Birlik-beraberlik

Birlik-beraberlik


Birlik-beraberlik

 

 

Gelen maillerin pek çoğunda aynı temenni var. Okuyucularım diyor ki: “Birlik-beraberlik içinde olsak her şey daha kolay olurdu.”

Doğrusu bundan pek emin değilim, hatta bazı şeylerin daha da zorlaşacağından korkuyorum. Ancak bu temenni ve taleple o kadar sık karşılaşıyorum ki, konuya ilişkin düşüncelerimi arz etmek durumundayım.

Önce bir soru: Hangi eksende birlik-beraberlik öngörüyorsunuz? 

“Temel eksende” denilirse, o anlamda birlik beraberliğimiz zaten var. 

Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, Dinimiz bir, inancımız bir, Kitabımız bir, Kıblemiz bir, namazımız bir (kılıyorsak), orucumuz bir (tutuyorsak), haccımız bir(yapıyorsak), bayramımız bir, bayrağımız bir, toprağımız bir, vatanımız bir, tarihimiz bir, kültür ve medeniyet kaynaklarımız bir...

Olumsuzluklarla yolsuzluklara tepkimiz bir, daha dürüst bir toplum, daha kararlı ve kaliteli bir Türkiye özlemimiz bir.

Bu anlamda yüzlerce “birlik noktası”na sahibiz. Buna karşılık farklı noktalarımız o kadar fazla değil. Çok çok mezhebimiz farklı, cemaatimiz-tarikatımız farklı, partilerimiz farklı...

Belki biraz da öncelikli sorunlarımızla hizmet tarzımız ve anlatım metodumuz (tebliğ tarzı) farklılık gösteriyor. 

Zaten, bilebildiğim kadarıyla, ashab arasında da böyle bazı farklılıklar mevcuttu. Ama bu ayrılıklar temel konularda birlikte hareket etmelerine engel teşkil etmiyordu. Gerektiğinde şahsî düşüncelerini aşıp amaçta (projede) bütünleşebiliyorlardı. 

Bizde de böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Sosyal statümüz, eğitim düzeyimiz, bölgemiz, kılığımız, hatta kimliğimiz nasıl belli noktalarda müşterek hareket etmemizi engellemiyorsa, partimiz, cemaatimiz, cemiyetimiz, tarikatımız ve hizmet tarzımız da engellememeli. Yerine göre ayrıntıdaki farkları aşıp bütünleşebilmeliyiz. Maksat ashabı örnek almak olduğuna göre, tıpkı onlar gibi, ittifak noktalarımızı esas alıp ayrıntı kabilinden olan ihtilaf unsurlarını arka plâna çekmeyi bilmemiz lâzım. 

Bu da büyük ölçüde yapılıyor zaten: Afganistan, Kosova, Çeçenistan, Bosna Hersek, Azerbaycan, Filistin, Keşmir gibi konularda hemen hemen aynı duygu ve düşünceleri paylaşmadık mı? Şimdi de Kudüs konusunda hep birlikte yanmıyor muyuz?

Sorun şu galiba: Bazılarımız ayrıntıyı temel yaptık. Talî konuları öne çıkardık. Siyasette, cemaatte, grupta birlik aramaya başladık. Diğer cemaatlere kendi cemaatimizi, diğer parti mensuplarına kendi partimizi dayatıyoruz. Umduğumuzu bulamayınca da hırçınlaşıyoruz. Hırçınlaştığımız yerde ise kavga patlıyor. Suçluyoruz, suçlanıyoruz.

İlle bizim gibi inanacaklar, bizim gibi düşünecekler, bizim gibi görecekler, böylece herkes “biz”leşecek. Bizleştiği ölçüde herkes birleşecek! Yani birlik-beraberlik “bizde” (bizim tarikatta, cemaatte, partide, takımda), sağlanacak!..

Siz ne düşünürsünüz bilmem, ama birlik arayışlarının temelinde bile kendi düşüncelerimizi karşımızdakilere dayatıp kabul ettirme eğilimimiz var gibime geliyor...

“Birleşelim” derken bile salt kendi partimizi, tarikatımızı, cemaatimizi, eğilimimizi, düşüncemizi, dünya görüşümüzü kastetmek suretiyle bölüştürüyoruz.

Neden böyle bir sonuca vardığımı sorarsanız: Bakıyorum da, “birleşelim” diyen dostlarımızdan bir kısmı kendi önceliklerini, kendi şartlarını ve ön kabullerini dayatıyorlar. “Birlikte hareket”i kendilerine iltihak gibi algılıyorlar. Bu yüzden, “İnsanları bulundukları konumda kucaklayın” diyenlere de içerliyorlar.

Anlayacağınız, çoğumuza, “Benim doğrularımı paylaşmayan herkes eğridir”anlayışı hâkim.  

Ne çekiyorsak işte bu anlayıştan çekiyoruz. 

Tarafgirliğimizin ve gururumuzun üstünde yürümeyi öğrenmedikçe, kucaklaşamayacağız gibi gözüküyor. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp