Bugün 4 Nisan: Ankara ve Moskova NATO gününüzü kutlar

Bugün 4 Nisan: Ankara ve Moskova NATO gününüzü kutlar


Bugün 4 Nisan: Ankara ve Moskova NATO gününüzü kutlar

 

 

Dün ve bugün gerçekleşen ‘Ankara Zirvesi’, Türkiye-Rusya-İran liderlerinin şu ana kadar sayısız Batı saldırıları karşısında bir türlü kırılamayan, Başkan Putin’in tarifiyle “işe yarayan” bir kare sunmaya devam ediyor dünyaya...

Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Danışmanı İlnur Çevik, muhtemelen zirve zamanlanmasını da gözeterek, “Rusya, Türkiye’nin stratejik müttefiki olma yolunda çok önemli adımlar attı ve yardımlarda bulundu” dedi.. Bu madalyonun bir yüzü, diğer yüzü; “ABD ise aradaki ilişkileri bozmaya yönelik bir siyaset izledi”... (01/04)

Bu teşhisler tamam. Dikkate alınması gereken başkaları da var...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Cumhurbaşkanı: “Amerika’nın Suriye politikasında kısmi de olsa bazı müspet değişiklikleri takdirle takip ediyoruz. Coğrafyamızın terör örgütlerinden arındırılması konusunda bölge devletleriyle olduğu gibi Amerika ile de yakından çalışmaktan memnuniyet duyarız”... (01/04)

BİZ?.. AMERİKA İLE?.. BAŞTAN?..

31 Mart günü gerçekleşen Erdoğan-Trump telefon görüşmesi sekiz gün içinde ikinciydi. Sıklaşan temaslar ve ardından satır aralarına sıkışan olumlu ifadeler, Ankara-Washington hattında tazelenme yaşandığı iddialarını gündeme getirdi.

Oysa Cumhurbaşkanı’nın yukarıdaki ifadeleri dahi “ağır şartlar” içeriyor; “bölgenin terör örgütlerinden arındırılması”, “diğer bölge devletleriyle eşit olursunuz”, hatta sadece “çalışma” ifadesi bile geleceğe matuf olmayan, konjonktürel bir zaman tarif ediyor. Cem’an, “ABD bir sürü şey söylüyor ama sahada görelim” mealindeki Türk beklentilerinde şu an için farklılık bulunmuyor...

Zaten... Fransa ile ilişkilerin ısındığı bir dönemde, AB içinde, savunma ve ekonomi alanlarında, Ortadoğu’da ne yapılabileceğine beraber bakıldığı bir dönemde, Paris’in ağırlığını net şekilde PKK/YPG terör örgütlerinden yana koyması, onların siperine asker göndermesi, karakter tanımak açısından Türkiye için yeni tecrübe sayılmadı ama bu rüzgara üfleyenin kimliği konusunda yeni bir suçüstü yarattı...

Fransız birliklerinin-Irak’ta bulunan iki Tugaya ilaveten-”kısa süre sonra Suriye’den çekileceğiz” diyen Trump’ın açıklamalarını takiben bölgeye inmesi, kuklanın efendisini bir daha Ankara’ya gösterdi.

Kaldı ki, Fransa’nın postal basmasının, Türkiye-Rusya-İran zirvesinin zamanlamasını kolladığı da açık. Fransa’nın “öncü birlik” seçilme sebebi de öyle; Avrupa’da bu çapta askeri gücü olan başka ülke yok...

ANKARA-MOSKOVA-TAHRAN’IN ‘DİKEY LİMİTİ’ NE KADAR?

Türkiye’nin uzun süredir kimseye güvendiği zaten yok ama kapıları da kapalı değil. Fransa örneğinde görüldüğü gibi-elbette AB dengeleri, İngiltere boyutu, Suriye ve Irak çizgisinden pay kapma arzuları da var ama-Amerika’nın bu kaymalardaki katalizör etkisi Ankara’nın yüzüne acıma ifadesi takınmasına yol açıyor. İsrail’e yönelik son söylem de bunun elle tutulur ifadelerini barındırıyor: ‘Gariban’...

Dış politikada Batı’nın/Amerika’nın geldiği nokta şu; “ABD ve İngiltere’yle, kimi Batı ülkeleriyle ilişkimiz Soğuk Savaş döneminden daha kötü. Soğuk Savaş’ta bile kurallar vardı, edep vardı. Söz konusu ülkeler bunları terk etti. Batılı partnerlerimiz, tüm edep kurallarını terk ederek aleni yalana ve dezenformasyona yöneldi. Çocukluğumuzda ilk kim başladıysa o durmalıdır”... (02/04)

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un etik eleştirisi elbette doğrular içeriyor. Ancak dış politikasında reelpolitiği tapınma boyutunda uygulayan ülkeler için bu tarif geçelidir; sırf Batı’ya yönelik eleştiri getiriyor diye, “partner” kelimesini atlayacak değiliz...

Çocuk oyunları öyledir, “o başlattı” ithamının sorunu çözeceği varsayılır ve suçluyu işaret eder... Türkiye’nin son 15 yıl içinde karşılaştığı zorlukları, tuzakları, saldırıları ilk kim başlattı?

Suçluyu tarif eder ama “durmasını beklemek” gerçekten çocukluk olur. Türkiye özelinde bu sorunun özel bir yararı var. “Başlatanların” peşine takılanları deşifre etmek.

‘GERÇEKLER DEĞİŞTİ’: ABD GİTMEZ, ATMANIZ GEREKECEK...

Donald Trump’ın, “Yakında Suriye’den ayrılacağız” sözüne, S.Arabistan veliaht Prensi Salman’dan gelen yanıt, “ne olur kalın, en azından birazcık daha”. Türkçesi o. Salman, bu ayrılışın birinci muhatabı çünkü tahli(si)ye masraflarını o çekecek. İsrail Genelkurmay Başkanı da bu noktada devreye girdi: “İran ve Sünni radikallere karşı İsrail ve Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları var. Bölgesel istikrar için ortak çıkarlarımız var. Ve ortak bir müttefikimiz var: Amerika. Gerçekler değişti. Filistin meselesi nedeniyle işbirliği yapamadığımız düşüncesi geçmişte kaldı”... (31/03)

İşte bu tartışmanın dumanı üzerindeyken Fransa oyuna girdi. Artık yeni bir tablo var ve kritik tarafı; belki Berlin’i de sahaya sürükleme, sahada olan İngiltere’yi de daha aktif hale getirme potansiyeli...

-İşin gerçeği şu ki, Ne Putin ne de Erdoğan ABD ile kötü ilişkiler istemiyor. Kötü tarafı şu ki, ABD/Batı ve Türkiye’deki mümessilleri bu iyi niyeti, yerleşik düzenin devam edeceği, hatta mahkûm olduğumuz manasında okuyorlar. Türkiye, Amerika’dan ne olursa olsun kopamaz sanıyorlar. Berbat tarafı şu ki, istikballerini de orada görüyorlar.

Evet, bugün NATO’nun kuruluş yıldönümü. Yeterince coşkulu kutlayamıyorsak “müttefiklerimiz” kusura bakmasın. Çünkü “düşmanlarımızla” toplantımız var...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp