Bu yalan rüzgârına artık ‘dur’ denilmeli!

Bu yalan rüzgârına artık ‘dur’ denilmeli!


Bu yalan rüzgârına artık ‘dur’ denilmeli!

 

 

Binbir yalan attılar..

İftiralar..

Çamur sıçratmalar..

Yalanın bini bir para oldu..

Öyle bir algı oluşturdular ki..

“Beylikdüzü’nde 11 kreş sözü vermişsiniz, sadece bir tanesini yapmışsınız.. Ne diyorsunuz” sorusuna..

“Büyükşehir belediye başkanı olunca, çok hızlı şekilde 150 tane kreş yapacağız.. Ama çok hızlı.. Çok..” cevabı veren CHP adayı allanıp pullandı..

Hiç sorulmadı, “Yapacağın, yaptığından belli olur. Biz Beylikdüzü’nü soruyoruz.  Ne diyorsunuz, niçin 11 vaad edip, sadece bir tanesini yapabildiniz?” 

Daha onlarca, yüzlerce ayaküstü yalan..

Haydi onlar, seçim öncesi yalanları idi.

“Siyasetin doğasında var. Biz kabul etmesek de. Kabullenemesek de.. Maalesef siyasette yalan oluyor. Azıcık da olsa, AK Partililerde de vardır” deyip geçelim..

Seçim bitti..

Ama karşı cenahta yalanlar bitmedi..

Algı operasyonu sona ermedi..

Akla ziyan yalanlarla, bir sonraki seçime altyapı oluşturulmaya devam ediliyor..

Bu algı operasyonunda kimler yok ki?

Ömrü boyunca dindar insanlara hep hakaret etmiş olan Fatih Altaylı da var.

Bizim mahalleden Süleyman Özışık da var..

Bu iki ismi buluşturan konu ne?

AK Parti tarafından seçim için İstanbul’a getirilen.. Sonra memleketine gönderilmeyen seçmenler olduğu iddiası..

Sadece geri gönderilmemesi değil.

“Başınızın çaresine bakın” şeklinde ilgisiz cevaplar verildiği iddiaları..

Hatta daha ötesi..

“Seçimi kaybettik, ne yaparsanız yapın” denildiği iddiaları...

Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

Yıllardır gazetecilik yapıyorum.

Hayatın içindeyim..

Akla ziyan bir iddia..

Merak ettim..

Hem Altaylı’nın, hem de Özışık’ın yazılarını satır satır okudum..

Bakın nasıl algı oluşturuluyor, görün..

Bakın, seçimde kaybetmiş bir partiye bu hali ile bile, hâlâ nasıl vurmaya çalışılıyor, görün..

Altaylı yazıyor:

“Dönüş bileti” başlığı ile..

“Önceki sabah erken saatlerde telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara. Açtım” diye başlıyor..

Burada hemen araya girmek zorundayım..

Altaylı ve.. Tanımadığı numarayı, sabah erken saatte açma..

Size inandırıcı geliyor mu?

Bana hiç gelmiyor..

Altaylı, “Doğru söylüyorum” diyorsa..

Cep telefonundaki o aramayı göstersin, kendisinden özür dileyelim..

Mizansen yapmadığını anlayalım..

Altaylı devamında da bakın ne diyor: 

“Selamın Aleyküm başkanım, diyen bir ses. Galatasaray’da 2. Başkanlık yaptığım dönemden bu yana kimileri başkanım diyor. Telefon numaramı bulan bir taraftar zannettim önce. ‘Buyur kardeşim’ dedim.”

Televizyon ekranında bile, seyirciye nerede ise ana avrat düz giden Altaylı, tanımadığı birisinin aramasına, “buyur kardeşim” diyecek! 

At yalanı, varsa inananı..

Ve yazı böyle böyle devam ediyor.

İddiaya göre, vatandaş AK Parti İl Başkanlığı’nı arayacağına, tesadüfen Fatih Altaylı’yı aramış.

