Bu Mahmut, o Mahmut!

Bu Mahmut, o Mahmut!


Bu Mahmut, o Mahmut!

 

 

“Cumartesi Anneleri”ne gösterdikleri ilgiyi, “Diyarbakırlı anneler”e göstermemeleri sebebi ile maskelerinin indiğini yazdığım CHP’lilerden Mahmut Tanal, "esas konu"ya girmeden, bana cevap vermiş.

“Bilmeyenler için yazayım” diye başlamış.

Bu arkadaşla hukuk fakültesindeyken aynı sınıftaydık” demiş.

“Asosyal, içine kapanık, köşeye sinip oturan, doğru bildiğini dile getiremeyen birisiydi” diye devam etmiş.

Ve...

“O halini görünce kendisine acırdık.”  yorumunu yapıp, şöyle bitirmiş benim hakkımdaki değerlendirmelerini:

“Bizim gölgesinden korkan Ali İhsan, şimdilerde ise kendini aslan sanan kedi gibi ses çıkarıyor. Bunu fakültedeki ezikliğin getirdiği bir rahatsızlık olarak görüyorum. Kendini gösterme çabasında. Fakültede imrendiği Mahmut Tanal’a, çarpıtmalarla zarar verebileceğini düşünüyor.”

Mahmut Tanal’ın bu paylaşımları hakkındaki cevabı vermeden önce, konuya bir giriş yapayım.

Yıllar önce, İstanbul-Göztepe’de, belediyeye ait depo olarak kullanılan bir arsaya cami yapılmak istenilmiş, mahalledeki bir eczacı bayan Mahmut Tanal’a vekalet vererek, “cami yapılmasın” talepli bir dava açmıştı..

Aktüel olarak yapılan haberlerde, geçmişi hakkında bilgi vermemizden rahatsız olan Mahmut Tanal, tahminen 6-7 yıl önce, yazıişleri müdürü olmam hasebi ile beni gazeteden arayıp, kendisinin cami karşıtı olmadığını, vekaleten dava açtığını söylemişti.

Ben de kendisine, “% 95’i Müslüman olan bir ülkede, bir avukat cami karşıtı değilse, vekaleten de dava açmaz” deyince..

Orta yolu bulmak için olsa gerek..

Bir muhabbet başlattı..

“Hukuk mezunusun galiba.. Kaç mezunusun? İstanbul-Ankara?” sorgulaması sonrasında, “Senle aynı sınıfta  mıydık?” diye sordu.

Ben kendisini hatırlayamadım.. O da beni hatırlayamadı..

“1985 mezunu olduğumu” söyleyince, başka isimler üzerinden ortak arkadaş muhabbetine geçti..

Ben de, “Sen kaç mezunusun” diye sormadım.

Sınıf arkadaşlığı muhabbeti öylece kaldı.. Cami karşıtlığı konusunda da, “Vekaleten dava açma ile, asil olarak dava açma arasında ben pek fark göremiyorum” dedim ve ilave ettim: “Yanlış yapılmış bir haberimiz olursa, her zaman arayabilirsin.”

Kendisi ile hayattaki hatırladığım tek diyaloğumuz bundan ibaret..

Şimdi “Bilmeyenler için yazayım” deyip, “Bu arkadaşla hukuk fakültesindeyken aynı sınıftaydık” dediği için, dün araştırdım.

Kamuya açık kaynaklarda, Mahmut Tanal’ın doğumu 1961, fakülteye girişi 1982, çıkışı da 1986 görünüyor..

Ben de burdan “bilmeyen” arkadaşlara “bildirmiş” olayım:

“Benim doğumum 1962, İstanbul Hukuk’a girişim 1981, çıkışım 1985’tir!”

Demek ki, bu arkadaşla, sınıf arkadaşı değilmişiz.

Kendisi benden bir yaş büyükmüş ama..

Gerek giriş, gerek çıkış tarihleri itibari ile, ben bir sene önden gitmişim..

Önemli değil..

Bir yaş büyük olduğun halde, bir sene  geç bitirirsin.. Küçüksündür, erken bitirirsin..

Önemli olan, ahlaklı olmak.. Dürüst olmak.. İlkeli olmak.. Yanar döner olmamak..

