Bugün de televizyon yazacağım!

Bugün de televizyon yazacağım!


Bugün de televizyon yazacağım!

 

 

Hiçbir konuda derinlik yok…

Hiçbir konunun uzmanı değil…

Doğru düzgün hiçbir eğitim almamış…

Türkiye’yi, dünyayı ve hayatı kavrayamamış…

Ömrü laga-luga ile geçmiş, ama çok meşhur…

Çünkü o bir “televizyoncu!”

¥

Televizyoncu olmak…

Dünyanın pek çok yerinde, özellikle de az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu kelime “sihirli” bir kelimedir. Hemen hemen her kapıyı açan “sihirli bir anahtar”dır. İnsanlarda korkuyla karışık bir saygı uyandırır.

“Televizyoncular” bunun çok iyi farkındadırlar. Kamera ile mikrofonun uyandırdığı ilgi ile korkuyu tepe tepe kullanırlar. Bu imtiyazın tüm getirilerini yaşarlar! Gerektiğinde herkese meydan okur, “İllallah” dedirtene kadar bastırırlar. Dilediklerini şöhret yapar, dilediklerinin şöhretine son verirler.

Çünkü söylemediklerinizi söyletebilen, “ak” dediğinize, “kara” dedirtebilen bir teknolojiye sahiptirler: Keser, biçer, ekler, kenetler ve isterlerse insanı mahvederler.

Belki birazcık abarttım, kuşkusuz camia içinde sorumluluğunu idrak etmiş isimler de var; ama o kadar azınlıkta kalıyorlar ki, kötüler mesleğe damgasını vuruyor.

Ve ister istemez, kurularla birlikte yaşlar da yanıyor!

¥

“Cahil cesur olur” derler ya, bunlar alabildiğine cesur…

Alabildiğine saldırgan…

Alabildiğine pervasız…

Televizyonun etkisini kullanarak saldırıyorlar.

Güçleri bilgiden, beceriden, deneyimden, birikimden değil, televizyonun etkisinden geliyor…

Bunu hiçbir sınır tanımadan kullanıyorlar.

Özet olarak, Türkiye’de soru sorma tekniğini bilmeyen, hiçbir konuda derinliği olmayan, gücünü bilgisinden değil, televizyonun etkisinden alan pek çok televizyoncu cirit atıyor!

Bazen bunlar, haddini aşmış abuk-sabuk suallerle insanı sinir ediyorlar.

Bazen “Bu kadar cehalet için özel eğitim mi almış?” sorusunu sorduruyorlar.

Yine de siz merak etmeyin, bu Türkiye’ye özgü bir durum değil…

Yani bu tür televizyoncular dünyanın her yerinde var.

Televizyonun beşiği Amerika’da bile…

Ama orada azınlıktalar, bizde ise çoğunlukta…

Hangi kanalı açsanız onlarla karşılaşıyorsunuz. Türkiye’nin zekâ ortalaması konusunda umutlarınız kırılıyor…

¥

Geçenlerde kahvaltı ederken, televizyonu açtım. Bir anda “sunucu”nun çığlık çığlığa sesi geldi: “Türkiye’yi salladı!” 

“Acaba sallandığımızı ben neden hissetmedim?” diye düşünürken, hiç duymadığım bir kadın şarkıcı adı verdi. Sonra da görüntüsü ekrana geldi. Alabildiğine bangır bangır çalan enstrümanların gürültüsünde kayıp sesiyle bir şeyler bağırıyor, ama ne dediği hiç anlaşılmıyor. 

Eğer bu sesle bu şarkıcı Türkiye’yi sallamışsa, biz musıki zevkimizi de kaybetmişiz demektir! 

Bir asırdan beri zihni ve fikri bir tembellik içinde uyukluyor olsak da bu kadarını hakketmiyoruz. 

Ebedi bir kuralla konuyu kapatalım: Şaklabanlığın yükseldiği memleketlerde, derin adamlar yetişmez!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp