Bozulduk, ama düzelebiliriz

Bozulduk, ama düzelebiliriz


Bozulduk, ama düzelebiliriz

 

 

1700’lü yılların sonuna kadar Londra Ticaret Odası’nda şöyle bir yazı asılıydı: “Türklerle alış veriş et!”…

Aynı yıllarda Hollanda Ticaret Odası’nda yapılan herhangi bir oylama eşit çıkarsa, Osmanlılarla ticaret yapan tüccarın oyu iki sayılır ve onun oy verdiği taraf kazanırdı: Yani bizimle salt ticari münasebeti bulunanların bile Avrupa’da böyle bir ağırlıkları olurdu.

Bu ağırlık bizim yürek cevherimizden oluşurdu. 

Avrupalı gezginler tespit etmiş, meselâ “Türkiye Seyahatnâmesi”yle meşhur Fransız gezgin Du Loir, 1650’lerdeki ahlâki yapımızı tüm insanlığa, aşağıdaki çarpıcı cümle ile örnek göstermiştir:

“Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir.”

Herhalde bu ahlâki yapı kendiliğinden oluşmadı. Nasıl oluştuğunun ipuçlarını sonraki cümlede veriyor: 

“Osmanlılar, ihtiyarlara ve çocuklara büyük ilgi, sevgi ve şefkat gösterirler.” 

İşin püf noktalarından biri galiba bu: 

Osmanlı aile içi ilişkileri sağlam tutmuş, ailenin yaşlılarına “öf” dedirtmemeyi esas almıştı. Çocuklar bu örneklere göre yetişirdi. 

Kendisi iflah olmaz bir İslam düşmanıolan İngiliz Sefiri Sir James Porter,XVII. Yüzyıl Osmanlı ailesindeki sevgi ve dayanışma ruhundan gıpta ile bahseder:

“Baba sevgisi çok kuvvetlidir. Çocuklarda sonsuz bir itaatle birlikte, evlâtlık göreviyle ilgili olabilecek her şeye karşı sarsılmaz bir bağlılık görülür... Osmanlılarda çocukların analarıyla babalarına karşı besledikleri sevgi ve hürmet, özellikle takdire değer. İstanbul’da tabiatın yüzünü kızartacak derecede çığırından çıkmış evlâtlar az görülür...” 

Fransız yazar A. Brayer diyor ki:

“Çocuklar arasında küfürleşme ve yumruklaşma görülmez. Bunlar İslâm terbiyesiyle ıslah edildikleri için, kendi aralarında sakin sakin oynayıp eğlenirler.”

İşin özü ve özeti Brayer’in “İslâm tarbiyesi” vurgusu yaptığı yerdir: Uzaklaştığımız nokta da işte o temeldir. Bu sistemi tabiatıyla önce anne baba hazmetmeli, anlatarak değil, yaşayıp paylaşarak çocuklarına aktarmalıdır. 

İngiliz yazar Thornton: “Sâde bir din olan İslâmiyeti, çocuklar, analarıyla babalarından öğrenirler” diyerek tam bu noktaya vurgu yapıyor.

Ve aşağı-yukarı her şeyi açıklayan flaş bir cümle: 

“Türklerin ahlâki, çocuklukta, iyilik telkini alarak değil, toplumda kötü örnek görmeyerek gelişir...”

Bence işin nirengi noktası budur. Günümüzde kötü örnek çok, iyi örnek ise “yok”denecek kadar az. Çocuklarımız “kötü örnek”lerle iç içe büyüyor. Sonuçta “kötü” ve “kötülük” normalleşiyor, sıradanlaşıyor, tabiatıyla da kanıksanıyor. Bu durumda kendimiz (anne ve baba) “iyi örnek” olmak zorundayız...

Yani “adam gibi çocuk” yetiştirmek için, önce anne-babaların “adam gibi adam” olmaları lâzım!

O kadar bozulduk ve cahilleştik ki, ne bizi bize anlatan örnekleri biliyoruz, ne kendi kıymetimizin farkındayız.

İkiyüz yıldan beri pompalanan “Biz adam olmayız” tekerlemesi ruhumuza işlemiş durumda: Geçmişimizi analiz edip güncellemek gibi bir derdimiz yok.

Kendimizi ve Batı’yı bugünle sınırlı tuttuğumuz müddetçe toparlanamayız! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp