Bâtılın Ya da Batılıların İki Yüzlülüğü

Bâtılın Ya da Batılıların İki Yüzlülüğü

“Sen dinlerine uymadıkça, ne yahudîler ve ne de hristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: ‘Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoldur...’ ” (Bakara: 120) İslâm pratik bir hayat nizamıdır. Teorik kalıplara sıkışmış kuru ve hayalî ideallere dayanmaz. Çünkü o

Bâtılın Ya da Batılıların İki Yüzlülüğü

 


“Sen dinlerine uymadıkça, ne yahudîler ve ne de hristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: ‘Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoldur...’ ” (Bakara: 120)                                                                                                                                                                                                

İslâm pratik bir hayat nizamıdır. Teorik kalıplara sıkışmış kuru ve hayalî ideallere dayanmaz. Çünkü o, insanlığın hayatına hitap eder. Zorlukları, engelleri şartları ve cazibeleri olan bir pratik hayata… Ve İslâm’ın amacı, böyle bir hayatı hem düzene koymak, hem de ileriye götürmektir. Yeterli ve amelî çözümlerle, düş ve hayal aleminde uçmadan, yani pratikteki değeri olan çarelerle bu hayata hitap etmektedir.                                                                                                                                                                       

İslâm, kendi hürmetlerini gözeten kimselerin dokunulmaz hürmetlerini gözetir ve bu prensibi savunup korur. Ama bu hürmetleri çiğneyip iyi insanlara eziyet veren kimselerin sözkonusu değerleri maske haline getirmelerine kesinlikle göz yummaz. Bu hürmetlerle oynayarak salih kişileri öldüren, mü’minleri fitneye veren ve muhalif bildikleri herkesi sindirip duran kimselere asla müsâmaha etmez. “Hürmetleri korumak gerekir” bahanesi altında bile olsa bu işleri yapanları hoş görmez. Çünkü İslâm’ın metodu budur.                                                                          

Meselâ İslâm, gıybet etmeyi haram kılar; ama fâsığın gıybeti olmaz. İtaatten çıkmışlığıyla nam salan bir fâsığa hiçbir hürmet yoktur. Fâsıklık örgütünün işkencesine uğrayan kişiye göre fâsık adamın hiçbir hürmeti olmaz. Gene İslâm, kötülüğü açığa vurmayı haram kılar. Ama “zulme uğrayan kimseyi” bundan istisna eder. Yani zulme uğrayan kimse, kendisine zulmeden kişi hakkındaki şikayetini açığa vurabilir. Çünkü bu, onun hakkıdır. Ayrıca bu haksızlığı açığa vurmamak, zalim adamın haketmediği halde bu saygın prensibin adı altında saklanmasına da neden olabilir.                                                                                                                                                     

Bununla beraber saygın bir konuma sahip olan İslâm, âsî ve kötü kimselerin düzeyine inmez. Onların bayağı silahlarına ve iğrenç yöntemlerine başvurmaz. Allah’ın dini yolunda yeryüzünü fitne ve fesattan temizlemekle görevlendirilen Müslümanların endişeler içinde kalmasına müsaade etmeyen Kur’an, onların kalbini huzursuzluk ve vesveselerle başbaşa bırakmaz. Şu şer ve fesattır, bu da isyankarlık ve bâtıldır. Öyleyse bunlara hiçbir hürmet yoktur.                          

Asıl amacı, dokunulmaz hürmetleri arkadan vurmak olan kimselerin, bu dokunulmazlık perdesi altında gizlenmelerine izin vermek de yoktur. Müslümanlara düşen, inanç, güven ve gönül huzuruyla, yani Allah’ın verdiği huzurla yine O’nun yolunda yürümektir.

Geçtiğimiz hafta, Yeni Zelanda’da Müslümanların Cuma namazı kıldıkları esnada katliâma uğramaları ne ilk ne de son olacaktır. Bunun altında yatan sebep sadece faşist bir hristiyanın yaptığı bir eylem olmaktan öte, dünya Müslümanlarının sahipsiz, âtıl ve edilgen olmalarının çok daha büyük payının olduğunu unutmamak gerekir.
“ABD, AB yöneticileri ve bunların çok çok özgür medyası bugüne kadar en büyük terör katliâmını gerçekleştiren Yeni Zelanda canavarına terörist diyememişler. Sürpriz değil; onlar o kadar objektif, o kadar âdildir ki, vahşeti işleyen kendilerinden ise, terörist değil, o zaman cici çocuk, yakışıklı delikanlı olur. Veya üç maymun olmayı tercih ederler. Müslüman biri olsa, katliâm yapmasına gerek yok, birisine haklı olarak da olsa bir tokat atsın yeter, hiç çekinmeden “büyük terör!”, “dünya tehlikede!”, “Müslüman teröristler huzur bırakmadı!” demekte sakınca görmezler.  
Direkt olarak, Cuma namazı kılan Müslüman cemaati hedefleyip iki camiyi otomatik silahlarla tarayıp suçsuz halkı öldüren kimselere terörist diyemeyen kimselerden, insanlar nasıl âdil kararlar ve uygulamalar bekleyebilir?
Batılılara göre bu katil, “Hristiyan terörist”, “dinsiz terörist” değildir; ama kimseye silah doğrultmamış, ilimle, davetle uğraşan nice Müslüman ise, Batıya ve Batı güdümüne girmiş  Müslümanları yöneten tâğûtlara göre teröristtir.” (1)                                                                                                                                                                          

Batılı ve batıl güçler, aldatıcılığa ve saptırıcılığa dayalı çeşitli iğrenç yöntemler kullanarak “Müslüman cemaatin saldırgan olduğunu, dokunulmaz hürmetleri çiğnediğini” propaganda edebilirler. Bunu dün de böyle yapmışlardı bugün de yapmaya devam ediyorlar. Buna karşı ilâhî önderliğin gönüllere huzur veren emri elimizde bulunmaktadır:
“Sen dinlerine uymadıkça, ne yahudîler ve ne de hristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: ‘Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoldur...’ ” (Bakara: 120)                                                                 

Yüce Allah’ın bize öğrettiği budur. Bu kimselerin azgın, âsî ve saldırganlar gürûhu olduğunu, mukaddesâta hiçbir önem vermediklerini ve dokunulmaz hürmetleri çiğnemekten hiç çekinmediklerini Yüce Allah bize öğretmektedir.


 

Emrullah AYAN
22.03.2019

Google+ WhatsApp