Buharlaşma…

Buharlaşma…


Buharlaşma…

 

 

Dünyâdaki hegemonik krizler ve çatışmalar her dâim, adına ittifaklar denilen dizilimleri doğurmuştur. 19. ve 20. Asır savaşlar târihi bu dizilimler üzerinden tâkip edilebilir. Soğuk Savaş ise, ittifaklar sistemini en katı formlara taşımıştır. Bunda da ideolojik yapı değişkeni başat rolü oynadığını görüyoruz. Eğer o zamanlar, diyalektik düşüncenin gerekleri tâkip edilseydi, bu katılaşmanın sürdürülebilir olamayacağını ve bir buharlaşmayla neticeleneceğini öngören değerlendirmeler daha fazla ciddîye alınırdı. Öyle olmadı. Bugün sosyal teoride çok kullanılan ve “belirsizlik” olarak tasvir edilen durum, aslında bu “buharlaşma”nın çarpık bir algılaması olarak tezâhür ediyor.

 

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Suriye ve Irak gibi coğrafyalarda yaşananlar; tam da bu buharlaşmanın en yakıcı karşılıklarını veriyor. Katı bir formun gaz form ile yer değiştirmesi elbette bir ısı farklılaşmasını; soğuk ve sıcak arasındaki geçişi de ifâde ediyor. Bu çerçevede savaşlar, bu form değişiminin en harâretli aşamasına işâret ediyor. Katılıkların buharlaşması her şekilde tutunum meselelerini de doğuruyor. Katı târihsel formların inşâ ettiği bir dünyâda geçici de olsa, tutunum, yâni pozisyon almaların akıl ve mantığını kurmak mümkündür. Bu da moralpolitik temellendirmelere alan açar. Buharlaşma evresi ise bu târihsel imkânları peyderpey gömer. Reelpolitik’in yükselişi, ilk bakışta tersi gibi gözükse de katılaşmanın değil, buharlaşmanın tesirlerini taşır.

Husûsen Suriye savaşı bu geçişlerin tekmil niteliklerinin ortaya çıktığı bir tabloyu veriyor. Evvel emirde görülen şu: Sûriye Savaşı’nın Sûriye ile olan alâkası neredeyse sıfır derekesine inkılâb etmiş vaziyette. Başlangıçta “Müstebit ve Zâlim Esad Rejimi” ile “ Mazlum Sûriye halkı” arasında başlayan çatışmalar tam bir “buharlaşmaya” uğra(tıl)dı. Sûriye, dışarıdan gelen “yabancı savaşçılar” olarak adlandırılan, ne idüğü belirsiz grupların; sürekli amipleşen ve kontrolden çıkan IŞID, El Kâide ve türevlerinin işgâline uğra(tıl)dı. IŞID ve türevleri Sûriye’ye görünmeden, tam bir gaz formu olarak duhûl ettiler. Suriyeli muhaliflerin büyük bir kısmı bu unsurlar içinde eridi. Dış müdahaleler bu yeni “tehlike”yi bertaraf etmek temelinde meşrûlaştırıldı. Bu savrulmalardan kazançlı çıkanın en başta, konumunu “Vahşi İslâmcı Köktenciliğe” karşı ayarlayan Suriye Rejimi olduğu muhakkak.

Diğer taraftan tablo çok daha karmaşık bir aşamaya evrildi. Bugün Sûriye’de açık veyâ örtük olarak varlık gösteren güçlerin cümlesi IŞID tehlikesine karşı duruyorlar. Lâkin aralarında bir ittifak mevcût değil. Bakalım: ABD ve tabiî müttefiki YPG, Sûriye’yi IŞID tehlikesinden kurtarmak için “çalışıyor”. Rusya, İran ve Esad Rejimi de öyle. Türkiye de anti-IŞID cephede yer alıyor. Fransız ve İngiliz Birlikleri de IŞID’a karşı savaşta yerini alıyor. Nihâyet Çin’in de kendi Müslüman azınlığının içinden geldiği söylenen IŞID’lıları izlemek üzere Sûriye’de özel birlikler bulundurduğunu öğreniyoruz.. Buharlaşan dünyâda ortak düşmana karşı olmak bir ortaklık doğurmuyor.

Fiilî yakınlıkların bile bir manâsı yok. Türkiye bir NATO mensûbu. Lâkin en büyük NATO gücü olan ABD, Türkiye ile değil, onun can düşmanı olan YPG ile çalışıyor. Rusya ise İran ile yakın duruyor; ama içten içe rejim üzerinde kimin kontrol sağlayacağı konusunda dâimi bir itiş kakış içindeler. Rusya, İran ve Türkiye arasında kurulan yakınlıklar İdlib’de sarsılıyor. Türkiye, Esad rejimini katıksız destekleyen Rusya ve İran’ın aksine Esad rejimiyle uzlaşmaz karşıtlığını sürdürüyor. YPG-PKK konusunda ne İran ne de Rusya’nın desteğini alabiliyor. Kendi aralarında ticâret savaşları yaşayan ABD, Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya arasında ortak bir stratejinin varlığından söz edemiyoruz. Birleşik Krallık iflâh olmaz bir Rusya karşıtlığını sürdürüyor. ABD, Almanya ve Fransa’nın Rusya siyâsetlerini gevşek buluyor ve eleştiriyor.

Pek çok çevre, Astana ve Cenevre zirvelerinin bu savaşın sonunu getireceğini düşünüyor. Ama görünen o ki; süreç böyle işlemeyecek. Husûsen İdlib düğümünde bir kaç gelişmeyi tâkip etmek gerekiyor. Bunları sıralayalım: ABD-AB arasındaki gerilim nasıl işleyecek? AB ile Rusya arasındaki gerilimler nereye evrilecek? ABD, Rusya karşıtlığında Birleşik Krallık ile aynı çizgiye gelecek mi? Eğer bu olursa AB’nin(Fransa ve Almanya) tavrı nasıl şekillenecek? Nihâyet, bu gelişmeler karşısında Çin’in vereceği tepkiler ne olacak?…

Buharlaşmanın hüküm sürdüğü bir dünyâda, akıl tutulmasına uğramadan akıl yürütebilmek zor zenaat…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp