“Bu PKK, terör, bu HDP, bunlar birdir. Onlara söylersen çocukları verir”

“Bu PKK, terör, bu HDP, bunlar birdir. Onlara söylersen çocukları verir”


“Bu PKK, terör, bu HDP, bunlar birdir. Onlara söylersen çocukları verir”

 

 

PKK artık bölgede dilediğince at koşturamıyor. 

Eskiden köylere inip analara, babalara kolayca “Ya bir oğlunu verirsin ya da hepsini alırız,” dediği gibi vahşet salmakta zorlanıyor. PKK için aileleri silah zoruyla tehdit edip çocuklarını zor kullanarak ellerinden alıp dağa götürmek eskisi kadar kolay değil.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “geçen yıl 361 olayın engellendiğini, bu yıl bu sayının 182’ye ulaştığını,” hafta sonu katıldığı bir televizyon kanalında ifade etti ve ekledi:

“Ben dün Tunceli'deydim. Bundan bir iki yıl öncesine kadar Aliboğazı'na, Pülümür Deresi'ne girmek mümkün değildi. Yaptığımız mücadelelerle bölgeyi büyük oranda terörden arındırdık. Tunceli'de şu anda dağlarda 65 tane terörist var. Bunun 13 tanesi TİKKO, 52 tanesi de PKK'lı,”

2018 verilerine göre Türkiye’deki terörist sayısı 900 civarına düşmüştü. Buna sekiz aydır devam eden operasyonları da ekleyin. 

Örneğin, içişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, geçtiğimiz günlerde yaptığı aylık bilgilendirme basın toplantısında sadece Ağustos ayında kırsalda dört büyük, 36’sı orta çaplı olmak üzere, toplam 10 bin 800 kırsal operasyon yapıldığını ifade etti. (Bu sayılara sadece PKK’ya yönelik operasyonlar değil, DAEŞ’e, FETÖ’ye vs de yapılanlar da dahil.)

Bu operasyonlarda 10’u üst düzey olmak üzere toplam 117 terörist etkisiz hale getirilmiş. 

Çözüm sürecini bozan, tekrar silaha sarılan, DAEŞ’le beraber Türkiye’yi 2015-2016’da iç savaşla tehdit ederek hemen her gün yeni bir terör saldırısıyla ülkede hayatı cehenneme çeviren örgüt can çekişiyor.

Zira TSK Kandil, Hakurk, Sinat-Haftanin gibi PKK’nın Irak’taki terör yuvalarını aman vermeksizin temizliyor. Afrin’den sonra, Fırat’ın doğusunda ister ABD’li ister ABD’siz hiçbir tereddüt gösterilmeden yapılması planlanan operasyonla oluşturulacak güvenli bölge, PKK’nın Türkiye sınırıyla bağını da koparacak, artık ABD’den verilen silahlar Türkiye’ye giremeyecek; sözüm ona DAEŞ’le savaşan PYD/YPG’lilerse teröristlerse giriş çıkışları fazlasıyla düşürülmüş olsa da, bir daha buraya PKK’ya yardıma gelemeyecek; buradan zorla toplanıp alıkonunan gençler Irak’a da Suriye’ye de gönderilemeyecek.

Hal böyleyken PKK, artık örgüte katacak genç bulmakta da zorlanıyor. İşte burada devreye, ne acıdır ki, Türkiye’deki bir siyasi parti, HDP giriyor. HDP gençleri, son yıllarda önce cep telefonları üzerinden, sonra Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi gibi yerlerde buluşarak ikna etmeye çabalamak, gerekirse zor kullanmak suretiyle kaçırıyor.

Diyarbakır’da HDP binası önünde sayıları 17’ye yükselen acılı aileler içinden bir baba şöyle bağırıyor: “Herkesin gözünün önünde oğlumu aldılar. İşkence ile sürüklenip götürüldü. Belediyenin arabası ile, devletin arabası ile çalıyor. İsmi Murat Atagün, Lice Eş Başkanı, ismiyle söylüyorum, Murat Atagün...” diyor.

Bir başka baba gözyaşlarını silerek, “O gelsin, burada bir yıl beklerim. Çocuğumu almadan ben buradan gitmem. Sadece getirsinler. Bu PKK, terör, bu HDP, bunlar birdir. Onlara söylersen çocukları verir,” diyor. Ve bu baba, hayret edilecek şekilde terörü hiçe sayarak, olanı biteni savunmaya soyunan CHP ve İyi Partililerin tersi argümanlarına rağmen HDP’nin çocuklarını geri istemek, geri almak için doğru adres olduğunu bize gösteriyor.

