“Bu cadde, çıkmaz sokak!”

“Bu cadde, çıkmaz sokak!”


“Bu cadde, çıkmaz sokak!”

 

 

“İma”dan, “mecaz”dan, “telmih”ten, “ihsas”tan anlayan pek kalmadı. Mecburen “direkt” yazacağım…

Kimse kusura bakmasın, ama televizyonculuk da gazetecilik de bitti! Yazılı, görüntülü ve sözlü medya araçları (radyo, televizyon, gazete, dergi, vs.) “açık bülten”dönüştü!

Yalanın-dolanın ve envai çeşit saçma sapanlıkla şaklabanlığın kol gezdiği “sosyal medya”dan farkları kalmadı. Bırakınız “tarafsızlık” ilkesini ahlâk, doğruluk, dürüstlük gibi “temel ilkeler” bile güme gitti. 

“Gerçekleri nesnel bir biçimde, çarpıtmadan, sansürlemeden aktarmak”şeklinde ifade edilen “Gazetecilik Meslek İlkeleri” çoktan unutulup, yerine mesleğe tamamen zıt kavramlar geldi: O gün bugündür radyolar, televizyonlar ve gazeteler (hadi birkaçını müstesna tutalım), iktidara yahut muhalefete daha fazla “yandaş” bulmak için yayın yapıyor. “Fanatik” sayısını biraz daha artırmak, bu olmazsa mevcut fanatikleri daha fazla katılaştırmak için çırpınıyorlar.

Hükümet yanlısı bir kanalı açın, bir süre sonra da tam karşıt görüşte başka bir kanala geçin: Göreceksiniz ki, aynı haberler eğip bükülmüş, kendi cephelerinin hizmetine verilmiş, aynı olgular yorumcular tarafından bir birinin tam zıddına yorumlanıp yandaşlarına malzeme yapılmış. 

Mesleğe hayatını vermiş biri olarak içimi acıta acıta söyleyeceğim: Çoktan beri gazeteciler “gazeteci” olmaktan çıkmış, sermayeye ve siyasete “yancılık”yapıyor!

“Tarafsız” olsunlar demiyorum, çünkü böyle bir dünya yok: Sadece “dürüst ve ahlâklı” olmak yeterli. Eskiden bir gazetecinin yalancılığı tespit edilse, meslek hayatı biterdi. Günümüzde, hiçbir şey olmamış gibi mesleğe devam ediyorlar. 

Meselâ “tarihi oturum”un moderatörü (yönlendiricisi) oturumdan birkaç gün önce İmamoğlu ile gizlice görüşüyor. Bu ortaya çıkınca, “sadece birkaç dakika”görüştüklerini söyleyerek, 81 milyona “yalan” söylüyor. 

Ancak iktidara yakın medyanın, Ekrem İmamoğlu’nu bangır bangır “yalancı” ilân etmesi ve bu konuda geçerli deliller sıralaması, iktidar karşıtları için hiçbir şey ifade etmiyor.

Çünkü: Onlar sonuca kilitli durumdadırlar. İstanbul’u alsınlar da bu nasıl olursa olsun. Bu yolda her türlü yolsuzluğu, hırsızlığı, ikiyüzlülüğü, hileyi, hurdayı meşru sayıyorlar. Yeter ki, oy getirsin! 

Bu cümleden olarak, Ordu Valisi’ne yaptığı hakaret, karşı taraf için “hakaret”değil, “söylenmesi gereken söz”dür: Hatta İmamoğlu az bile söylemiştir. Çünkü nazarlarında Vali Bey, “devletin valisi” değil, “Tayyip Erdoğan’ın valisi”dir!

Normal insanların nefretle kınayacağı bu hakaret, İmamoğlu’nun “yancı seçmenler”i, yani İYİ Partililer, Saadet Partililer ve özellikle de PKK güdümlü HDP’liler tarafından, aynı sebeple büyük bir kabul görmüştür. İmamoğlu gözlerinde biraz daha büyümüş, valinin şahsında “devlete ve Cumhurbaşkanı’na meydan okuyabilen cesur yürek”e dönüşmüştür. Müfrit HDP’lilerin arayıp da bulamadığı bir durumdur bu. Bariz özellikleri Tayyip Erdoğan düşmanlığı olan müfrit Saadetçilerle İYİ Partililerin de böyle bir şeye hiç itirazları olmaz: Nitekim de olmadı.

Oy çalıp seçimi “murdar” edenlerden ve onlara alkış tutanlardan her şey beklenir!

Beni asıl tedirgin eden şey ise, “angaje” olmuş medya organlarının milleti değil, sadece kendi kitlelerini etkiler hale gelmiş olmalarıdır. 

“Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan! 

Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!”

 

yeni akit

Google+ WhatsApp