Cumartesi Anneleri’ne gidip, “Anne bu.. Anne.. Dinlemek zorundasınız” deyip..

Diyarbakırlı anneyi görmezden gelmemek..

Önemli olan, “Sınıf arkadaşımdı” diye, bilmediğin-hatırlamadığın bir insana, bir de “ezikti, asosyaldi” diye bir sürü sıfat yüklememek.

Anneler konusunda cevap veremeyince..

Aynı sınıfta olduğun yalanını uydurup, ardından da “Acırdım” edebiyatı yapmamak..

Hemen şunu da belirteyim..

Kendimi dev aynasında görmem..

Beni birisi “asosyal” olarak nitelendirirse, “Aynen öyleyimdir” derim.

Bana birisi “Ezik” derse..

Kapris yapmam..

“Bana, şahsıma istediğini söyleyebilirsin” derim..

Ama “Test etmek istiyorsan, bana değil, inancıma bir şey söyle, tepkimi o zaman gör” derim..

Yaşça abim, sınıfça kardeşim Mahmut demiş ya..

“Doğru bildiğini dile getiremeyen birisiydi” diye..

Kendisine hatırlatayım.. Dindar öğrencileri sürekli aşağılamak isteyen solcu öğrenciler de hatırlasınlar: Hukuk fakültesinde öğrenci iken, askeri yönetimin henüz daha işbaşında olduğu bir dönemde, sakal yasak diye bana verilen cezayı, Danıştay’a götürmüştüm..

Mahmut’u bilmem ama.. Onun solcu arkadaşlarının sesinin çıkmadığı dönemde..

12 Eylül Anayasa'sının mimarı Orhan Aldıkaçtı’nın dekanlığı döneminde, kendisi ile mahkemelik olmuştum...

Askeri darbe döneminde, cuntanın genelgesini dayatan fakülte yönetimine iptal davası açan bana, “doğru bildiğini söyleyemeyen” diyen Mahmut ise, bilmeyenler öğrensin, darbecilerin dayattığı başörtü yasağını AK Parti kaldırdığında, Danıştay’da iptal davası açıp, “Başörtü yasak olmalı. Generallerimiz yasağı getirirken doğru yapmışlardır” demişti..

Bu Mahmut, işte Cumartesi Anneleri’ne destek verip, Diyarbakır’daki annelerin yanından bile geçmeyen Mahmut..

Aynı Mahmut..

“Bizim gölgesinden korkan Ali İhsan” diye devam etmiş.

Binlerce defa özür diliyorum..

Şahsım önemli değil..

Ama, onların gözünde ben, “Ezilmesi gereken bir Müslüman” olduğum için kendimi savunuyorum..

Ve..

Bu Mahmut’a hatırlatıyorum:

Bak Mahmut, benim ağzımdan; inançlı hiç kimsenin ağzından, “Öldürülürsem, sorumlusu şudur” diye bir söz işitmemişsindir..

Çünkü biz, Allah’a inanırız. Kadere inanırız.

Bütün dünya bir olsa, Allah dilemedikçe, hiç kimsenin bize bir zarar veremeyeceğine, yine bütün dünya birlik olsa, Allah diledikten sonra, bize gelecek zararı kimsenin engelleyemeyeceğine inanırız..

Ama bak Mahmut..

Daha 4-5 yıl önce..

“Başörtü yasak olsun” diye, Danıştay’a iptal davası açtığında..

İki kişinin sana telefon açmasından tırsıp, bak ne açıklama yapmışsın:

“Öldürülürsem, sorumlusu beni hedef gösteren bakanlar ve Akit gazetesidir!”

"Gölgesinden korkan" kimmiş?

Hem bu ülkenin insanlarının başındaki örtüye dil uzatan, sonra da tir tir titreyen kimmiş?

Söyle Mahmut, kimmiş?

Ama tekrar söylüyorum.

Bana şunu demiş, bunu demiş hiç önemli değil..

Bana her şeyi söyleyebilirsiniz..

“Ezik, asosyal, gölgesinden korkar..”

Bana her şeyi söyleyin.

Ama lütfen..

Dürüst olun..

Cumartesi Anneleri’ne her hafta gidip, Diyarbakır annelerini görmezden gelen ilkesizliğinizin üstünü örtmeye çalışmayın..

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp