Yılmaz’ın mağdur ettiği yüz binlerce imam hatipli ve başörtülü öğrencinin yaşadıkları hak mahrumiyetlerini yazamamış iken..

Burhan Kuzu’ya efeleniyorlarsa..

İşte riyakarlık buradadır..

İşte çelişki buradadır..

“Ölünün arkasından konuşmayın” diyenler..

Kendi zalim cenazelerini kurtarmak için bu sözü istismar ediyorlar..

Ama..

Halk için çalışan, insanlara faydalı olmak için didinen bir ilim adamı söz konusu olunca.. Vahşi yüzlerini gösteriyorlar..

Çakallıklarını sahneye koyuyorlar..

Ne talebeliğim sırasında, ne sonraki hayatımda..

Baş başa hiç görüşmedim..

Bir iki defa, telefonla görüştüğüm hocama, ben şehadette bulunuyorum..

“İyi bilirdim.. Mazlumun elinden tutan bir hukukçu olarak tanırdım..”

Buyursun, Bekir Coşkun gibilerin.. 

Mesut Yılmaz gibilerin avukatlığına soyunup..

Burhan Kuzu’yu çiğ çiğ yemeye çalışanlar da..

Şehadette bulunsunlar, “Bekri Coşkun, hiçbir üniversiteli öğrencinin hakkının yenilmesine destek çıkmamıştır” desinler.

“Mesut Yılmaz, bu ülkenin çocuklarının katsayı zulmüne maruz bırakılmasına onay vermemiştir” desinler.

Diyebiliyorlarsa..

Buyursun söylesinler..

Diyemiyorlarsa..

Ben hatırlatayım, “Ahiret günü, o kuzu gibi yemeye çalıştığınız Burhan Hoca, hepinizin yakasına yapışacak!”

Hodri meydan..

Siz de diyebiliyorsanız, “Bekir Coşkun, Mesut Yılmaz da, senin yakana yapışacak.. Attığın yalanlar sebebi ile” diyebiliyorsanız.. Buyrun deyin..

Allah var.. Gam yok!

Google+ WhatsApp