“Bozuk düzen”de İslâm’ı yaşamak?!

“Bozuk düzen”de İslâm’ı yaşamak?!


“Bozuk düzen”de İslâm’ı yaşamak?!

 

 

İmam hatipte okuduğumuz yılların vazgeçilmez tartışması idi: 

“Bozuk düzende, İslam yaşanabilir mi?”

Bir adım ötesi, “Bozuk düzende, İslam nasıl yaşanır?”

İtikadi konularda sululuğa kaçmadan..

Ciddiyete zarar vermeden..

Espri konusu bile yapardık.. Hatalı hareketini gördüğümüz arkadaşımıza yaptığımız uyarıya verilecek cevap, kabullenme ile birlikte, biraz da tebessüm ile karışık: 

“Düzen bozuk, düzen!”

Yani, tek suçlu, arkadaşımız değildi..

İçinde yaşadığımız sistemin, çarpık düzenin de, bizlerin yaptığı yanlışlarda büyük katkısı vardı..

Burdan tartışmaya başlar..

Yurtta yatılı kaldığımızdan..

Arkadaşlarla geceleri bitirirdik, “Ahirette, bizden hesap sorulurken, ‘Hatalı harekette bulunduk ama.. İçinde yaşadığımız düzen bozuktu’ diyerek, acaba günahlarımızı hafifletme imkanımız olacak mı, olmayacak mı?”

Tartışma nerelere giderdi, artık düşünün.

Dün, gazeteye gelen maillere göz atarken..

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen mail dikkatimi çekti.

Mailde şöyle deniliyordu:

“14 Mart 2018 Çarşamba günü başlayan ‘34. İl Müftüleri İstişare Toplantısı’, Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Erbaş’ın oturum başkanlığında sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erecektir.” 

Altında da tarih, saat ve yer ismi vardı..

Son aktüel  tartışmalar çerçevesinde, ister “Seni şeytan dürtüklemiş” deyin..

İsterseniz, “Gazeteci olarak merakınız doğmuş” deyin..

İsterseniz, “Hayra vesile olsun. Hepimiz insanız. Siz de, Diyanet’teki yöneticiler de.. Önemli olan, hatada ısrar etmemek. Bu vesile ile belki bundan sonrası için hayırlara vesile olur, uyarınız” deyin..

Buyrun, hiçbir art niyet olmaksızın dile getirmeye çalışacağım.. Yıllar öncesindeki “bozuk düzen” tartışmalarımızın bir devamı mahiyetindeki, Diyanet’in de düştüğü vahim hataya bir bakalım..

Diyanet’in gönderdiği bilgilendirme notuna göre, “müftüler toplantısı” nerede yapılıyormuş, biliyor musunuz?

Reklamı olmasın, ben ismini vermeyeyim..

O otelin internet sitesine girdiğimde, ilk görüntü şu:

İçindeki meyve suyu olabilir, portakal rengi bir içeceğin bulunduğu kadehi tutan... Havuzda bir kadın.. Omuzundan 10 santim altına kadar çıplak. Mayosunun askısı görünüyor.. 

Benim için faul de.. Sıkıntı bu kadarla sınırlı değil..

Otelin lobisi olmalı..

“Mini” mi dersiniz, “aşırı mini” mi dersiniz, bir etekle.. 

Yüksek sandalyeye oturmuş bir kadın.. Yan cepheden görünüyor, lobide içecek almış..

Bacakların % 90’ı ortada..

Galerisini açıyorum.. 

Otel önünde bir kadın arabadan iniyor.. Bacaklar yine fora.. 

Devamında rezervasyonda bir kadın, mayo demeyelim ama kısacık bir şort ile.. 

Sonrasında, artık ip koptu..

Masaj salonunda beline kadar çıplak kadın.. (Neyse ki, masajı yapan da kadın idi.)

Havuz içine girmek üzere tamamen mayolu mankenler..

Vesaire..

Uzatmaya artık gerek yok..

Bir de “Bakayım, alkollü mü” diye düşündüm..

Maalesef otel alkollü..

Tabii ki, müftüler toplantısında, alkolü ortalıktan kaldırmış olmalılar..

Bu benim iyi niyetli yaklaşımım da olabilir.

Ama ben hüsn-ü zanda devam edeyim..

Alkollü bir otelde, müftüler toplantısı yapılıyor.. Sonuçta gerçek bu..

Lütfen söyler misiniz, bu toplantıdan bir hayır çıkar mı?

(Her şeye rağmen, benim temennim, yine de ‘hayırlara vesile olsun’ yönünde..)

Otel tercihini kim yapmıştır?

Profesyonel bir ekibe mi verilmiştir?

Diyanet işleri Başkanımızın ve yönetim kadrosunun, bu seçimde hiç dahli olmamış mıdır?..

Alternatif bir otel (maalesef diyelim) yoktur da, bunun için mi bu mecburiyet altında kalınmıştır?..

Ve daha birçok sorunun cevabı, tabii ki tartışılmalı..

Ama..

Biz yıllar önce tartışıyorduk ya..

“Düzen bozuk.. Düzen..” diye..

Esaslı sebep, bu olabilir..

Dolayısı ile, “bozuk düzen”de, Diyanet’e de “Bu ne iş? Alkollü içki bulunan bir otelde, diğer içeceklere siz nasıl güveniyorsunuz? Böyle bir yerde, nasıl toplantı yapabiliyorsunuz?” diye sormayalım.. 

Konuyu burada kapatalım..

O zaman..

Çağrım tüm “İman ettik” diyen kardeşlere.. Abilere.. Ablalara.. Hocalara.. Müftülere.. Diyanet mensuplarına.. Siyasetçilere..

Gelin kardeş olalım..

Birbirimizin kuyusunu kazmak üzere, gözümüzü faltaşı gibi açıp, “Nerede ne yanlış bulacağız” diyerek kendimize hedef aldığımız kişilere saldırmayalım..

Nureddin Hoca’yı sevenler olarak Diyanet’e saldırmayalım..

Diyanet’e itibar eden arkadaşlar olarak laikçi medyanın tuzakları ile, hayatını bu dine adamış hocalarımızı yerin dibine batırmaya kalkışmayalım..

Lütfen, bu yazımı, “Ali Bey.. Güzel cümleler kuruyorsun ama.. Zaten diyeceğini dedin.. ‘Yapmayalım’ dediğini yaptın” diye anlamayın..

Belki bir hayra vesile olur.. 

Bundan sonra, Diyanet bu yanlışı yapmaz..

Toplum olarak yanlış yapmayız..

Belki daha uyanık oluruz.

Belki Hz. Peygamber’in “Kendin için istemediğin şeyi, kardeşin için de isteme”ilkesini biraz daha hayatımızda aktif hale getiririz..

Bu niyetlerle yazdım.

Bu niyetlerle okuyun lütfen..

Hepimiz hatalıyız..

Hepimiz hata yapıyoruz.

Hepimiz günaha dalıyoruz.

Ama lütfen..

Birbirimizi kırmayalım..

Üç tane laikçinin dolduruşu ile, şu “bozuk düzen”in içinde yaptığımız, yapmak zorunda kaldığımız hataları, dev aynasına koymayalım..

İki taraf için de söylüyorum..

Lütfen, imanından şüphe etmediğimiz hocalarımızı, laikçilere yem etmeyelim..

Uyaralım.

Kendimizin uyarılmasına da hoşgörü ile yaklaşalım..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp