Bu Yargıtay da çok oluyor!

Bu Yargıtay da çok oluyor!


Bu Yargıtay da çok oluyor!

 

 

Önceleri, laikçilerin elinde idi.

İdeolojik kararlar veriyor, güven duyulmuyordu..

Bir süre sonra..

Laikçilerin tam saha hakimiyetleri birazcık kırıldı..

FETÖ’cülerin hakimiyetine geçtiği öne sürüldü..

Gerçekten de verilen kararlarda, bunun izlerini görmeye başladık..

Bu sefer de, FETÖ örgütünün menfatine olacak şekilde kararlar verildiğitartışmalarını yaşadık..

15 Temmuz hain darbesinden sonra, Yargıtay’daki o yapılanmadan da kurtulduk..

Sonrasındaki süreçte, bekliyoruz ki, artık Yargıtay, kimsenin tartışmayacağı, adil kararlar versin..

Haydi ilk sene, toparlanıyorlar diyelim..

Şu an itibari ile hain darbenin de üzerinden 2,5 sene geçmiş..

Hala, “Yargıtay’a giden bir dosyada, yanlış karar verilmesi çok çok zor”diyebileceğimiz bir tabloyu göremiyoruz..

Sorun şu daire, bu daire değil..

Bir bütün olarak söylüyorum.

Çünkü, Yargıtay dediğiniz, daireler halinde toplanıp, karar veren..

Sonrasında, yerel mahkeme ile arasında bir çekişme olduğunda veya dairenin farklı kararları sözkonusu olduğunda, daireler arasında farklılıklar olduğunda, büyük dairenin vereceği karar ile ihtilafların çözüldüğü, yüksek yargı kurumlarından en önemlisi..

Bu çerçevede, şu karara bakıp söyler misiniz, bu Yargıtay, kimin Yargıtay’ı?..

Bugünkü gazetemizde de haber yayınlandı..

Ben de kısaca özetleyeyim..

Bir kadın, evli olduğu dönemde, eşine karşı sadakatsizlikte bulunuyor..

Açılan boşanma davasında, mahkeme kadını kusurlu kabul ediyor..

Boşanma kararı veriyor..

Çocukların velayetini de babaya veriyor..

Gerekçe olarak da, “Annenin evli olduğu halde eşine karşı sadakate aykırı davranışlar sergilediği, bu şekildeki yaşam tarzı ve  davranışları ile çocukların anne ile kalmalarının bedeni, fikri ve ahlaki gelişmeleri bakımından ciddi risk teşkil edeceği” tespitleri gösteriliyor..

Ammavelakin..

Boşanma davalarına bakan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararı beğenmiyor..

“Boşanma tamam, doğru yapmışsın” diyor, yerel mahkemeye..

“Kadın kusurlu.. Sadakatsizlik yapmış” diye, Yargıtay da bu tespiti kabul ediyor..

Devamında..

“Bu kadın ile bu erkek evliliği sürdüremez.. Bunun müsebbibi de kadın” diyor..

Bu noktada da, yerel mahkemenin kararının doğru olduğunu, Yargıtay kabul ediyor..

Ama..

Çocukların velayetinin babaya verilmesi noktasına gelince..

Yargıtay, önceki tespitleri ile taban tabana zıt bir söyleme evriliyor..

“Sadakatsizlik başka.. Boşanmaya sebebiyet verme başka.. Boşanmada kusur başka.. Çocukların velayetini alma başka” diyor..

Yani..

Bir kadın, sadakatsiz de olsa.. 

Evliliğin bitmesine sebep de olsa..

Bunda erkeğin kusuru yok iken, kadın tam kusurlu olsa bile..

“Kadın, çocukların velayetini istiyorsa, ver” diyor..

Bunu söylerken de, kendisine şöyle bir bahane uyduruyor:

“Ana ve babanın boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.”

Bu ne demek, söyler misiniz?

Siz kimin Yargıtay’ısınız söyler misiniz?

“Anne babanın boşanmadaki kusuru, ahlaki değerleri önemli değil”miş!..

Bunlar için dosyada deliller var..

Taraflar bu konudaki iddialarını ispat etmek için, yazılı delil, tanık delili ve diğer delilleri gösterip, dosyaya somut bilgileri aktarmışlar ve bir kanaat oluşmuş..

Bunların hepsini, bir kenara itiyor, Yargıtay..

Yeni bir kavram icat ediyor:

“Çocuğun yararı..”

Affedersiniz, çocuğun yararı, babasına ihanet eden annesinin yanında yaşamakmıdır?

Çocuğun yararı, kendilerini anne veya babadan birisini tercih etme sonucuna götüren boşanmada kusurlu olan tarafın yanında yaşamak nasıl olabilir?

Bu yapılan, eşine ihanet eden kadına, paye vermek değil midir?

İhanet etmeyi normalleştirmek değil midir?

Ailenin bozulmasına sebebiyet vermeyi, “Olur böyle şeyler, hiç sorun değil”meşrulaştırması değil midir?

Yargıtay, kararına gerekçe olarak da uluslararası bir sözleşmeyi gerekçe getirmiş..

Ne imiş?

“Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Çocuk  Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi, ‘idrak çağındaki  çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine  gereken önemin verilmesini’ öngörmektedir..”

Vay canına sayın seyirciler.. Bunlar, yüksek yüksek Yargıtay üyeleri..

Şu söylediklerine bakın..

Karar verdikleri dosyada, velayeti tartışmalı çocukların yaşları 9 ve 12..

Demek ki, 9 ve 12 yaşındaki çocuğa sorulup, “Annenle mi kalırsın, babanla mı?” denilip, ne cevap geliyorsa, ona değer verilecek imiş..

Affedersiniz..

Bırakın 9-12 yaşları..

Siz..

15 yaşındaki çocuğa bile..

“Evlenmek istiyorum” dediğinde, “Hadi lan ordan” demiyor musunuz?

“Bu yaştaki çocuğun iradesine bakılmaz” demiyor musunuz?

Ne oldu da, sadakatsiz bir kadın sözkonusu olunca..

“Çocuğa sorun, beyanını dikkate alın” diyorsunuz?

Tam bu noktada, şunu da hatırlatayım..

9 ve 12 yaşındaki o çocuklara, acaba, “Anneniz, babanıza ihanet etti” diye bir şey anlatılmış mıdır?

Anlatılması doğru mudur?

Feministler, Yargıtay’a hakim olan bakış açısı, “Olur mu canım, böyle şey çocuğa anlatılır mı” diyecektir..

O zaman da soru şu:

“Siz çocuklara tüm gerçekleri anlatmadan, ‘Annenizle mi yoksa babanızla mı kalırsınız’ diyerek, çocukları kandırmış olmuyor musunuz? Çocukların tüm gerçekleri bilmeden yaptıkları irade açıklamasına nasıl değer verebilirsiniz?”

2. Hukuk Dairesi’ndeki üyelerin bakış açıları belli..

Kendilerini feminist anlayışa teslim etmişler..

Ya Yargıtay yönetimi?

Böylesi kritik kararlara, feminist bakış açısının imza atmasına, daha ne kadar sessiz kalacaklar?

 

yeni akit

Google+ WhatsApp