BMGK tasarısı Afrin’i kapsıyor ama Doğu Guta’yı kapsamıyormuş!

BMGK tasarısı Afrin’i kapsıyor ama Doğu Guta’yı kapsamıyormuş!

Lakin BMGK’da bir tasarının kabul edilmesi ne kadar büyük dertse, kabul edilen tasarının uygulamaya konması da o kadar büyük dert. Keşmir’den Ruanda’ya, Srebrenitza’dan Somali, Filistin’e geçmişi kabul edilmeyen ya da kabul edilip de asla uygulanmayan tasarılarla dolu olan Konsey, şimdi Doğu Guta’da da aynı meseleyle

BMGK tasarısı Afrin’i kapsıyor ama Doğu Guta’yı kapsamıyormuş!

 

 

Üç kez ertelenmesinin ardından nihayet Cumartesi günü, BM Güvenlik Konseyi (BMGK), Suriye’de yardıma muhtaç durumdaki sivillere insani yardım ulaştırmak, kritik durumdaki hasta ve yararlıları tahliye etmek için 30 günlük ateşkes ilan edilmesini öngören tasarıyı kabul etti. Tüm üyelerin sonunda kabul oyu verebildiği ateşkes kararına göre, Suriye yönetiminden Doğu Guta’nın yanı sıra, Yermuk, Fua ve Kefraya’daki kuşatmanın kaldırılması talebinde bulunulmuştu.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Lakin BMGK’da bir tasarının kabul edilmesi ne kadar büyük dertse, kabul edilen tasarının uygulamaya konması da o kadar büyük dert. Keşmir’den Ruanda’ya, Srebrenitza’dan Somali, Filistin’e geçmişi kabul edilmeyen ya da kabul edilip de asla uygulanmayan tasarılarla dolu olan Konsey, şimdi Doğu Guta’da da aynı meseleyle karşı karşıya.

Kabul edilen tasarı, Rusya karşı çıktığı için spesifik olarak belirtilen başlama süresi çıkarılmış olmasına rağmen, “gecikmeksizin uygulamaya konmalı” ifadesini barındırıyor ancak Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, ancak tüm tarafların uygulamanın nasıl olacağı yönünde anlaşmaları sonucunda ateşkesin başlayabileceğini belirterek, BMGK’ya yapılan yoğun baskıların sonucu olarak bu ateşkes kararını veto etmediklerini, ancak uygulamaya pek de niyetli olmadıklarını en başından ortaya koydu. Pazartesi günü Putin’in emriyle, beş saatliğine tek günlük ateşkes uygulanması kararına karşın rejim Doğu Guta’ya saldırılarını sürdürünce ateşkesin ömrü iki saat bile sürmedi.

Şam rejimi, savaşın başından beri korkunç şekilde intikam aldığı her bölgede yaptığı üzere, Doğu Guta’da da sivillere karşı bir şey yapmadığını, ‘terör’le mücadele ettiğini söylemeyi sürdürüyor. Hoş, Esad’dan başka ne yapması beklenebilir ki? Yedi yıldır bir milyona yakın insanı öldürdü, rejimin hapishanelerinde işkenceyle öldürülen on binlerce insanın görüntüleri tüm dünyanın gözleri önüne serildi, ülkenin yarısından fazlası onun sayesinde yerinden oldu, milyonlarca insan başka ülkelerde mülteci konumuna düştü. Ve kimse onu durdurmak için bir şey yapmadı. Aksine suçlarını örtbas etmek için sıraya girenler, koşa koşa yardıma gelenler ve kendi ajandaları uğruna rejimin suçlarını görmezden gelenler sayesinde, bugünlere ulaşan Esad şimdi mi duracak, korkup da geri adım atacak? Üstelik İran gibi rejimin uzun dönem muhafızı bir ülke dahi, BMGK tasarısına hem Şam’ın hem de kendilerinin saygı duyduklarını söylese de ateşkesin Doğu Guta’yı kapsamadığını iddia ederken?

