Biz de kaybettik

Biz de kaybettik


Biz de kaybettik

 

 

Vahşi bir dağın eteğine açılan yol işinizi kolaylaştırır ve artık siz o yoldan yürümeyi başarırsınız. Fakat en büyük meşakkati yolun ilk çalışanları yaşamıştır. Kaya serttir ve size geçiş için imkânı vermemektedir. Yolun ilk çalışanları sert kayalara karşı direnerek işlerinde muvaffak olmuşlardır.

28 Şubat ve öncesi muhafazakâr dindar kesimin maruz kaldığı baskı ve dayatmalar sert bir kayayı oymak gibiydi ve onlar inandıkları değerler için bedel ödemeye razı oldular. Bu sanıldığı kadar kolay bir şey değildi.

Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir toplumduk fakat öyle süreçlerden geçtik ki, inandığımız dinin ilkeleri suç unsuru olarak kabul edildi. Allah’ın kanunlarını yani şer’i hükümleri dile getirmek dahi suçtu ve din bize ancak devletin kendi oluşturduğu çerçevede verilebilecekti. Okullarda din adına aktırılan bilgilerin temel değerlerimizle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Dinin karşısında laik baronlar vardı ve oluşturdukları hurafeler dinini İslam’a karşı savaştırıyor ve dindar kesime ağır baskılar uyguluyorlardı.

28 Şubat bardağı taşıran son damla oldu. Bunun evveliyatında, dindar kesime, evlerinde, okullarda, sokaklarda, iş ortamında yoğun baskılar uygulandı ve bu kişiler ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüler. Kendilerini ülkenin yegâne sahipleri olarak gören kesim yaptıkları kara propagandalarla hem Müslümanlara hem de onların değerlerine hakaret etmekteydiler.

Dine karşı din savaşıyordu. Kur’an’ın dini, yani İslam, laik seküler zihniyetlerin dayattığı din… Düşünün hem Müslüman’ım hem laiğim diyen bir zümre ortaya çıktı. Bu kişiler Kur’an’la, Resulûllah ve onun izinden gidenlerle kavgalıydılar. Dindarların inançlarını yaşama ve ifade etmek hakları yoktu. Ne aka ak ne karaya kara ne bağa bağ deme hakları vardı onların. Dinin birkaç emrini yerine getirebilen fakat aynı zamanda içki gibi zina gibi Allah’ın haram kıldığı fiilleri çağdaşlık adı altında icra eden kimliksiz ve kişiliksiz fertler ortaya çıktı. Bu kişilerin ilham aldığı bazı kavramlar türetildi. Mesela fundamantalizm ve irtica gibi kavramlar bu döneme damga vurmuş kavramlardır. Bunun yanında dini devlet işlerine karıştırmayacaksın, önemli olan kalp temizliği kalbin temizse zaten cennete girebilirsin, yerine göre hareket edeceksin, içkini de içeceksin orucunu da tutacaksın gibi söylemlerle fertler kendi kültürlerine yabancılaştırılmaya çalışıldı.

28 Şubat deyince başörtülü olup da eğitim haklarını elde edemeyen ve ağır baskılara maruz kalan dindar hanımlar akıllara gelse de, asıl mesele dindarların toplumun tüm alanlarından tecrit edilmesi ve silinmesiydi. O yüzden olayın getirdiği tahribat bütün toplumu etkiledi.

Bugün 28 Şubat tarihin karanlık sayfalarına gömülen kara bir leke olarak hatırlanıyor. Fakat bu kez de kaybeden bizler olduk. 28 Şubat’ta zor şartlar altında var olma mücadelesi veren ve inandıkları değerlerden ödün vermemek için direnen mücahit ve mücahidelerin büyük çoğunluğu bugün kimlik karmaşasına saplanmış durumdalar. Onlar inandıkları değerleri hiçe sayıp makam, mevkii ve mülk edinme hevesi ile yaşıyorlar. Ne acı değil mi?

 

 

milli gazete

Google+ WhatsApp