Bize ne oldu?

Bize ne oldu?


Bize ne oldu?

 

 

Eski ABD Başkanı Bush, 11 Eylül olaylarını Müslümanların üzerine yıkmış ve Müslümanlara karşı bir Haçlı savaşı başlattığını ilan edip zihniyetini ortaya koymuştu. Hemen akabinde bizim inanç ve değerlerimiz, topraklarımız ve kaynaklarımız üzerine yapılan planlar, hayali senaryolar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldı. Buna göre hayali terör örgütü El-Kaide ve Taliban dünyayı tehdit eden bir güçtü, bu güce karşı savaşabilecek tek güç ise ABD idi. Bu gerekçelerle yola çıkan küresel güçler büyük katliamlara imza attılar, onlarca insanı katlettiler, bölgenin zengin kaynaklarına kondular ve ektikleri zulmü kamufle edip kazandık diye kasıldılar.

Irak’ta, Suriye’de Afganistan’da Afrika’da oluşturulan suç örgütlerinin rengi ve şekli değişse de misyonu hep aynıydı. Kültürel kimliğini oluşturamayan suça eğilimli Müslüman evlatları bu örgütlere çekilerek küresel güçlerin hedefleri için kullanıldılar. Zira Batı, Ortadoğu’nun zengin kaynaklarına konmak için bir düşman oluşturmak zorundaydı ve bu düşmana karşı savaşacak piyonlar lazımdı. Fakat ortada ne isnat edilen suçlar ne de isnat edilen düşmanlar vardı, onların iki hedefi vardı: İslam coğrafyasında yer alan zengin kaynaklara ulaşabilmek ve Filistin’in başına zehirli bir yılan gibi çöreklenen İsrail’in güvenliğini korumak, Büyük İsrail’in kurulması için kapı aralamak…

1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO toplantısında Margaret Ttahtcher, “Sovyetler birliği yıkılmıştır, karşımızda düşman kalmamıştır. Düşmansız bir ideoloji yaşamaz, yeni düşmanımız İslam olacaktır” ifadelerini kullanmış ve Müslümanları hedef göstermişti. Ttahtcher’in bu ifadeleri öyle masum ifadeler değildi. Zira bugün İslam coğrafyasının içine düştüğü vahim duruma bakınca düşmanın söylemlerini eyleme dönüştürmek için ne kadar çaba gösterdiğini anlayabiliyoruz. Bu bağlamda etnik mezhepsel temelli çatışmaların, kışkırtmaların ne yazık ki sonuç verdiğini görüyoruz.

Elin adamı batıl ideoloji için kafa yoruyor, araştırıyor, çeşitli çalışmalar yapıyor ve bütün ömrünü bunun için harcıyor. Bizler ise haklı davamızın savunuculuğunu yapmaktan dahi kaçınıyoruz. İslam toplumlarının yöneticileri, sözde aydın ve düşünürleri, kanaat önderleri İslam coğrafyasında yaşanan katliamlar için Birleşmiş Milletler’den ve emperyalist zihniyetin önderlerinden çözüm bekliyor, sorunu neden görmüyorlar diye sitem ediyorlar. Sorunu üretenden çözüm beklemek ahmaklık değil midir?

Bakınız Rabbimiz bu konuda ne diyor:

“Yeryüzünde fitne kalkıncaya ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele ediniz” ( Bakara, 193). Rabbimiz Müslümanların yeryüzünde adaleti tesis etmelerini istiyor, Müslümanlar ise çözümü düşmandan bekliyorlar ilginç değil mi?

Hatırlayacağınız üzere Resulullah ekonomik gücün ve asabiyetin yüceltildiği bir şirk toplumunu hakka davet etmiş ve o toplumun dokusunu dönüştürerek bir insanlık medeniyeti inşa etmişti. Fakat bugün Resulullahın izinden yürüdüklerini iddia eden Müslümanlar küresel güçlerin kuklaları olarak yaşamaya mahkûm edilmiş durumdalar. Zulme rıza gösteriyor ve zulmedeni cesaretlendiriyorlar. Çok acı bir durum!

 

milli gazete

Google+ WhatsApp