Birleşik Krallık sarsılıyor…

Birleşik Krallık sarsılıyor…


Birleşik Krallık sarsılıyor…

 

 

TV Net’de yayınlanan “Akıl Odası”nın son programlarından birisinde, programın yapımcı ve moderatörü Nedret Ersanel hoş bir şekilde yakaladığı, fotograflı iki haberi bizimle paylaşmıştı. Birleşik Krallığın iki üst düzeyde görevlisi, arkalarında Churchill fotografı ve Britanya bayrağı, önlerinde bir dünyâ küresi poz veriyor; meydan okuyucu açıklamalarda bulunuyorlardı...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Yine o târihlerde, Britanya Donanması Karadeniz’de bayrak gösteriyor, yapılan açıklamalarda Birleşik Krallığın Kıbrıs’taki üslerini takviye edeceği ilân ediliyordu. Ben de, bir evvelki yazımda, Birleşik Krallığın dünyâ siyâsetine ağırlığını eskiden olduğundan daha fazla koyma azim ve kararlılığında olduğunu yazmış; ama bu çıkışın kendisi açısından riskli olduğunu dile getirmiştim. Brexit Anlaşması’nın Avam Kamarası’nda açık ara reddedilmesi hemen ardından geldi ve bir bakıma, bizim söyleyip yazdıklarımızın bir sağlaması oldu. Şu anlaşılıyor ki: bundan sonra Britanya’yı dünyâ siyâsal gündeminde daha fazla görecek ve işiteceğiz; ama bütün sorunlarıyla birlikte.

Bir kere şu dikkâtten kaçmamalıdır: Brexit’ten dönüş yoktur. Birleşik Krallık, kıt’a Avrupası ile arasındaki köprüyü atmıştır. Halâ halkı arasında AB’yi isteyen hatırı sayılır bir kitle olsa da ”atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.” Eğreti gelinlik devri sona ermiştir. Avam Kamarası, Brexit’i değil, Brexit anlaşmasını reddetti. Tabiî ki bu muhalefette, Brexit’e esastan karşı olanlar da rol oynadı. Hatta bu çizgide yer alan Liberal Demokrat Parti, İskoçya’nın bağımsızlığını savunan İskoçya Ulusal Partisi, Galler’in bağımsızlığını savunan Plaid Cymru ve Yeşiller ikinci bir Brexit Halk Oylamasını savunuyor. Bunun “olmayacak bir dua olduğunu” söyleyebiliriz. Tutalım ki bu görüş işledi ve Birleşik Krallık AB’ye döndü. Bu, koca Birleşik Krallığın îtibârının beş paralık olması manâsına gelir. Hiç şüphem yok ki, bu durumda Almanya ve Fransa, Birleşik Krallığın kâbusu olur.

Mühim olan, muhalefetin ana gövdesini oluşturan İngiliz İşçi Partisi’nin tavrı. Partinin başkanı Jeremy Corbin, oylamanın sonucunu bir fırsata çevirmek istiyor. Beklentisi, muhtemel bir Güven Oylaması ile hükûmeti düşürmek, erken seçime gitmek ve iktidârı almak. İngiliz İşçi Partisi’nin Brexit konusundaki teklifi, AB ile sürüdürülebilir bir Gümrük Rejimi ilişkisini devâm ettirmek. Yâni, Birleşik Krallık ile AB arasındaki ekonomik ortaklığı sürdürmeyi hedefliyor. Bir bakıma AB’den evvel câri olan, tamâmen ekonomik bağlara endeksli Ortak Pazar ilişkisine dönmek istiyor. Buna göre, mal, hizmet ve işgücünün serbest dolaşımı devâm edecek. Ama Britanya, siyâsal olarak AB’de yer almayacak.

İngiliz İşçi Partisi’nin istedikleri olur mu, bilemiyoruz. Bir kere, Güven Oylaması ”çantada keklik” değil. Kuzey İrlandalı muhafazakârları temsil eden Demokratik Birlik Partisi Theresa May’i destekleyeceğini ifâde etti. Neticeyi göreceğiz.

Brexit Anlaşmasının reddedilmesinde rol oynayan sâiklere bir bakmak gerekiyor. Bu sûretle tablo daha berrak anlaşılabilir. Red oylarının mühim bir kısmı Muhafazakâr Parti’ye mensup milletvekillerinden geldi. Bunlar Brexit’i savunan; ama anlaşmanın Britanya’ya kaybettireceklerinden çekinen adamlar. Bir bakıma, milliyetçi sâiklerle, anlaşmanın Brexit’in ruhuna aykırı olduğunu düşünüyorlar. Meselenin düğümlendiği nokta “Backstop.” Anlaşmaya göre, anlaşmadan bağımsız olarak Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhûriyeti arasında bir sınır olmamasını öngörülüyor. Anlaşma bunu tek taraflı engellemenin önünü alıyor. Muhafazakârlar, gümrük kontrolünün olmadığı bu ortamda orta vâdede Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhûriyetinin birleşmesinden korkuyorlar. Theresa May, anlaşmanın onaylanmamasının Britanya’nın parçalanması manâsına geldiğini söylüyordu. Ama partisinin “hayırcı” milletvekilleri ”asıl bu anlaşma kabûl edilirse Britanya parçalanacaktır” demeye getirmiş oldular.

Bundan sonra ne olacak? Muhafazakârların kabûl etmeye yakın olduğu “Kanada+” anlaşması olarak bilinen bir uygulama. ABD’nin baskısını yiyen Kanada geçen sene bir AB açılımı yaptı. AB ile ticâretinde çok sayıda malın gümrük vergileri ya düşürüldü veyâ kaldırıldı. Bunun geliştirilerek Brexit anlaşmasının yenilenmesini isteyen çok sayıda muhafazakâr mevcut.

İşçi Partisi ise, Ortak Pazar fikri üzerinden mal, hizmet ve işgücüne herhangi bir kısıtlama getirmeyen; dahası Britanya’nın AB Bütçesine katılımını öngören Norveç Modelini savunuyor. Buna muhafazakârların “evet” demesi mümkün değil. Anlaşmasız çıkmak ise, Britanya’nın mâlî felâketi olacağından kimsenin şüphesi yok.

Hâsılı, eğreti de olsa AB’ye gelin olmak, boşanmayı kolay kılmıyor…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp