Biz Geçmişe Değil Geleceğe Bakarız

Biz Geçmişe Değil Geleceğe Bakarız


İnsanların yoğunlaştığı, haz aldığı geçmiş, bir geçmiş zamandır. Yaşanmış ve yaşanmışlıklarıyla geleceğe izler bırakmış. Yaşanmışlıklar doğruları ve yaşanmışlıklarıyla gerçekler olarak hayatta, tarihte yerini alır ve alınmış.

 

Tarihin kırılma dönemleri var. İnsanların haksız yere zulme uğradığı, öldürüldüğü ya da diriltildiği dönemler. Geçmiş insanların şöyle ya da böyle mutlaka iz bırakır. Her insan veya topluluklar kendilerini etkileyenlerle yaşarlar. Bunlar kimi zaman olumlu olmakla birlikte kimi zaman sonuçları hiç de hoş olmayan sonuçlar doğurur.

 

Milletlerin intikamları biraz da bu duygular üzerine gelişir. Yaşanmış sonuçların olumsuzlukların intikamını alma hırs ve duygusu kimi zaman ağır basar.

 

İslâm milletindeniz. İslâm milletinin asıl kırılma anı ve döneminin iki önemli tarihi var. Bunlardan biri Mekke’nin Fethi, diğeri ise Veda Haccı ve hutbesi.

 

Asabiyetlerin kalıcılığı insana zarar verir ve bu bir intikam duygusuna dönüşür. Yaşanmış geçmişin intikamını almak ancak hırs sahiplerini tatmin eder. Yıkıcılığını sürdürür, bu sefer de onlardan intikam alma süreci başlar ve bu tarihin kanlı sayfalarına dönüşür. Yani kan davası asabiyetine dönüşür.

 

İnsanlığın asıl miladı, yani başlangıcı bu dönemlerde yeni bir başlangıç yapmayla başlar.

 

Katliamların hesabı döneminde sorulmuşsa sorulmuş veya sonuç alınmış, değil ise zamana ve tarihe bırakılmış demektir. O dönem mazlumların intikamını sonrakilerden almak yeni zulümlerin kapılarını aralar. Geçmiş zamanın sayısız katliamları ve zulümleri var. Bugün onları sürdürmek mi, yoksa gelecek zamana dönük insanlığı diriltecek, huzura kavuşturacak yeni bir başlangıç mı gerekir? Geçmiş zaman tarihinin kanlı sayfaları sonsuz. Bunlar üzerine bir dünya kurulamaz. Yeni dünya bunlardan arınmış, katliamsız ve zulümsüz olursa hayat anlam kazanır.

 

Zulmün intikamı zulümle alınınca aynı konuma düşülmüş olur.

 

Biz bugünü yaşıyoruz ve yarına yürüyoruz. Mazlumların yeniden hayata kavuşturulması onurlarıyla özgür ve özgün yaşamalarını sağlama sorumluluğu üzerimizde. Zulme kapı aralayanların kapılarını kapatmak ve engellemek.

 

“Kan davalarını” ayakları altına alan Sevgili Efendimiz'in insanlığa bıraktığı miras bu. Bu mirasın özünü koruma ve yaşama duygusu insanı insanileştirir. Ötesi insanı insan olmaktan çıkarır, zalim bir yaratığa dönüştürür.

 

Coğrafyamızda yakın zamanda yaşananlar elbette derin acılar ve izler bıraktı, bırakmaya da devam ediyor. Fakat yeni bir dönüm bunların önünü kapatma geleceğe yol alma ile olumsuzluklar aşılabilir. Yaşayan zalimlerin zulmü yüzlerine zalimlerin yüzüne bir kırbaç ile şaklatmak gerekir. Yoksa sonu gelmez kin ve intikamlar sürer gider.

 

Aynayı önce kendi içimize tutmalıyız. İçimizde biriken kötülüklerden arınmayı saf bir hâle dönüşmeyi, içselleştirmeyi bilmeliyiz. Yoksa süregelen zulmün bir parçası hâline dönüşürüz.

 

Zulme sessiz kalmak da insanı zalim yapar. Çünkü onun ayakta kalmasını sağlamış olur, sessiz kalanlar. Bu sesler yükseltilmedikçe hak ve adalet eksenine dönülemez. Yoksa zulüm sürgit başını alır gider.

 

Bir millet nasıl kendi kendisini tüketir, onu bilmek gerekir. İçimizdeki bu duygu kangrenleştikçe, sessiz kalındıkça, yenilerinin olması kaçınılmaz olur.

 

Biz geleceğe bakıyoruz ve geleceğin insanıyız. Adımlarımız ve yürüyüşümüz geleceğe ve insana.

 

Zor zamanın sesi olunmadıkça rahat zamanın sesi olmanın hiçbir yararı olmaz. O insanı kurtarmaz ve hatta olumsuzlukların payındaki yerini belli eder.

 

Zalim olmaktan mazlum olmak yeğdir. Başkasının hakkına girmektense var olma bilincimiz bizi var kılar. Yoksa tarihin insanlığında sadece bir çöplük olunur. Önce, ben insanım!..

Google+ WhatsApp