Bu zamanın Müslümanları

Bu zamanın Müslümanları


30-40 yıl önce bilgiye ulaşmak bugün olduğu gibi kolay değildi. İnsanlar bir konuda bilgi sahibi olmak istediklerinde ya kütüphaneye gider ya da ulaştıkları kaynakları tarayarak bilgi sahibi olurlardı. Bilgi dağarcıklarını geliştirirken büyük zahmetlere katlanan ve bunun için zaman harcayan insanlar, edindikleri bilgiye değer verir, bir zerresini dahi zayi etmezlerdi.  Bugün hamdolsun teknoloji sayesinde bu zorluklar aşıldı, bilgi parmaklarınızın ucunda, tıklıyorsunuz ve birkaç dakikada istediğiniz her türlü bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Fakat zihinlere hapsedilen malumatlar hikmete ve hayata dönüşemiyor. Bilgi hayatlarımıza tesir etmiyor, tutum ve davranışlarımızın değişimine katkı sağlayamıyor.

40 yıl önce anne-babalar çocuklarının eğitimi için kitaplar okur, eğitim çalışmalarına katılır ve birbirlerine bilgi aktarımı yaparlardı. Artık internet var, ebeveynler istedikleri uzmanların görüşlerine ve birikimlerine istedikleri vakitte ulaşabiliyorlar. Fakat ne yazık ki, Müslüman anne-babalar çocukları anlama, tanıma ve hayata hazırlama noktasında Kur’ani değerlerden değil, Batı kaynaklı eserlerden faydalanmayı ve çocukları bu doğrultuda yetiştirmeyi arzu ediyorlar. İnsanlarımız sadece eğitim noktasında değil hayatın her alanında öz değerlerimizle örtüşeni değil popüler olanı tercih ediyor ve kendi değerleri ile kucaklaşmak yerine öteki mahallenin gömleğini giymeye hevesleniyorlar.

 

KÖKLERİNDEN AYRILAN AĞAÇ YAŞAYAMAZ

Öz kimliklerinden uzaklaşan Müslümanlar, mesajı ile çağlar ötesine uzanan Kur’an’ın sadece zahiri ile iletişim kurabiliyor, bunun ötesine geçemiyorlar. Kur’an hemen her Müslüman’ın evinde mevcut ve itina ile saklanıyor. Kur’an’ı belinizden aşağı tuttuğunuzda büyükleriniz hemen irkiliyor ve uyarıda bulunuyorlar. Bu elbette Kur’an’a bir hürmettir ve takdire şayan bir davranıştır. Fakat birincil görevimiz Kur’an’ın mesajını anlamak ve yaşamak olmalı, zahirine verdiğimiz değer mesajın önüne geçmemelidir.

Kur’an’ı duvardan indirmeyen insanlarımız ne yazık ki, göbeklerinden aşağı tutmadıkları o kitabın emirlerini ayaklarının altına almakta bir bahis görmüyorlar. Kur’an onlara zulmetmeyin diyor fakat onlar zayıfları ezmeyi güç zannediyorlar, Kur’an onlara kul hakkı yemeyin diyor fakat kul hakkını meşru gösterecek mazeretler üreterek vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar, Ku’ran onlardan insanlaşmalarını istiyor onlar ise beşer kalmak için direniyorlar. Kur’an onlara bir kötülük gördüğünüzde engelleyin diyor fakat zamanın Müslümanları kötülük bana dokunmuyorsa umurumda değil deyip geçiştiriyorlar. Kur’an onları adalete, merhamete, paylaşıma, anlayışa ve insan olmaya teşvik ediyor onlar ise nefislerinin taleplerine uyup ters istikamette yürümeye devam ediyorlar. İlginçtir emirlerini ayaklar altında aldıkları Kur’an’ı itina ile tutuyor, öpüyor ve evlerinin duvarlarında ya da kütüphanelerinin başköşesinde saklamaya özen gösteriyorlar.

Toplumumuzda Kur’an ancak Ramazan ayı geldiğinde ya da yakınlardan biri vefat ettiğinde raftan indiriliyor ve hemen her evde okunuyor. Bunu elbette küçümseyemeyiz, bu kültür devam etmeli ancak bunun daha da ötesine geçmemiz ve Allahın bizden ne istediğini bilmemiz lazım. Zihnen ve ruhen vahye kendini adayamayan toplumların dilinde bir tekrar görülür ki, bu imanın en zayıf halkasıdır. Bu anlamda Kur’an’ın evlerde okunması elbette memnuniyet verici bir durumdur ancak yıllar yılı bu şekilde devam edemeyiz, bunun ötesine geçmek ve Kur’an’ı bütün yönleriyle anlayıp asrın idrakine sunmak zorundayız. Kur’an’ın muhtevasını kavrayıp, onu bütün canlılar için yaşanabilir bir mutluluğa dönüştürmek zorundayız.

Google+ WhatsApp