Bizden geçti, zaman onların zamanı: Z Kuşağı (Zoomerlar)

Bizden geçti, zaman onların zamanı: Z Kuşağı (Zoomerlar)


2. Dünya Savaşı sonrası, Batı'da evlilik ve doğum oranlarında patlama yaşandı. Avrupa ve Kuzey Amerika'da savaş sonrası yıpranmış ve yorulmuş nüfusa iş, ev, sosyal yardım konularında sağlanan teşvikler, doğum oranlarını artırdı, baby boom-bebek patlaması denilen dönemi başlattı. 1950'lerdeki “bebek patlaması”ndan yaklaşık 1978'e kadarki süreçte doğan çocuklara da X kuşağı dendi.

X kuşağı, refah düzeyi o dönem için yüksek olan, bir iş bir ev sahibi olma şansına erişenlerin çocuklarıyla göçmenlerden, gelenek ve savaş karşıtlarından, bireycilerden oluşuyordu. Yaşadıkları dönem Soğuk Savaş'ın başıydı. Hatta bu jenerasyonun başlangıcını Kore Savaşı olarak düşünebiliriz. X kuşağının temsilcileri bugün yoğunlukla 40 yaşının üstünde, ağır, olgun, çoğulcu kişiler olarak bilinse de, kendi ebeveynlerine oranla onlar da sorumsuz davranışlar sergiliyor, otorite tanımıyorlardı. Örneğin, çiçek çocukları (hippiler) bu kuşağın göbeğinde ortaya çıkmıştı. Onlar sayesinde X kuşağı, bir süre sonra kayıp kuşak-lost generation olarak anılmaya başlandı. Böyle tanımlandı; çünkü bir toplum mühendisliği projesi başarısız olmuştu.

Büyük savaş sonrası toplumu yeniden inşat etmek için teşvik edilmiş X kuşağı çalışmasında sistem hata vermiş, jenerasyon anarşist olmuştu. Vietnam Savaşı'na da karşı olan bu grupların uğradığı saldırılar ABD'de Başkan Richard Nixon döneminde arttı. Dazlaklar (skinhead), daha sert gençlik hareketleri (heavy metalciler, punkçılar) gibi oluşumlar bu dönemde çıktı; Amerikan toplumunun normu olmaya başlayan hippiliği hedef almaya başladı. Hatta FBI'ın ünlü ilk direktörü J .Edgar Hoover'ın açtığı counter-intelligence program-karşı istihbarat programının X kuşağına vurulan darbede etkili olduğu söylenir. Nitekim, Vietnam Savaşı biterken X kuşağının da sonu geldi.

Ardından gelen kuşak, 70'lerin sonunda doğdu ve Y kuşağı olarak adlandırıldı. Onları betimlemek için next generation-sonraki nesil, “milennials-milenyum jenerasyonu gibi tabirler de kullanıldı. Y jenerasyonu, kapitalizmin egemen olmaya başladığı dönemin gençleriydi. Soğuk Savaş'ın sonunu, Soğuk Savaş sonrası dönemi yaşayıp, Amerikan kültürünün dünyaya yayılışını, tüketimin artışını tetiklediler. Berlin Duvarı yıkılıp dünya tek kutuplu olmaya doğru yol alırken, X jenerasyonuna oranla Y kuşağının elinin altında artık sadece gazete değil, televizyon da vardı. Teknolojiyi siyah beyaz TV’lerden alıp dokunmatik ekranlara, atariler ve “game boy”lardan alıp cep telefonlarına onlar taşıdı. Teknolojiyi onlar küreselleştirdi, küreselleşmeyi onlar normalleştirdi.

Öğrenmeye, gelişmeye, kalkınmaya en çok açık olan kuşak bu olsa da, aynı zamanda tüketime, reklama ve pazarlamaya bağımlı, ilk imaj bağımlısı kuşak da bu kuşaktı. X kuşağının topluluk (community) oluşturma çabasının yerini Y kuşağının bireysel inisiyatif arzusu aldı. Bencillik ve bireycilik paraya, büyümeye, gelişmeye, kariyere odaklıydı. Bir kazanan ve bir kaybedenin olduğu rekabet anlayışı Y kuşağında çocukluktan yerleşikti. Büyük bir çoğunluğu otoriteye uyumluydu bu kuşağın. Tüket deniyordu, tüketiyordu; al deniyordu, alıyordu; sat deniyordu, satıyordu; oku, çalış, para kazan, icat yap deniyordu, yapıyordu. İnternet 50'li yıllarda geliştirilmiş bir icat olsa da, Y kuşağı zamanında dünyaya yayıldı. Öte yandan, izlediği çizgi filmlerde ata binenler de vardı, ışın kılıcı savuranlar da. Ebeveynleri gibi leblebi tozunu da tatmıştı Y kuşağı, çocukları gibi Magnum dondurmasını da. Bu jenerasyon eski dünyayla yeni dünya arasında kalmış bir nesildi özetle. Fakat geçmişi alıp geleceğe taşımıştı; kendinden beklenen görevi tamamlamıştı. Toplum mühendisliği, zihin mimarlığı bu kez işe yaramıştı. Ve bu kuşağın son kullanma tarihi biterken kapılar Z kuşağı için sonuna kadar açılmıştı.

