Biz, kelimelerimiz-kavramlarımız…

Biz, kelimelerimiz-kavramlarımız…


Biz, kelimelerimiz-kavramlarımız…

 

 

Milletimiz “Mübarek Üç Aylar” kavramını o kadar benimsedi ki, bu ayların faziletinden faydalansınlar diye erkek çocuklarına isim olarak verdi…

Bunlardan biri: Recep…

İkincisi: Şaban…

Üçüncüsü: Ramazan…

Üçü birden mübarek!

Mübarek, yani bolluk getiren, bereketli, verimli…

Dahası var: Kutlu ve uğurlu…

Cumhuriyet dönemi şaşkınlığının “Şaban” ismine “aptal”, “bön”, “budala”, “görgüsüz”, “şaşkın” gibi son derece olumsuz  anlamlar yüklemesine bakmayın: Mübarek bir müjdedir, Şaban… 

Ramazan ayının kapısı ve hazırlık aşamasıdır…

Peygamber Efendimiz: “Şaban ayına bu isim; bol hayırlar, onda, oruç tutan kimse cennete girinceye kadar dallanıp budaklandığı için verilmiştir.”(Camiü’s-Sağir)buyurmuş, bu ismi de bu ayı da övmüştür. 

Efendimizin övdüğü aya olumsuz sıfatlar yüklemek, yarım aydınlara mahsus bir eylemdir: Akılları sıra hükmü küçümsüyorlar. Açıkçası kavramlarımızı ve kelimelerimizi çalıyorlar! Onları istirdad etmemiz, (geri almamız) lâzım.

Kaybolan kelimelerimizden biri de “mübarek” kelimesidir…

Fakat sadece bir kelimeden ibaret değildir: Meselâ Recep, Şaban, Ramazan’dan oluşan “Mübarek aylar” (Milâdi Takvime geçtiğimizden beri, Ramazan Ramazan Ayı’nda gelmiyor) yahut “Regaib”, “Mi’rac”, “Berat”, “Mevlid” ve “Kadir” geceleri olarak tanımlanan “Mübarek geceler” veya “MübarekCuma” günleri, kendi tanımları içinde sonsuza kadar genişleyip muhteşem “kavramlara” dönüşürler… 

Zikri, fikri, şükrü, ibadeti ve taatı ile büyüye büyüye yeni kalıplarda kitaplaşarak “İslâm Külliyatı”nın ayrılmaz parçası haline gelirler.

“Regaib”, “Mi’rac”, “Berat”, “Mevlid” ve “Kadir” de böyledir. Hiçbiri  “kandil”değil, her biri ikram-ı İlâhi olan bir “Mübarek gece”dir.Bunlara toptancı bir yaklaşımla “kandil” demek, muhtevasından çıkarıp maddeleştirmek demektir. Tâ ki, sıradanlaşsın, ortada “ibadet” ve “fazilet”ten eserkalmasın!

“Kandil”, çoktan demode olmuş, işlevini çoktan yitirmiş bir aydınlanma aracı, “Regaib”, “Mi’rac”, “Berat”, “Mevlid” ve “Kadir” ise hiç bitmeyen enerjileriyle mü’mine şevk veren, gayret veren, ruhunu tazeleyip yeni hamleler için yüreklendiren İlâhî bir seremoni…

Ayrıca da birer erkek ismi olarak ruhumuza teselli, bedenimize tecelli, kimliğimizin ve kişiliğimiz tamamlayıcısı… 

Her “mübarek gece”nin ayrı bir adı olduğu gibi, ayrı bir tadı, ayrı bir mânâsı, ayrı bir fazileti var…

Bazı ayları, günleri (Cuma günü gibi) ve geceleri tanımlamak için kullandığımız “mübarek” kavramın içinde derin bir sevap hissiyle birlikte, “muazzez”, “muallâ”, “müberra”, “mücella”, “mütahhar” gibi yüceltici kavramlar da saklıdır…

Bu kavramları dini bir şuurla içselleyen Türk ana ve babaları, bir iman perspektifiyle “isim” olarak belirlemiş, kızlarına bu isimleri vermekten büyük keyif almışlardır. Bütün bozulmuşluğumuza rağmen ülkemizde bu isimler yaygın olarak hâlâ kullanılmaktadır.

Çalınan hazinelerimizi geri almanın tek yolu var: Kavramları yerli yerinde kullanmak…

Mübarek gecelere “kandil” demekten vazgeçerek işe başlayabiliriz. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp