Bize bir şeyler oluyor!

Bize bir şeyler oluyor!


Bize bir şeyler oluyor!

 

 

Evet, eskiye oranla daha zenginiz…

Daha iyi giyiniyor, daha iyi yiyor, daha güzel evlerde oturuyoruz…

Daha fazla alışveriş yapıyor, daha lüks bir hayat yaşıyor, beş yıldızlı otellerde tatil yatıyoruz.

Peki, daha mı mutluyuz bari?

***

İşte yüksek mevkilere ulaştık: Şana-şöhrete, servete kavuştuk…

Hep olmak istediğimiz yerdeyiz artık! Bu durumda kendimizi mutlu hissetmeli ve gülümsemeli değil miyiz?

Oysa fotoğrafların dışında, yüzümüz gülmüyor…

Sinirli ve gerginiz: Karadeniz’de gemilerimiz batmış gibi yaşıyoruz!

***

Elimizden telefon düşmüyor: Milletin sosyal medyasına lâf yetiştirmekten, en yakınlarımızla dahi sohbete zaman bulamıyoruz.

Tanımadığımız insanlara ayırdığımız vaktin onda birini, sevdiğimizi söylediğimiz insanlara ayırmıyoruz…

Şoförümüze ya da sekreterimize (yükseldikçe sekreterlerimiz de oldu hamdolsun) gösterdiğimiz müsamahayı eşimize, çocuklarımıza göstermiyoruz.

***

Savaşlarımız bitmiyor: Kazanmak için ömür verdiğimiz dünyalıkları, bu kez kaybetmemek için savaşıyoruz…

Korkularımız bitmiyor: Ama eşimizi kaybetmekten ziyade işimizi, evlâdımızı kaybetmekten çok koltuğumuzu kaybetmekten korkuyoruz…

Statümüzü korumak hususunda gösterdiğimiz çabanın yarısını olsun, ailemizi kaybetmemek için göstermiyoruz…

“Zirvede kalmak zirveye çıkmaktan çok daha zordur” gibisinden mazeretler icat edip, esaretimize cazip kılıflar geçiriyoruz…

“Ne yapıyorsam sizin için yapıyorum” diyerek, ailemizden bencilliğimizi saklıyoruz.

“Onların ihtiyacı teselli mi, tecelli mi?” diye düşünmekten kaçıyoruz.

Eski dostlarla, arkadaşlarla karşılaşmamak için ya telefon numaralarımızı değiştiriyor ya da özel kalem müdürümüze, sekreterimize, korumamıza yönlendiriyoruz…

Namazı hâlâ kılıyoruz: Ama vakit buldukça…

Sık sık toplantıya katılıyoruz, sık sık seyahate çıkıyoruz: Doğrusu “vatan-millet”işleriyle uğraşmaktan, namaz-niyazla uğraşmaya pek zaman bulamıyoruz!

Ona da güzel bir kulp uyduruyoruz: “Halka hizmet Hakk’a hizmettir” deyip geçiyoruz!

Sosyal medyadaki zıpçıktıların bizim için ne dediğini merak ettiğimiz kadar, Allah’ın ne dediğini merak etmiyoruz!

“Şu kadar terörist öldürüldü!” dendikçe “oh”, “bu kadar şehit verdik” dendikçe “ah” çekiyoruz!..

Bizim taraf konuşunca, “muhalifleri yerle bir etti” diye seviniyor, karşı taraf konuşunca, “hadi be” diye diye homurdanıyoruz…

Her daim alabildiğine mutsuz, huzursuz, kaba, hoyrat ve somurtuğuz! 

Bakalım bu gerginliğe ne kadar dayanacağız?

***

Dün Çanakkale sırtlarında vatan savunması yapanların adı “Mehmedcik”ti, bugün Afrin’e gidenlerin adı da “Mehmedcik”…

Dün Çanakkale’yi Sünniler, Aleviler, Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Arnavutlar, vesaireler savunuyordu; bugün de sınırlarımızı aynı unsurlar savunuyor…

Ne dün, ne de bugün cephedeki askerin dinini, dilini, mezhebini, etnik kökenini, partisini, liderini kimse sormadı, sormuyor…

Cephe gerisindekilere ne oluyor ki, imparatorluktan gelen çok renkliliğimizi dillerine dolayıp, birbirlerini yerle bir etmeye çalışıyorlar?

Oğullar oradaysa, analar-babalar, kardeşler burada.

Birbirimize karşı daha müsamahakâr olamaz mıyız? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp