Boş koltuk

Boş koltuk

Ellerindeki sapan taşlarıyla İsrail tanklarına karşı koyan Filistinli gençler, 1987’de patlak veren Birinci İntifada’nın sembolü haline gelmişti. İşgal, baskı ve aşağılamayla geçen on yılların öfke birikimi Filistinlileri sokaklara dökmüş, İsrail’in ummadığı ve beklemediği

Boş koltuk

 

Ellerindeki sapan taşlarıyla İsrail tanklarına karşı koyan Filistinli gençler, 1987’de patlak veren Birinci İntifada’nın sembolü haline gelmişti. İşgal, baskı ve aşağılamayla geçen on yılların öfke birikimi Filistinlileri sokaklara dökmüş, İsrail’in ummadığı ve beklemediği bir direnişe dönüşmüştü. İntifada, Filistinlilerin sadece öfkesini değil, enerjisini ve birikimini de açığa çıkarmıştı. Tankların karşısına göğüslerini korkusuzca geren Filistinli gençler, denkleme dâhil olmak ve önemsenmek istediklerini en güçlü biçimde haykırıyordu.

Kısa adıyla “Hamas” olarak bildiğimiz el-Hareketu’l-Mukâvemeti’l-İslâmiyye (İslâmî Direniş Hareketi), işte Birinci İntifada’nın bu zorlu şartlarında doğdu. Ahmed Yâsîn isimli, tekerlekli sandalyeye mahkûm bir eğitimci tarafından temelleri atılan ve kuruluşu duyurulan hareket, İsrail işgaline karşı İslâmî bir mücadele vaat ediyordu. Bilâhare silahlı kanadını da -İzzeddîn Kassâm Tugayları- tesis edecek olan Hamas’ın söylemleri, Filistin toplumunda heyecanla ve umutla karşılanmıştı.

Böylece Birinci İntifada, İsrail açısından iki sürprizi birden getirmişti: Filistinlilerin direniş potansiyelinin, zayıflamak şöyle dursun, aksine güçlendiği ve bilendiği görülmüştü. Ve bu direniş, İsrail’in karşısına artık İslâmî iddiaları olan, halk tarafından güçlü bir desteğe sahip, silahlı mücadele ajandasını da elinde tutan organize bir güç olarak dikilmişti. O zamana kadar Filistin tarafının taleplerini ciddiye almayan ve sadece kaba kuvvetle bastırmak yolunu tercih eden İsrail yönetimi, Filistin cephesinin iki ana kampa ayrıldığını görmekte gecikmedi. Yaser Arafat ve ekibinin “tek temsilci” olarak sahnede boy gösteregeldiği Filistin arenasında radikal bir değişim yaşanıyordu. Hamas, hem de ciddi bir toplumsal destekle, İsrail’e karşı direnişte öne çıkıyordu. İsrail, şimdi bir değil iki ayrı Filistin’le mücadele etmek zorunda olduğunu fark etmişti. Bu mücadeleyi kazanmanın tek yolu, o Filistin’lerden biriyle masaya oturmaktı.

Hamas’ın siyasî ve askerî bir alternatif olarak meydanda boy göstermesi, sadece İsrail’i değil, belki ondan daha da fazla, Yaser Arafat ve ekibini endişelendirmişti. Arafat’ın liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) meşruiyeti ve yeterliliği açıkça sorgulanıyor, İsrail işgaline karşı direnişte FKÖ zemin kaybediyordu. Filistin halkına somut bir şeyler sunulamadığı takdirde, Hamas’ın rakibini ezip geçmesi işten bile değildi. Filistinlilerin gündelik hayatında somut iyileştirme ise, ancak İsrail’le anlaşma sağlanmak suretiyle mümkün olabilecekti.

Yakın tarihe “Oslo Görüşmeleri” adıyla geçen müzakere maratonu (1992-93), Birinci İntifada şartlarının İsrail ve Arafat’ı birbirine doğru adeta iteklediği bu mecburiyet ortamında filizlendi. 14 zorlu toplantının ardından, 13 Eylül 1993’te Beyaz Saray’ın bahçesinde imzalanan ve iki yıl sonra imza edilen ilave mutabakatla ayrıntılandırılan anlaşmayla, bugün Ramallah merkezli olarak varlığını sürdüren “Filistin Yönetimi” doğuyordu. Dünya medyasının da körüklemesiyle, Filistin tarafı adeta tamamen özgürlüğüne kavuşmuş gibi bir hisse kapılmıştı. Oysa İsrail’in yaptığı hem işgali derinleştirmek hem de Filistin saflarındaki ayrışmayı bir uçuruma dönüştürmekti.

* * *

Filistinlileri İsrail karşısında temsil etmek ve mücadelenin liderliğini yürütmek iddiasındaki ilk resmî hareket, 1964’te Ahmed Şukayrî liderliğinde kurulan FKÖ olmuştu. 1959’da arkadaşlarıyla Fetih’i kuran Yaser Arafat, o dönemde henüz Arap dünyasının muhatap kabul ettiği bir isim değildi. 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda İsrail’e karşı alınan kapsamlı yenilgi, Arafat ve arkadaşlarının FKÖ yönetimine meydan okumasına yol açtı. 1969’da, Arafat ve ekibi FKÖ’yü çoktan ele geçirmişti. Arafat, 11 Kasım 2004’teki ölümüne kadar FKÖ liderliğini sürdürecekti.

FKÖ yönetimine başkaldırarak kendi hareketini “Filistin’in tek temsilcisi” konumuna yükselten Arafat, 1987’de Hamas’ın kuruluşuyla içeriden bir başkaldırıya ve isyana muhatap oldu. Hamas, FKÖ’nün kuruluşundan neredeyse 20 yıl sonra ortaya çıkmış bir hareket olarak, sabırla değişim bekleyen yeni nesillerin hayal kırıklığını da temsil ediyordu. Bugün Filistin’deki ayrışmanın da sembolüne dönüşen Fetih ve Hamas çizgileri, aynı zamanda toplumsal beklentilerin ve dönüşümlerin izdüşümü olarak da okunabilecek özgeçmişlere sahip.

* * *

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, geçtiğimiz hafta Filistin başbakanlığına yeni bir ismi atadı: Muhammed Ştayye. Kendisine en yakın figürlerden birini böylece yeni hükümeti kurmakla görevlendiren Abbas’ın bu seçimi, Hamas tarafından “statükonun devamı” olarak tanımlanarak, Ştayye’nin “birlik hükümeti” ajandasını uygulayacak bir isim olmadığının altı çizildi.

Hâlihazırdaki bölünmüşlük, dağılmışlık ve parçalanmışlık ortamında, Filistin başbakanlığı makamı, aslında boş bir koltuktan ibaret. Başbakanın herhangi bir fonksiyonu olmadığı gibi, Filistin cephesinde taraflar arasındaki uçurumun derinliği, o koltuğun kolayca doldurulmasını da imkânsız hale getiriyor.

Buradan, sıklıkla tekrarladığımız yere geliyoruz: Filistin’deki sorunun esas ağır tarafı, Filistinliler içindeki ihtilaflar. İsrail işgali, bu ihtilafların sağladığı rahatlığın keyfini sürüyor.

 

taha kılınç

yeni şafak

Google+ WhatsApp