Şaka gibi değil mi? Doğu Guta’da yaşanan korkunç trajedi sonrası uluslararası kamuoyunun baskısı neticesinde BMGK’nın gündemine gelen ateşkes, Doğu Guta’yı kapsamıyormuş! Peki ateşkesin kapsamına nereler giriyormuş? Anlaşılan o ki bir tek Afrin! Suriye’de hemen hiçbir konuda anlaşamayan Rusyası, ABDsi, Fransası, hepsi bir ağızdan “Ateşkes Afrin’i de kapsıyor,” derken insan hangi birine sinirlenip saçını başını yolacağını bilemiyor. Doğu Guta’da kurbanlık koyun gibi sırasını bekleyen çoluk çocuk masum sivillerin haline mi üzülelim, BMGK tasarısını yok sayıp burayı bombalamaya devam edip bunu fütursuzca yalanlarla savunanlara mı öfkelenelim, yoksa yok saydıkları tasarının Afrin için geçerli olduğunu iddia edip gerçekten terörle mücadele eden tek ülkeyi, Türkiye’yi, birlik olup engellemeye çalışmalarına bakıp “Bunlardan hiçbir hayır gelmez,” diyerek veryansın mı edelim?

Savaşları ve barışa yönelik tehditleri önlemek amacıyla 2. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan büyük devletlerin liderliğinde (ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin) kurulan BM’nin fonksiyonlarını yerine getirememesi ve bu beş büyük devletin daimi üyelerini oluşturduğu BM Güvenlik Konseyi’nin yapısı uzun zamandır tartışmaların odak noktası. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da beş yıldır “Dünya Beş’ten büyüktür” diyerek eleştirdiği bu ‘beşli yapı’, barışa yönelik tehditleri önleyememesini bırakın bir kenara, kendi savaş suçlarını temize çekmekten, kendi jeopolitik ajandaları doğrultusunda tasarılara onay verip veto etmekten öteye gitmiyor. BMGK’da kabul edilebilmesi için 5’i daimi 10’u geçici 15 üye ülkenin en az 9’unun “Evet” oyu kullanması ve hiçbir daimi üyenin veto yetkisini kullanmamış olması gereken tasarılar, ister soykırım ister katliam isterse kimyasal silah kullanımı gibi korkunç suçları engellemeyi içersin, ziyadesiyle bu daimi üyelerin keyfi kullandıkları veto yetkileriyle engelleniyor.

Son 10 yılda Rusya 17, Çin 7 ve ABD 2 kere veto hakkını kullanıp BMGK’nın karar almasını engellerken bu vetoların hangi konularda kullanıldığına bakıldığında, dünyanın nasıl ikiyüzlü ve çirkin bir düzenle sözüm ona barışı temin etmeye çalıştığı ortaya çıkıyor. Rusya’nın kullandığı 17 veto hakkının 11’i Esad rejimini korumaya yönelikken son olarak Pazartesi günü İran’ı Yemen’e yönelik silah ambargosunu delmekle eleştiren tasarıyı da veto etti. Rusya, bunların dışında son 10 yılda, Zimbabve’de Mugabe’ye yönelik yaptırımları engellemiş, Srebrenitza katliamının soykırım olarak kınayan tasarının önüne geçmiş, ilhak ettiği Kırım’da düzenlenecek referandum ve bunun sonucu olarak Kırım’ın statüsünde yapılacak değişikliğin geçersiz olacağını vurgulayan tasarıyı durdurmuş, Doğu Ukrayna’da ayrılıkçıların Malezya Havayollarına ait uçağı düşürmeleri nedeniyle sorumlu tutulup yargılanmalarını bloklamış ve bir yıl sonra işgal edeceği Gürcistan ve Abhazya arasındaki bölgedeki BM Gözlem Gücü görev süresinin uzatılmasına hayır demişti. Çin, son 10 yılda 6 kez Esad rejimi için veto yetkisini kullanırken Zimbabve’de de Rusya’nın yanında durmuştu. ABD’nin ise son 10 yılda iki kez kullandığı veto hakkının ikisi de İsrail içindi. Geçtiğimiz aylarda Türkiye öncülüğünde Mısır tarafından BMGK’ya sunulan “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ettiği” kararının BM kararlarına aykırı olması sebebiyle hukuken geçersiz sayılmasını öngören tasarıyı veto eden ABD, 2011’de de İsrail’in yasa dışı yerleşim birimlerini kınayan karar tasarısını veto etmişti.

Hal böyleyken, tüm dünyanın adalet, barış ve hak-hukuk beklediği bu beşli yapı sizce de sadece kendi çıkarları doğrultusunda çalışmıyor mu ve BM’yi kendi menfaatlerine göre manipüle etmiyor mu?

 

merve şebnem oruç

yeni şafak

Google+ WhatsApp