Bu namussuzluktur, bu haysiyetsizliktir!

Bu namussuzluktur, bu haysiyetsizliktir!


Aman Allah’ım..

Aman.. Aman..

Nasıl bir dünyada, nasıl bir ahlaksızlıklar denizinde yaşıyoruz?

Bu kadar mı düşecektiniz?..

Bu kadar mı pespayeleşecektiniz?..

Bu kadar mı rezilliklere imza atacaktınız?..

2011’de CHP Tepebaşı İlçe Teşkilatı’nda düzenlenen milletvekili aday tanıtım toplantısında..

Bugünkü konumu Tepebaşı Belediye Başkanlığı olan Ahmet Ataç, terbiyesizce, ahlaksızca, tüm etik kuralları ayaklar altına alarak..

Haddini de aşarak..

O tarihte Başbakanlık görevinde bulunan Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak..

AİHM değil, kralı gelsin, benim şu tespitimi değiştiremez; “Resmen küfür içerikli bir cümle kurmuş..”

Hem de kişinin kendisine değil..

Tüm Müslümanlar için ve Türkler için, canımızdan değerli bildiğimiz “annelerimiz” üzerinden..

Küfür edilmiş..

Kusura bakmayın, sırf bu rezilliği afişe etmek ve bundan sonraki yargı sürecinde, artık kimsenin bu davayı ihmal etmemesini garantiye almak için..

O ahlaksız cümleyi, burada tekrarlayacağım..

Manevi değerlere önem veren tüm insanlarımızın bu ahlaksız cümleyi kuranlar hakkındaki yargı prosedürünü takip etmeleri için..

Bu cümleyi, sanki Türk adaleti içinde kesinleşmiş bir “beraat” hükmü varmış gibi, dün tekrar tekrar kullanan medya organlarını da uyarmak açısından..

“Tayyip Erdoğan’a küfür edeceğiz. Hem de AİHM kararı ile” diyerek, ellerini ovuşturarak o ifadeleri yayan, tek bir eleştiri cümlesi kurmadan o ifadeleri adeta destekleyerek veren tüm ahlaksızları ifşa etmek için..

Ben bu cümleyi, ahlaksız bir cümle olduğunu tekrarlayarak, edepsiz bir cümle olduğunu tekrar tekrar belirterek, namussuzca bir ifade olduğunu hatırlatarak veriyorum.. 

CHP’li Mehmet Ataç, 2011 yılında milletvekili aday tanıtım toplantısında konuşuyor:

“Efendim, şimdi eğer Tayyip Erdoğan’ın azıcık bu eski siyasilere hürmeti olsa ana babasını araştırır. Eğer onlar olmasaydı, rahmetli Atatürk olmasaydı, Erdoğan’ın babası kim olacaktı, annesi kim olacaktı arkadaşlar?”

İfadeyi okuduğumda, kan beynime sıçradı..

Beyler..

Bu sözler, affedilmez..

Bu sözler, tolere edilemez..

Bu sözlerle huzurumuzu bozmayın..

Bu ahlaksızca cümleleri, bir tarihte, küçük bir ilçede yapmış iseniz..

Unutturun..

AİHM’e gitmiş olsanız bile, “Ulan ben bu davayı kazansam ne olacak. Ahlaksızca bir cümle kurmuşum.. Bu kararı alıp, Türkiye’de insanlara ‘Bak nasıl küfür etmişim’ diye efelik mi taslayacağım? Bir başkası bana, aynı cümleyi, Fatih üzerinden kuracak olsa.. Abdülhamid han üzerinden kuracak olsa.. Hatta.. Ben ne kadar Atatürkçü olursam olayım.. Atatürk üzerinden benim anneme biri bu saldırıyı yapsa.. Ben bunu kabul edebilir miyim? İnsanların annelerine, böyle sözler söylenir mi? Bir halt etmişim. Susayım, kenarda oturayım” diyeceğinize..

Yerel mahkemeden eski para cezasının kaldırılması için müracaat edip.. 

Ordaki tecrübesiz bir hakimden, “beraat kararı” alıp..

