Bu kadar da olmaz

Bu kadar da olmaz


Aynı hedefe akan ırmaklar kıyılara sızarak da olsa okyanusta birleşir ve aynı şarkıyı söylemeye devam ederler. Fakat maddi gücün ve menfaatlerin ön planda tutulduğu günümüzde aynı değerlere inandığımızı söylesek de şarkılarımız hep değişiyor.  Biliyorsunuz geçtiğimiz gün içimizi aydınlatan bir olay gerçekleşti ve 86 yıldır kimliğinden uzak kalan Ayasofya her kesimden insanın bir araya gelip duygudaşlık kurduğu bir ortamda ibadete açıldı. Ayasofya’nın ibadete açılması Mescid-i Aksa için çarpan yürekler için de bir umut oldu ve dualarımızı daha gür bir sesle yapmaya başladık.

Ayasofya’nın ibadete açılması başta Erbakan Hocam ve onun davasını sürdüren kardeşlerimizin dualarıydı, bitmek bilmeyen umutları, yarınlarıydı. Ayasofya’nın ibadete açılması hepimizin yüreklerinde yatan bir hayal, gözbebeklerimize kazıdığımız bir duaydı. Hamdolsun gerçekleşti emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

Ayasofya zihinlerimizde fetih, özürlük ve teslimiyetin bir simgesi olarak yer aldı ve tarihin en karanlık günlerinde müzeye dönüştürülen bu kutsal yapı nihayet eski kimliğine kavuştu. Nitekim hatırlayacağınız üzere Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet tarafından kiliseden camiye çevrilmiş, Cumhuriyet döneminde ise müzeye çevrilerek cami olmaktan çıkarılmıştı. Müslümanlar kimliğinden uzaklaştırılan bu yapıyı hiç unutmadılar ve umutla bugünleri beklediler. Fakat hemen her kesimden her kişinin yüreğinde bir heyecan oluşturan Ayasofya’nın açılışı ve bunun için düzenlenen program, burada kılınacak Cuma namazı ve hazırlanan liste olayın maneviyatını zedeleyecek tartışmalara sebebiyet verdi. Ayasofya’nın açılışının gönülleri birbirlerine yakınlaştırmasını ve manevi bir güce dönüşmesini beklerken bunu siyasi bir şova, kibir kokan bir tavra dönüştürüp her şeyin üstesinden sadece biz geliriz tarzı bir yaklaşım sergileyenlerle karşılaştık. Bu durum ne yazık ki kimsenin işine yaramadığı gibi gönüllerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oldu.

Ayasofya’nın açılması demek Allah için çarpan yüreklerin bir araya gelmesi ve fetih ruhunun canlanıp bütün dünyayı kuşatacak bir şefkate dönüşmesi demektir. Fakat görmekteyiz ki, bu özel anın mahiyetini kavrayamayan kardeşlerimiz kibir kokan ifadeleri ve dışlayıcı tavırlarla arzı endam etmekteler. Eğer Ayasofya’nın açılması bizi milli ve manevi birliğe götürmüyor, hatalarımızı görüp onarmamıza vesile olmuyor, Batı’ya köle olmaktan kurtarıp özgürleşmemize kapı aralamıyor ve kendimize dönmemiz için imkanlar sunmuyorsa kabul etmeliyiz ki biz bu resmi doğru okuyamıyoruz. Kabul etmeliyiz ki biz ümmet okyanusunda damla olmak yerine suyu bulandırmaya devam ediyoruz. Öyle değil mi?

Google+ WhatsApp