Bu sefer siz ‘Balkon Konuşması’ yapın!

Bu sefer siz ‘Balkon Konuşması’ yapın!


Bu sefer siz ‘Balkon Konuşması’ yapın!

 

 

Seçim o.

Bir şey seçtiğinizde diğer(ler)ini zımnen reddetmiş olursunuz. Ama onlar yok olmazlar. Ve size, “niye, insanlar başka partileri istiyor olamazlar mı” diyebilirler.

Durum öyle miydi?

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bir siyasi görüşü ve demokrasinin küresel kıyaslı tüm ölçülerine uygun seçilmiş temsilcisini, ‘ne olursa olsun’ düşürmek isteyenlerle, tutanların yarışıydı yaşanan...

16 yıldır da öyleydi. Arada dışarıdan enfekte tüm çıbanlar patladı, irinler aktı...

‘İstemezük’, vatanı yaralamaya başladı.

‘Vatanı bizden çok sevdiğinizi nasıl söylersiniz’ itirazlarına gerek yok.. Çünkü vatanı sevmek ona zarar vermeye mani değil.

Yanlış yaptınız hanımlar-beyler ve bunu kabul etmeyeceğinizi, sindiremeyeceğinizi hissediyoruz.

Yapmayın.

Perde kapandı!

Yeni başlangıç için -azgın azınlığınız hariç- şimdi biz bir “balkon konuşması” istiyoruz!

Hani Gezi olaylarında mide kaldıran bir slogan vardı, “mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı?”

Şimdi şununla yüzleşmeniz gerekiyor; “Mesele Erdoğan değil arkadaş, sen hala anlamadın mı?”

Mesele vatan, mesele millet, mesele mefkûre, mesele Türkiye!

Bunların hepsini cem edip, Tuğrul Kuşu’nun yanan kanadında kucaklayan tek lider o olduğu için millet arkasında durdu, duruyor...

Bu değerleri düşürürse Erdoğan da gider.

Ya da eğer hakim seçmen, lider/Cumhurbaşkanı’nın çalışma düzenini ve gücünü etkileyebileceğini düşünsün, parti oylarını da düşürebilir. Yani Cumhurbaşkanı’nın oylarını iyice parlatırken, partisinin oylarını dahi kırabilir!

Sözün özü,

15 Temmuz’da olduğu gibi Sultanahmet Camii’nin şerefesinde de, Bandırma Vapuru’nda da, ‘Hedef Kızıl Elma’ diyen askerin tankında da beraber miyiz?

Neredesiniz?

Sizi görmek istiyoruz.

Herkesi kucaklayan, elini uzatan, sırtımızı birbirimize dönüp, cephemizi bu ülkenin tüm düşmanlarına çevirmeyi teklif etmenizi bekliyoruz...

Biz zaten oradayız.

Bu sefer biz ‘balkon konuşması’ istiyoruz!..

ÇENENİZİ KAPATIN!

Daha oyların mürekkebi kurumadı, bakın adamlar ne diyor...

ABD Kongre üyesi Adam Schiff: “Erdoğan bu hafta sonu, Türkiye’de tutuklama, şiddet uygulayarak, basın özgürlüğünü kısıtlayarak ve muhalefeti ortadan kaldırarak yeniden seçimleri ‘kazandı’. Bu, Türkiye’nin otokrasiye dönüşmesinin, demokrasinin dünya çapında saldırıya uğrayışını gösteriyor. O yüzden tebrik etmiyorum”...

Hadi, Ankara’nın verdiği, “Erdoğan’ın senin tebrikine ihtiyacı yok. Türk halkı kararını verdi. Çeneni kapat” keskinliğinde konuşamıyorsanız bile, “Sen kimsin, sana ne, bizim iktidarımızı ancak biz eleştirebiliriz” deyin!

Hatta daha inceltelim; ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, ‘Türk seçmeninin kararına saygı duyuyoruz’una, ‘soran mı oldu, duymasan ne olacak’ deyin...

Bu satırların yazıldığı gün, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan Trump’ın tebriklerini kabul edecek ama biliyoruz ki, Amerika’nın söylediği, ‘seçmen kararına saygı duyuyoruz ama seçilene saygı duymuyoruz’dur...

Bu kadarını bile aynı gözle görsek kâfidir artık...

Türkiye’yi, bölgeyi, dünyayı, ‘level eşiği’ni görün artık. Göz rengimiz farklı olsun da ithal lensimiz olmasın, akıl tek olsun artık...

SEÇİM NOTLARI…

Şu veya bu şekilde 20 yıldır aktif siyasetin/iktidarın içinde bulunmuş, yıllarca Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış bir siyasetçinin yüzde 53 oy alması, en yakın rakibine %22, sonrakine %44 fark atması kendi başına zaten özel bir durum ve siyaset bilimi konusu...

Bu, küresel konjonktürün ve Türk politika eğilimlerinin “lider” talebine de uygundur.

Mal bulmuş mağribi gibi Ak Parti oylarındaki nispi düşüşten züğürt tesellisi çıkartmaya çalışmak, tüm muhalif kesimin yerleşik kıymetlendirme parametrelerinden vazgeçmediğini gösteriyor...

Oysa yine aynı bakışla, sistem değişmese, 20 yıllık bir siyasi iktidarın/partinin bu kadar oy ile tek başına ve muktedir hükümet kurabileceği hızla unutulmuş görünüyor...

«««

Diğer mesele, özel olarak CHP genel olarak ama daha az muhalefet partilerine metastaz yapmış, yukarıda andığımız ‘yoldan çıkmışlar’dır...

Parti yönetimlerini de zorlayan/sürükleyen bu kesitin nasıl rehabilite edileceği artık yeni Genel Başkanların önceliği olacaktır herhalde. Zira bu cüce kesitin ve ‘kanaat önderlerinin’ toplumsal sorunlar ve ulusal güvenlik meselelerini ele alışı, sadece Türkiye önceliklerinin çok gerisinde ve eski değil, maalesef sıklıkla ‘karşıya’ iltihak eden boyutlara tırmanmakta.

***

Nihayet ‘sahil sendromu’ da sona ermiştir. ‘Oy vermeyip boy veren’ seçmen kitlesinin, muhalefeti ciddi oy kaybına uğrattığı dillendiriliyordu. Doğruluk payı vardır. Fakat seçime katılım oranları Türkiye’ye özgü bu seçmen tipinin de sandığa gittiğini gösteriyor. Hâsılı, oy da boy da verseler sandık ölçülerinin boy aştığı anlaşılmış olmak lazımdır. Bu mazeret de tüketilmiştir...

***

Bir de televizyon kanalları arasındaki rekabette özel hal oluştu. En az 24 saatliğine Fox ve Halk Tv, bir-iki aynı çizgideki kanal daha, tarihleri boyunca ulaşabilecekleri en yüksek milliyetçi-muhafazakâr izleyici kitlesine eriştiler.

Bunun sebebi sandık sonuçlarını yansıtmadaki problemleri veya anlık polemikler değil. Sonuçları kabullenmek noktasında sergiledikleri dramatik tutum. Komiğe döndü. Bu dahi patolojidir...

 

yeni şaf

Google+ WhatsApp