Bu sadece bir “andımız” metni tartışması değildir

Bu sadece bir “andımız” metni tartışması değildir

Tartıştığımız şey, 150 yıldır tartışageldiğimiz bir hikâyenin devamıdır. Basit olarak Reşit Galip’in tek parti döneminde yazdığı, sonra, neredeyse her darbede içi boşaltılmış katı ideolojik cümlelerin eklendiği bir metni tartışmıyoruz aslında.

Bu sadece bir “andımız” metni tartışması değildir

 

Tartıştığımız şey, 150 yıldır tartışageldiğimiz bir hikâyenin devamıdır. Basit olarak Reşit Galip’in tek parti döneminde yazdığı, sonra, neredeyse her darbede içi boşaltılmış katı ideolojik cümlelerin eklendiği bir metni tartışmıyoruz aslında.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Bu metinle, ülkede yaşayanlara ve bu ülkede yaşamak isteyenlere, modası geçmiş, kullanım zamanı bitmiş dar bir gömleği, zorla giydirmeye çalışıyorlar.

Tartıştığımız şey, bir zihin, bir bakış açısı, bir tutumdur. Bir kuru metin değildir.

ULUS MU OLACAĞIZ, MİLLET Mİ?

Tüm popülist, hamasi, gürültülü tartışmaları sıyırıp attığınızda, tartışmanın özü şu soruyla ortaya çıkar: Ulus mu olacağız, millet mi?

Son 150 yıldır tartıştığımız ve bir türlü karar veremediğimiz soru budur. Sorunun ortaya çıkmasının sebebi, dağılmakta olan bir imparatorluğu kurtarma refleksidir. Zira Osmanlı içinde yaşayan uluslar birer birer isyan edip kopunca, geride kalanları kurtarmak için bir yol arayışına girdi herkes.

Entelijansiyanın, siyasetçilerin ayrılanlar gibi bir “ulus” olma isteği, o güne kadar yabancısı oldukları “ulus” kavramının içini doldurma çabası, bizi bugüne kadar savurdu.

Jön Türkler, İttihatçılar ve sonunda Kemalistler, dağılan topraklardan geriden kalanı elde tutmanın çabasıyla bir “ulus” aradılar.

Etnik olarak “Türk” ulusu işte o zaman fark edildi. Yani Cumhuriyetin kurulmasından çok önce.

“TÜRK” KAVRAMININ ANLAM KAVGASI

“Türk” kelimesi Avrupa’da “Müslüman” anlamına gelirdi. Osmanlı’da ise ‘kaba, köylü, göçebe’ diye anlaşılırdı.

İttihatçılar “Türk” kelimesini, “Müslüman” diye, “Turan Devleti” kavramını da “İslamların ülkesi” olarak bildiler ve öyle kullandılar. Hiçbiri etnik köken olarak ‘Türk ulusunu’ kastetmedi, yüceltmedi.

Cumhuriyetin kurucu kadrosu, bu kavramı İttihatçılardan devraldı, kullanmayı sürdürdü ama içini başka bir şeyle doldurdu.

“Türk” etnisitesi ve bunun üzerine inşa edilen ulusçuluk, dağılan milletin, parçalanan toprakların bir araya getirilmesi için yegâne çözüm olarak görüldü. Herkesin, hangi ulustan olursa olsun, ‘Türk’ olmaya, hangi ırktan olursa olsun, ‘Türk’ diye kendini ifade etmeye zorlanması da böylece başladı.

Bunu yaparken, “Türk” kavramının ortak bir üst kimlik, tıpkı Avrupa’daki anlamıyla ‘Müslümanlık’ benzeri bir ortak payda anlamına geldiğini ifade ettiler. Ancak bu olmadı. Ortak ve üst kimlik olarak “Osmanlı” kavramını kullanmak tarih içinde sorunları çözerken, bir etnik kimliğin adı olan “Türk” kelimesi bu sorunu çözemedi. Çözemediği gibi uzun yıllar sürecek sorunları da başlattı.

Daha vahimi, bu yeni ulus olma çabası, tarihi mirasın reddine, tarihi kimliklerin yok sayılmasına kadar gitti. Mahmut Esat Bozkurt, Reşit Galip gibi kraldan çok kralcıların, ‘Türklüğü’ her şeyin üzerinde tutan, ‘kafatasçı’ fikirleri, tartışmaların alevlenmesine ve bugüne kadar sürmesine neden oldu.

Başka dillerin yasaklanması, başka kimliklerin ifadesinin men edilmesi işte o günlerde atılan adımlardan sonra oldu.

Reşit Galip’in yazdığı ‘Andımız’, tek parti zihniyetinin, zorlamacı, tepeden inmeci bir anlayışın ruhunun sindiği bir metin olarak, kraldan çok kralcıların fikrini yansıtır.

ULUSLAŞMA ÇABASINA DAİR KEMAL TAHİR’İN GÖRÜŞÜ

Bu tartışmaların tam ortasında okuduğum kitap, meseleye son derece önemli katkılar sağlıyor. Mustafa Özel’in uzun yıllar üzerinde çalıştığı, ‘Roman Diliyle Siyaset’ (Küre Yayınları) kitabını tavsiye ederim herkese.

Özel, ulus olma çabalarını romanlar üzerinden değerlendirirken, kendi fikirlerini de sunuyor bize.

“Ulusçuluk, körleştiricidir” diyen Özel, Kemal Tahir’in “yol ayrımı” romanından şu alıntıyı yapıyor:

“Bir dünya imparatorluğu yüzyıllar boyu, yüzlerce nesillerin birleşik gayretiyle, kanları, canları, malları pahasına doğmuş, kökleşmiş, gelişmiş yaşatılmıştır. Tarihin bir döneminde herhangi bir nesil, tek başına bu tasfiyeye karar verebilir mi? Veririm derse, bu kararın meşruluğu hangi vesikalarla ispatlanır? Yani bir imparatorluğun tasfiyesinde taraflar nasıl medyana gelir? Vekaletnameleri hangi noter tasdik eder, veraset ilamlarını hangi mahkeme çıkarır?”

‘UNUTARAK ULUS, HATIRLAYARAK MİLLET OLURUZ’

Mustafa Özel, “Unutarak ulus, hatırlayarak millet oluruz” diyerek son derece kuvvetli bir tespitte bulunuyor.

Kimliklerimizi, aidiyetlerimizi, tarihi bağlarımızı unutarak “ulus” olmamız için bizi zorlayanlarla, tüm bu zenginliklerimizi hatırlayarak, sahip çıkarak “millet” olmaya çalışanların tartışmasını izliyorsunuz aslında.

O nedenledir ki, mesele sadece basit bir “andımız” tartışması değildir. Millet ve ulus olma tartışmasıdır.

 

kemal öztürk

yeni şafak

Google+ WhatsApp