Bir anne, “Kızım lise öğrencisiydi. Okula gitti, bir daha gelmedi.....Eşimi aldım dağa gittim. Dağa, bayıra haykırdım. Gittim buldum onu. Oğlum ise gözlerimin içine baktı, baktı... Gelecekti ama korkuyordu.....Oğlum Kuzey Irak’tan aradı ‘Kaçamıyorum’ diye...” diyor ve Hacire Ana’nın oğlunu alabildikten sonra, muhalif partiler tarafından çarpıtılan hikayesinin nasıl gerçekleştiğinin işaretini bize veriyor.

Hacire Akar, 21 yaşındaki oğlunun HDP binasına girdikten sonra ortadan kaybolduğunu söyleyerek eyleme başladı ve çocukları terör örgütü tarafından çalınan diğer aileler için bir umut oldu. Protestoya başlamasının ardından dört gün sonra HDP’den geri aldığı oğlu Mehmet Akar, “Dağa kaçmadım, Diyarbakır’dayım.....Halamın torunuyla evlendirmek istiyorlar....Ailemin baskısıyla, iradem dışında nişanlandırıldım.....” diyor demesine ama, FETÖ’nün dışarıdan yayın yaptığı internet medyası Ahval’in yanı sıra tüm muhalif medyanın üstüne atladığı görüntülerde Mehmet’in nasıl korktuğu, nasıl şartlandırıldığı, neler söylemesinin gerektiğinin ona sıkıcı tembih edildiği ve kimbilir nelerle tehdit edildiği gayet açık görülüyor.

Mehmet Akar ne desin? 

“Sizin koltuklarınız var. Bizim neyimiz var?..... Sizin çocuklarınız özel okullarda.....Bizimkiler toprak altında. Alın başınıza çalın Kürdistanınızı....” diyen ananın, eylem yaptıkları için HDP Bağlar İlçe Gençlik Kolları üyelerinden üç kişinin uzun namlulu silahlarla tehdit ettiği ailenin söylediklerinden sonra, alınan riskin ne boyutta olduğunu, PKK yüzünden ölüm ve yaşamın Kürtler için ne kadar ince bir çizgiye dönüştürüldüğünü görmemek için kör olmak lazım.

Ama körler... Bu aileler halihazırda devlete gitmişken, durumlarını valiliğe, polise bildirmişken ve çocuklarını kaçıranın kim olduğunu bilirken, onlarla yüzleşme cesaretini gösterirken, kalkıp da “Adresiniz devlettir. Oraya gidin,” deyip geçiveren CHP’nin ve türevlerinin yaptıkları, PKK’nın ekmeğine yağ sürmek değil de nedir?

Hendek terörü başladığında devleti önlem almamış olmakla suçlayanlar, bugün önlem amacıyla bazı belediye başkanları görevden alındığı için devleti hedefe koyuyor. Koşa koşa HDP ile dayanışmaya gidiyor; ve ne kadar acı ve açıktır ki, bu analara, bu ailelerin feryadına kulak vermeye, rol icabı dahi olsa yeltenmiyor.

Ayrıca ne ilginçtir ki, PKK tam da can çekişmeye başlamışken, yeni bir ‘çözüm süreci’ diye tutturuluyor; çok yakın bir dönemde, bir kez bu şansı elinin tersiyle itmiş PKK’nın, “şimdi konjonktür değişti” diyerek devleti tehdit etmeyi Türkiyelileşmeye tercih eden HDP’nin yanında saf tutuluyor. 

Başkalarını bilmem ama, 2015’te ardı ardına gelen şehit haberleri ülkeyi yasa boğarken HDP’nin bir başka uzantısı Demokratik Bölgeler Partisi’ne bağlı (DBP) Cizre Belediye Başkanı Leyla İmret’in İngiliz Vice News’e konuşurken “Türkiye’de iç savaş çıkacak: Kürt direnişinin merkezine hoş geldiniz” başlığıyla sunulan haberde “Türkiye’de bir iç savaş yürüttüğümüzü söyleyebiliriz,” sözlerini unutamıyorum.

Unutmak da istemiyorum. Unutanlara da hayret ediyorum. Onlar adına utanıyorum. Ve susamıyorum.

 

süperhaber

Google+ WhatsApp