Bu zamanın yoksulları

Bu zamanın yoksulları


Bu zamanın yoksulları

 

Adam başını yukarı doğru çevirmiş konuşuyor… Adam; aldığı ödüllerden, edindiği başarılardan, kazandığı paralardan, gezip tozduğu ülkelerden, tanıştığı kişilerden bahsediyor… Adam ne kadar muktedir olduğundan, oldu olası etrafına pozitif enerji saçtığından, çok beğenildiğinden, hastalıklara karşı dayanıklı olduğundan bahsediyor ve kimsenin kendisine soru sormasına fırsat vermiyor. Adam kendini ölümlü dünyanın ebedi sakinlerinden zannediyor ve insanları gözünde küçültüyor, onları varlığını onaylayacak edilgen nesneler olarak görüyor. Adam kendini dev aynasında görüyor, kibrinden insanların yüzüne dahi bakmıyor. Adam konuşuyor, kimseye söz hakkı vermiyor. Fakat ne olduysa dinleyenlerden biri ayağa kalkıyor ve o da kendinden bahsetmek istiyor. Ama mümkün olmuyor, adam hemen atılıyor ve tanışıp çay içtiği siyasetçilerden, şarkıcı ve oyunculardan,  aldığı büyük iltifatlardan, çevresinde oluşan hayran kitlesinden bahsetmeye ve dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor.

Adamı bir süre dinledikten sonra gayr-i ihtiyari başımı avuçlarımın arasına aldım ve düşünmeye başladım. Koskoca bir evren, gökyüzü, bulutlar, toprak, dev okyanuslar, doğa… Ve evrende küçücük bir alanda varlık göstermeye çalışan insan… Kum taneleri gibi serpilmiş insan kalabalığının içinde bir zerre, bir nokta… Bedeni bir kıvılcımla, bir virüsle, bir mikropla küçük bir darpla sarsılacak kadar zayıf iken ruhu bütün dünyaya hükmedecek kadar büyük olan insan... Ancak onun evrendeki bu etkin konumunu sürdürebilmesi için hakikat ipine sımsıkı tutunması ve ayaklarını bu çizgide sabitlemesi gerekir. İnsan istikametten uzaklaştığı anda insanlıkta noksanlaşmaya ve yoksullaşmaya başlıyor. Bu durumda insan bir caniye, şiddet saçan bir canavara dönüşüyor. Yeryüzüne fitne ve fesat ekiyor, masumları katlediyor, doğayı tahrip ediyor ve evrenin ahengini bütünüyle bozuyor. İnsan hakikat çizgisinden uzaklaştığında kendisini insan kılacak bütün değerleri katlediyor ve yoksullaşıyor.  İman, evrende bir zerre olan insanı pişiriyor, olgunlaştırıyor en etkin varlığa dönüştürüyor. İman, beşeri insanlaştırıyor ve onu özel bir konumla ayrıcalıklı kılıyor. Gücünü imandan alan kişi zenginleşirken, kaba kuvveti güç zanneden beşer yoksullaştıkça yoksullaşıyor.

Gücünü, para ve mevkiden, dünyevi başarılardan geçici unvanlardan, yalancı övgülerden alan ve kendine özel bir paye biçen kişi aslında saman çöpünden daha da zayıftır. Zira tutunduğu para ve şatafatlı yaşam imkânı elinden alındığında bu kişi rüzgârın önünde savrulan bir yaprağa dönecek ve ne kadar yoksul olduğunun farkına varacaktır. Fakat rüzgâr henüz esmemiş ve adam yoksulluğunun farkında değil. Adam Allah’ın kendisine bahşettiği imkânlar üzerinden ahkâm kesiyor, insanlar üzerinde tahakküm kurmaya kalkıyor. Adam ne kadar yoksul olduğunun, ne kadar mahrum olduğunun ne kadar çaresiz olduğunun farkında değil. İnsan Allah’ın yeryüzünde özel bir konumla görevlendirdiği seçkin bir varlıktır. Ancak o bedeni ile toprağa bağlıdır, toprağın oğludur. Eğer evrendeki konumunun farkına varır ve yaşamını istikamet üzere sürdürebilirse onun için hiçbir korku, hiçbir mahrumiyet, hiçbir güçlük yoktur.

İnsan Allah’ın yeryüzünde adaletin tesisini sağlamak üzere görevlendirdiği bir varlıktır. Fakat sorumluluğunu unutup, sahip olduğu dünyevi imkânları putlaştırır ve Allah’ın kendisine bahşettiği bu sorumluluktan uzaklaşırsa o vakit bütün korkular bütün engeller karşısına çıkacak ve insanlıktan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlayacaktır.

Dünyayı putlaştıran ve nefislerini kılavuz edinen cahil, taklitçi ve ahmaklar tıpkı yukarıdaki adam gibi yanılgıya kapılır ve kendilerini külhanbeyi zannederler. Oysa bu dünyanın gerçek zenginleri iman eden ve yaşamlarını istikamet üzere sürdürebilenlerdir. Bu dünyanın gerçek zenginleri inanan ve inandıkları gibi yaşamayı başarabilenlerdir.

 

MİLLİ GAZETE

Google+ WhatsApp