Milyonlarca cep telefonu içinden..

AK Parti İstanbul Başkanlığı yerine, tesadüfen Fatih Altaylı’nın aranmasının matematiksel ihtimal hesabını da, artık bilim adamları yapsın..

Altaylı’nın sağda solda dedikodu şeklinde yapılan kara propagandayı alıp, kendisi aranmış gibi yazdığı bu senaryoyu burada bitirip, Süleyman Özışık’ın yazısına geçelim..

O da hayli iddialı..

AK Parti’yi karalama amaçlı aynı konudaki yalanları bir okuyucusunun mesajına dayandırıyor.. 

Okurdan aktararak anlatıyor, Özışık:

“Kız kardeşim, 31 Mart seçimlerinden sonra memlekete geldi. Seçimlerin yenilenmesi kararı alınınca tekrar İstanbul’a dönmeye karar verdi. Benim haberim olmadan parti teşkilatı ile irtibat kurmuş. Konuştuğu kişi, öğrenci olan kardeşimi otobüsle İstanbul’a göndereceklerini ve geri dönüş biletini de kendilerinin temin edeceğini söylemiş.”

Burda bir araya girelim..

Soralım:

Kızkardeş öğrenci olduğu için İstanbul’da ise.. 31 Mart seçimlerinden sonra, 6 Mayıs’taki seçimlerin yenilenmesi kararından sonra, ama üniversiteler kapanmadan memleketine nasıl gitti? Niye gitti? Kızkardeş, İstanbul’da ailecek oturuyor ise, aynı kişinin biraz sonraki ‘kızkardeşim İstanbul’da orta yerde bırakıldı” iddiası boşa çıkmıyor mu? 

Aynı kişinin daha sonraki anlatımında da, yine benzer isnatlar..

Ve bu isnatlar, bizim mahallenin bir mensubu tarafından, hiç sorgulanmadan yayınlanıyor.

Bir de meydan okunuyor..

“Kendisine söz verdiğim için, yazıda ismini cismini yazmadım. Ama tüm bilgiler bende mevcut ve böyle bir şey olmadığını söyleyenin yüzüne çarpmaya da hazırım!”

Buyur benim yüzüme çarp, Süleyman Özışık..

Çarp ki, “aklımızla alay edildiğinde sessiz kaldık” demeyelim..

**

Merak ettim.

Çevremizde benzer şekilde getirilen ve geri dönen kimse var mı diye araştırdım..

Sordum..

“Biletler, zaten İstanbul’a gelinirken seçmenlere teslim edilmedi mi?” diye..

Bilet olarak değil ama cep telefonuna gelen bir mesajla, bilet alabilme hakkının bilgisinin geldiğini söyledi..

İstenildiği tarihte kullanılmak üzere..

Anladığım o ki..

Birkaç seçmen, tekil olarak sıkıntı yaşamış olsa bile.

Bu biraz da..

Kendisinin, dönüş tarihini hemen otobüs şirketine bildirmemesinden kaynaklanmış olabilir..

Seçmeni İstanbul’a getiren AK Parti yönetimi, dönüş biletini almış mı?

Almış..

Parasını ödemiş mi?

Ödemiş...

Arada bir iletişimsizlik olmuş ise, seçmenimiz, saat kaçta döneceği konusunda kararsız kalmış, sonra da sıkıntı olmuş ise..

AK Parti, seçmeni “yolda bıraktı” gibi bir izlenim verilmesi de, insafsızlıktır, vicdansızlıktır..

 Bu olayı, niçin önemsedim?

4.5 yıl sonraki seçimlerde, ömrümüz varsa göreceğiz.. Bu senaryolar anlatılacak..

Bugün bu yalanlara cevap vermezsek, onların “hodri meydan”ına, biz “hodri meydan” demezsek, 4.5 yıl sonraki seçimde de yalan rüzgârlarını daha şiddetli estirirler..

Allah, şerlerinden muhafaza buyursun! Amin..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp