Birleşik Krallık yeniden sahne alırken

Birleşik Krallık yeniden sahne alırken


Birleşik Krallık yeniden sahne alırken

 

 

Dünyâ işbölümünün hâkim güçlerinin ,gerek kendi aralarındaki rekâbette, gerek güçsüz coğrafyaları bağımlılaştırırken bir “dengeleme” siyâseti gittikleri eskiden beri bilinir. Aslında “dengeleme” kavramı hayli yumuşak bir terim. Ben bunu daha çok “kilitleme” olarak değerlendiriyorum. Kilitleme, hem “parçalamayı”, hem de “birleştirme stratejilerini” ifâde ediyor. Bakacağız..

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Yüzyıllarca devâm eden “Britanya Hegemonyası” devirlerinde “kilitleme” strateji ve taktiklerinin incelikli misâllerini görüyoruz. Evvelâ rekâbet alanlarına bakalım: Kıt’a Avrupasında Birleşik Krallığa rakip olabilecek güçler, yâni Fransa ve Almanya’nın önünü almak için , bu iki gücü kendi aralarında âdeta “kan davâlı” hâle getirmek ve defâlarca savaştırmak bunun tipik bir göstergesidir. Bu yetmiyormuş gibi, Çarlık Rusyasını Fransa ve Almanya ile çatıştırmak, Rusya’nın da başına da daha doğuda Japonya’yı musallat etmek senaryonun diğer boyutları olarak tezâhür etmiştir. Almanya, 1871’de siyâsal birliğini sağlayıp gücünü tek başına ispatlama ihtirâsına kapılınca bu defâ Birleşik Krallık Fransa ve Rusya’yı yanına alarak Almanya’yı yalnızlaştırmış ve bertaraf etmiştir. Gâlip geldikten sonra da, Osmanlı’nın paylaşımında bu iki gücü başından def etmesini bilmiştir.. Fransa’ya verilen sözlerin tutulmamayarak masadan eli boş gönderilmesi, Rusya’da ise “ihtilâli tezgâhlamak” bu “def etme” siyâsetlerinin başarısını tescilleyen olaylardır.

II. Genel Savaş’ta ise Birleşik Krallığın hesapları başlangıçta istediği gibi işlememiştir. Beklentileri Hitler ve Stalin’in savaşmasıydı. Ama başlangıçta Sovyetler Birliği ile Nazi Almanya’sının “Saldırmazlık Anlaşması” imzalaması ve Hitler’in beklemedikleri bir şekilde Avrupa’yı işgâl etmeye başlaması, Birleşik Krallığı telaşlandırdı. Ama ne yapıp ettiler, Hitler’in Sovyet cephesi açmasını sağladılar. Ben bunu Birleşik Krallık İstihbarâtı’nın aslî başarısı olarak değerlendiriyorum. Ama neticede bu hesap hatası, aşama aşama Birleşik Krallık hegemonyasının da sonunu getirdi.

Birleşik Krallığın geri çekilmesi ve yerini ABD’ye bırakması da hayli karmaşık bir süreç olarak işlemiştir. Britanya’nın başında sömürgeciliğin tasfiyesi gibi hayli zorlu bir süreç vardı. Bu, son derecede incelikli olarak üç eksende yürütüldü. Evvelâ, enerji ve finans başta olmak üzere ekonomik ayrıcalıklarından asla vazgeçmedi. Buna ilâveten, geri çekildiği her yeri siyâsal-kültürel düzlemde kodladı. Bu kodlar modernizasyon yükümlülüğü temelinde ağır “ev ödevleriydi”. Nihâyet ; bu kodları çevreleyen ağır krizlerin tohumunu ekti. Uzlaştırılması son derecede zor olan Devlet-Ulus gerilimleri, etnik ve dinsel davâlaşmalar vb….Bölmelerin ve parçalamaların mantığında bunun yattığını biliyoruz. Hâsılı çekildikleri her yere kilit takarak çekildiler.

II. Genel Savaş sonrasında, Almanya ve Fransa, her ikisini de kuşatan Atlantik baskısını algılayarak aralarındaki meseleleri dondurdu. AB, başrolünde Almanya-Fransa barışının yer aldığı siyâsal-ekonomik ve kültürel bir senaryoydu. Aslında, ABD ve Birleşik Krallığın oluşturduğu Atlantik karşıtı bir oluşum olarak tecessüm etti. En kritik başarısı Brandt Doktrini üzerinden Sovyetler Birliği ve Almanya’nın yakınlaşmasıydı. 1990’ların sonuna doğru hem zirve yaptı hem de çöküşünü hazırlayan bir sürece girdi. Komünizmin çöküşü ve duvarın yıkılması, ABD ve AB temelinde “Batı’nın zaferi” olarak yaftalandı. Hayır öyle olmadı. Doğu Avrupa bütün çürümüşlüğü ile başta Almanya olmak üzere AB’nin üzerine çöktü.

II. Genel Savaş sonrasında ABD ile AB arasındaki gerilimin devâmı, Almanya’nın komünist Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği tarafından kuşatılarak baskılanması, hegemonyası sona erse de Birleşik Krallığın devâm eden etkili siyâsetlerine işâret ediyor. AB’ye âdeta eğreti gelin gibi girmesinin, bir taraftan ABD-AB gerilimini tâkip etmek; diğer taraftan ve gerekli gördüğü durumlarda birliği istikrarsızlaştırmak için müdâhil olabilmek olduğunu düşünüyorum. Birleşik Krallık, AB’nin sonunu gördüğü noktada, o âna kadar zâten emânet durduğu birlikten çıkıverdi. Asla da geri dönmeyecek. Brandt Doktrini’ni Rusya’ya uygulanan ambargolar sonlandırdı. Artık Birleşik Krallık rahatladı. Kırmızı çizgisi çok açık. AB-Rusya yakınlaşması olmamalı. Ama mesele burada bitmiyor.

Sovyet Bloku’nun çözülmesi aslında sâdece AB’nin değil, daha derinde ABD hegemonyasının ağır krizlerine işâret ediyordu. Bu, zamanında anlaşılamadı. Ama artık biliyoruz. Bu, bir sistemin toplu krizi. Birleşik Krallık bunu görüyor. En başta 1775’i unutmadılar. Devâmında evvelâ Wilson prensipleri , daha sonra da 1956 Süveyş Krizi’nde ABD’den yediği tokatları sindirdiklerini sanmıyorum. Şimdi süreci bir fırsata çevirmek istediklerini ve yeniden sahneye çıkmaya hazırlandıklarını düşünüyorum. İkinci Kırmızı çizgileri ise ABD ile Rusya’nın yakınlaşmasını engellemek. Hâsılı, Birleşik Krallığın çıkarları mûcibince, ABD-AB gerilimi kadar ABD-Rusya gerilimi veyâ kilitlenmesi de devâm etmeli.

Birleşik Krallık, dünyâ sathındaki, husûsen de bizim coğrafyada uyuyan hücrelerini ayağa kaldırdığı, Karadeniz’de sahneye çıktığı nispette risk alacak. Onun da fay hatları var. Eğer İskoçya ayrılıkçılığı tırmanıyorsa, eğer Paris olayları Londra’da da tekerrür ediyorsa, bilin ki kavga büyüyordur..

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp