Bizi bizim silahımızla vurdular

Bizi bizim silahımızla vurdular


Bizi bizim silahımızla vurdular

 

 

Yemen’de ABD destekli Suudi Arabistan’ın bombaladığı işyerleri, hastaneler, okullar ve sivillerin bulunduğu bütün alanlar kan gölüne çevrilirken gözlerim yarı parçalanmış çocuk cesetlerine, açlıktan kemikleri çıkmış masum çocukların kemirdikleri ağaç yapraklarına takıldı ve utancımdan başımı çevirdim daha fazla bakamadım…

Utandım, gerildim ve çaresizliğin dibine vurdum… Tek başına ne yapabilirim ne yapabiliriz diye sorarken sosyal medyada bir hocaefendinin üç yıl önce verdiği sohbetten bir kesite rastladım… Hocaefendi sohbetinde, “Suudi Arabistan Yemen’de Şiilere karşı savaşıyor, Allah’ın izniyle orada hiçbir tane Şia kalmayacak…” diyor ve işbirlikçi Suud yönetimini destekliyor… Olamaz dedim, akıl var, izan var her şeyden önemlisi vicdan var  bu nasıl bir ifadedir… Tamam, sohbet üç yıl önce verilmiş ve olayların arkaplanı doğru şekilde değerlendirilememiş olabilir. Fakat öyle de olsa bir düzeltme yapılması ve “o zamanlar olayları doğru değerlendirememiş olabilirim, şu an orada çocukları katleden, masum halkı açlığa, salgın hastalıklara maruz bırakan zalimlerin ta kendisidir” diye bir açıklamanın yapılması gerekmez mi?

 

İslam’ın düşmanları coğrafyamızı dört bir yandan kuşatmışken nasıl olur da toplumda söz sahibi olan bazı kişiler dünyada olup biten olaylara bu kadar yabancı kalabilirler? Nasıl olur da İslam sancağı altında birleşin diyen Resulûllahı duymazdan gelip mezhep ve etnik çatışmaları tetikleyecek açıklamalar yapabilirler? Bu kimseler nasıl olur da zorbaların büyük İsrail hedefini görmezden gelebilir, tefrika ve tekfir hastalığına yakalanabilirler? Anlamıyorum, anlamakta güçlük çekiyorum…

1969’lardan beri İslam coğrafyasını mezhep ve etnik çatışmalar üzerinden bölmeyi hedefleyen İngiltere, ABD ve Siyonist odaklar ne yazık ki bu senaryoyu bizim insanlarımıza oynatmaktalar. Peki, ama bizim hayır diyebilme özgürlüğümüz yok mu? Bizim her şeyi göze alıp Kur’an ve sünnete sarılma cesaretimiz yok mu? Bizim tek kişi kalsak dahi Resulûllahın izinden ayrılmayacağız deme irademiz yok mu?  Bilmiyorum…

Bugün Müslümanların en büyük hastalığı mezhep ve etnik çatışmalara kapılıp birbirlerini tekfir etme, ötekileştirme hastalığıdır. Bu hastalık o kadar yaygın hale geldi ki bizler birbirimizi vurmaya devam ederken düşman aradan sıvışıp bize ait diyebileceğimiz hiçbir şey bırakmadı.

Yarım asra yakındır bu ülkede din siyaset ayrımından söz edildi, dinin siyasetle ilişkilendirmenin suç olduğuna vurgu yapıldı. Din hayattan uzaklaştırılıp, Müslüman çocukları yularını koparmış bir hayvan gibi yaşamaya teşvik edildiler. Fakat kendilerini sözde âlim, mütefekkir ve aydın olarak gören ve kitleleri peşlerinde sürükleyen bazı kişiler helaya girme adabından oturup kalkma, söz söyleme üslubuna kadar her konuda yön gösteren ve hiçbir konuda hiçbir boşluk bırakmayan İslam’ın birey ve toplumların yönetimi gibi asli bir konuda boşluk bırakabileceğine nasıl oldu da inanabildiler? Ne oldu da dünyada olup biten olaylara, Müslümanlar aleyhine dönen dolaplara bu kadar yabancı kalabildiler? Resulûllahın yaşamında zikir, tefekkür, teslimiyet, ahlaki değerler ve cihat bir bütün olarak yer alırken ne oldu da bazı kişiler dini ayrıştırarak sosyal yaşamdan kopardılar? Bilmiyorum… Bilmiyorum…

Kitleleri peşlerinde sürükleyen hoca, aydın, mütefekkir vb. kişiler Müslümanlar aleyhine yazılan senaryoyu doğru okumaya herkesten daha ihtiyaçlıdırlar. Aksi takdirde ağızlarından çıkan çarpık ifadeler birçok kişi üzerinde tesir bırakacak ve veballeri daha büyük olacaktır.

Bugün İslam coğrafyasında yaşanan işgal ve katliamlarda, küçük menfaatler için yönetici kadronun hatalarını görmezden gelip, dini onların istedikleri gibi evirip çevirenlerin bunun da ötesine geçip Kur’an ve sünnet dışında bir din üretip tefrikaya sebebiyet verenlerin büyük vebali vardır. Eğer alimlerimiz inandıkları gibi dosdoğru yolda yürüyebilseler ve kitlelerin bilincini uyandırabilselerdi bugün Müslüman evlatları kaos senaryosunun, illegal örgütlerin maşası haline gelmezlerdi. Bilmiyorum sizler ne dersiniz!

 

 

milli gazete

Google+ WhatsApp