Sonra da Sözcü’sünden Cumhuriyet’ine kadar onlarca medya organında, o küfür içerikli cümleleri tekrar tekrar yazarak, amaçladığınız ne, söyler misiniz beyler?

Hani o CHP’li Mehmet Ataç’ın, “Yaptığımız büyük bir terbiyesizlikti.. Hapse girmedik.. Para cezasına mahkum olduk. Buna da şükür” deyip, konuyu kapatması gerekir iken..

Kalkmış, AİHM’e gitmiş..

AİHM’de..

Onların mezhepleri ne kadar geniş olursa olsun..

Siyasi konularda eleştirileri ne kadar geniş yorumluyor olurlarsa olsun..

Bir siyasetçinin annesine yönelik böyle bir sözü “Düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendireceklerine inanmıyorum..

Eğer öyle ise, “Onların düşünceleri de, özgürlükleri de batsın” diyorum..

AİHM kararını ayrıntılarını henüz inceleyememiş olsam da..

Basına intikal eden özet kısmındaki cümlelerden çıkarttığım kadarı ile..

“Mahkeme, sulh ceza mahkemesinin kararında uygun gördüğü bu gerekçenin, mahkemenin somut vakada, başvurucunun ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın özel hayata saygı hakkı arasında, içtihada yerleşik bütün uygun kıstasları göz önünde bulundurarak yerinde bir denge kurma incelemesi yaptığını tespit etmeyi mümkün kılmadığına işaret eder.” cümlesinden anlaşıldığı kadarı ile, yerel mahkemenin yeterli gerekçe göstermemesini..

Mahkemenin alelacele yazdığı gerekçede, Türk toplumunda “anne”ye verilen değeri yeterince anlatmamasından kaynaklı olarak, muhtemelen AİHM’in de “gerekçesi yetersiz karar ile mahkumiyet hükmü kurulması”na yönelik usûli bir ihlal kararını..

Hele hele..

AİHM kararındaki “Mahkeme, kararın tatminkar deliller sunmadığını kaydetmektedir” ifadesi de dikkate alındığında,  bu tespitim doğrulandığı halde..

AİHM kararını eline alan Ahmet Ataç’ın,  yerel mahkemeye koşup, “Beraat kararı verin” demesi..

Yerel mahkemenin de, bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nı, adeta “yalnız adam” haline düşürecek şekilde, hemen beraat kararını vermesi.

Ardından da, Erdoğan düşmanı medyanın, sanki ortada gerçekten, esas açısından bir “Suç değildir” kararı varmış gibi, kesinleşmiş bir beraat kararı var gibi, aynı cümleyi tekrar tekrar vererek, Tayyip Erdoğan’a ve rahmetli annesine edepsizce söylenmiş sözleri tekrar etmeleri..

Altını çizerek söylüyorum..

Namussuzluktur..

Haysiyetsizliktir..

İtibar cellatlığıdır..

Edepsizliğin en büyüğüdür..

Çağrım, mahkemenin başsavcılığına..

Bu karar, mutlaka üst mahkemeye götürülmelidir.. İstinaf ise istinaf.. Temyiz ise temyiz.. Yazılı bozma ise yazılı bozma.. 

Ama mutlaka, bu terbiyesizliğe, bir yargı kararı ile destek verilmemeli, hepimizin “anne”sine yapılmak istenilen bu terbiyesizliğe, kimse prim vermemelidir..

Bu bağlamda, söyleyeceğim çok şey var..

Anıtkabir kelimesi yazılırken, bir harfin hatalı yazılması üzerinden kıyametler kopartıp, bizim için tamtam dansları yapanlar ve onlara “Ben de size tuz vereyim” diyenlerin hepsine..

Bakın, “Annelerimize nasıl küfür ediyorlar.. Ettikleri yetmemiş, bir de nasıl üste çıkıyorlar, görün” diyorum..

Bu dosyanın öyle kolay kapatılamayacağını hatırlatıp, Adalet Bakanlığı’na ve başsavcılığa olayın üzerine önemle gitmeleri çağrısını yapıyorum..

Google+ WhatsApp