Z kuşağının ilk temsilcileri bugün hala çok genç. Bununla beraber 1995 yılı itibarıyla doğan jenerasyonun ilk temsilcileri artık çocuk değil. Yine de nasıl yetişkinler olacakları, nasıl yöneticilik ya da liderlik yapacaklarını henüz bilmiyoruz. Arap Baharı'ndan Gezi olaylarına, Occupy Wall Street gibi hareketlerden Anonymous'lara, IŞİD gibi El Kaide’nin değişim geçirmiş bir kolundan PKK gibi bir terör örgütüne devlet kurdurulması çabasına, yabancı düşmanlığının ve İslamofobi’nin artmasından Covid-19’la beraber küreselleşmenin başarısızlığının daha da tartışılır olmasına, dünyadaki sığınmacı sayısının inanılmaz boyutlara ulaşmasından sonucu öngörülemeyen ekonomik krizlere denk gelen dönem Y kuşağının sonuna, Z kuşağının başına denk geldi diyebiliriz. Bir anlamda, Z kuşağı Avustralya-Amerikalı ekonomist Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkımın fırtınası” teorisinin sosyolojiye uyarlandığı bir dönemin ortasında birey olmaya başladı. “Eski”yi vahşice imha ederken, sonu hala kestirilemeyen “yeni”yi üreten bir mutasyon sürecinin bir parçası oldular.

Z kuşağı aynı zamanda, aşırı dijitalleşmeyle beraber “sosyal medya” diye bir olgunun içine doğdu. Malum, Facebook’un 2004, Twitter’ın 2006 yıllarında kurulmasından bugüne dünya insanının hayatında çok şey değişti. Hani derdik ya zamane gençliği cep telefonunun olmadığı günleri bilmiyor, PTT önünde ankesörlü telefona jeton atarak arama yaptığımız zamanları hayal edemiyor diye… Z kuşağının bireyleri, bırakın cep telefonunu, artık sosyal medyasız bir interneti, bir dünyayı tasavvur edemiyor.

Hatta Facebook Y kuşağının bir platformu, annelerin, babaların, yaşlıların yeri onlar için. Erken doğanları Twitter’la, Instagram’la meşgul olurken, bugün daha küçük olanları, TikTok gibi neredeyse sadece eğlence, gır-gır şamata ve “trollük” üzerine kurulu platformlara yöneliyor. Orada adeta körebe gibi, saklambaç gibi oyun oynuyorlar. Sosyal medya ile sosyalleşiyor. İçinde bulunduğumuz zamanın en çok öne çıkan sosyal tavırlarından olan “aktivizm”, onlarla beraber “dijital aktivizm”e dönüyor. Sadece kampanya düzenlemiyor ya da sistem hack’lemiyorlar; “trollük”le açılan gayriahlaki yolda itibar suikastı düzenleyebiliyor, linç ediyor, dezenformasyon yayıyorlar. Buna bağlı olarak, fenomen olanları kolay para kazanmanın yolunu sosyal medyada arayarak markaların, şirketlerin reklamını yaparak milyonlar kazanırken, bazıları ise algı yönetimi, psikolojik savaş için kullanılıyorlar. Bu noktada sormak lazım: Acaba toplum mühendisleri Z kuşağı için ne planlıyorlar?

Bununla uyumlu olarak, X kuşağına “Boomer”, Y kuşağına “Milennial” gibi adlar verildiği gibi, bugünlerde Z kuşağı için de yeni bir tabi kullanılıyor: “Zoomer’lar”. Giderek artan küresel popülasyon göz önünde bulundurulduğunda, onlar şu anda dünyanın en kalabalık nüfusu. Ve daha şimdiden çalışan nüfusun da %40’dan fazlasını oluşturuyorlar. Birkaç yıl içinde “gelecek onların geleceği” demeyi bırakacak, “bugün onların günü” demeye başlayacağız. 

Z kuşağı onları kullanmaya çalışan ellerden kurtulur da ipleri eline alabilirse teknoloji kuşağı, uzay kuşağı ya da bilgi jenerasyonu” (i-generation) olabilir. 10-15 yıl önce çorak bir arazi olan sosyal medyanın, sanal dünyanın bugün bir nevi Vahşi Batı’ya dönüşmüş hali iyileştirilebilirse, gelecek parlak ve aydınlık olabilir. Toplum mühendisleri şaşırabilir.

Öyle ya, büyükleri tarafından umut beslenmeyen bir kuşak olan Z kuşağının dört yıl önce, Türkiye’de 15 Temmuz darbe kalkışması olduğunda sokağa ilk inenler, ülkesini savunmada en önde koştuğunu unutmamak gerekir. Bu bağlamda ilginç bir başka teoriyi paylaşmakta fayda var; o da bu kuşağın Homeland Generation (Yurt/Vatan Kuşağı) olarak güvenlikçi bir dille tanımlanması. Yeni dünya, bize özgürlük ve serbestlikle göz kırpıyor olsa da giderek savaş tehditlerinin arttığı, yıkımın, terörün ve bunun paralelinde sağcı ve faşist reflekslerin yükseldiği, korumacılık ve güvenlik tedbirlerinin artırıldığı bir dünyaya çoktan dönüştü. Z kuşağının, “Küreselleşmenin sonu mu geliyor?” diye sorduğumuz zamanların ötesinde, “siber vatan”, “siber egemenlik” gibi dertleri olursa şaşırmayın.

Google+ WhatsApp