Bir profil ön değerlendirmesi

Bir profil ön değerlendirmesi


Bir profil ön değerlendirmesi

 

 

Siyâsal liderliğin tuhaf bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Bir liderin doğuşu ve yükselişi, boşluklara isâbet eden süreçlerin eseri olarak tecelli ediyor. CHP’nin, uzun zamandır bir liderlik krizi yaşadığı âşikâr. İsmet Paşa ve Bülent Ecevit’ten sonra CHP’nin sayısız “başkanı” oldu; ama bir “lideri” olmadı. Kim olabilirdi ki? Necdet Calp, Cezmi Kartay, Aydın Güven Gürkan, Murat Karayalçın, Altan Öymen mi? Bu isimleri bugün kim hatırlıyor? Hâlbuki şöyle, böyle ; şu kadarlığına veyâ bu kadarlığına bu isimler CHP’nin başkanlık koltuğuna oturdular. Ama lider olamadılar. Deniz Baykal, bu isimler arasında en iddialı olanlardandı. Ama o da lider olamadı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bir liderin doğuşu, evvelâ kendi partisini yeniden yapılandıracak etkili bir doktrin değişikliği iddiası ile tecelli eder. Ama bu da kâfi değildir. Bu doktrinin, bir “boşluk” ve bunu ifâde eden toplumsal bir “arayış” ile eşlenmesi gerekir. Pek de demokratik düşünmeyen Mosca ve Pareto gibi, “Elit Dolaşımı” konusunda fikir ileri sürmüş düşünürlerin bahsettikleri sürecin, demokratik arkaplânındaki gerçeklik budur.

Siyâsal liderliğin siyâsal “kodamanlık” ile bir alâkası olduğunu düşünmüyorum. Tam aksine “liderlik”, siyâsal “kodamanlıkların” aşıldığı yerde zuhûr eder . Bu biraz da bilinmezlikler, sürprizlerle yüklü bir süreçtir. 1960 sonrası DP’nin devâmı adına kurulan partinin liderliği için ne kodaman adlar geçiyordu. Ama hiç kimsenin beklemediği bir isim, Süleyman Demirel aradan sıyrılıverdi. 1980 sonrasında kim, o güne kadar teknisyenlik seviyesinde çalışmış Turgut Özal’ın bir lider olarak yükseleceğine inanırdı ki? Kim dindar sağ’ın karizmatik Necmeddin Erbakan’ın yerini, “muhafazakâr demokratlık” doktrini üzerinden genç Tayyip Erdoğan’ın alacağını kestirebilirdi?

Tayyip Erdoğan’ın Necmeddin Erbakan karşısındaki konumu İsmet Paşa karşısında Bülent Ecevit’in konumuna benziyordu. Ecevit, İsmet Paşa’nın başını çektiği kodaman ağını parçalayarak lider oldu. Ne Turhan Feyzioğlu, ne Mustafa Satır gibi “ağır toplar” bu dönüşüme mâni olabildi. Ecevit partide ciddî bir doktrin değişimine gitti. Türk siyâsal hayâtını da uzun bir zaman boyunca etkiledi. Ama şu yaman çelişki de unutulmamalıdır: Siyâsal kodamanlığın ağı içinde yer alan ve kendilerine zaman zaman “siyâset esnafı” da denilen ve partinin vasatlarını temsil eden hizipler, ağır topların tasfiyesinden sonra boş durmazlar. Yeni liderin etrafında biraraya gelirler ve onu kötürümleştirmek için ellerinden geleni ardlarına koymazlar. Ecevit için, bir aşamadan sonra iflâh olmaz bir CHP antipatisine dönüşen ve yeni bir siyâsal parti kurma kararı almasına yol açan da bu konuda yaşadığı ağır bir bıkkınlıktı. Ama kaçarı yok, yeni partisinde de , trajik bir biçimde aynı şeyler başına geldi. Ne tuhaf değil mi? Bir lideri ayağa kaldıranlarla, onu aşağı çekenler farklı değildi. Liderin yırtarak çıktığı ağ, zaman içinde kendisini tâmir edip, lideri kuşatmayı başarıyordu.

CHP’ye dönelim: Lider boşluğunu doldurmak için ortaya çıkan çok sayıda atak oldu. Yakın zamanda bunun en ihtiraslı iki misâlini gördük. Mustafa Sarıgül ve Muharrem İnce. Mustafa Sarıgül ,Turgut Özal’dan mülhem “yumuşak” bir popülist söylemle, Muharrem İnce ise tam aksine 1970’lerin havasını estiren “sert “ bir “paternalist” söylemle lider olmak istedi. Mustafa Sarıgül’ün hesaplı ve inandırıcı olmayan popülizmi eridi. Muharrem İnce’nin hesapsız sert söylemi ise, karşısından ondan daha kuvvetli olan Erdoğan paternalizmini buldu ve kuru bir dal gibi kırıldı.

31 Mart vesilesiyle CHP’nin yaşadığı ve her CHP’linin derinden, kahrolarak hissettiği liderlik boşluğunu doldurmaya aday yeni bir isim türedi: Ekrem İmamoğlu. Her ne kadar seçim neticeleri netleşmemiş olsa da, CHP’li arkadaşlarımdan edindiğim izlenim; Ekrem İmamoğlu’ya sâdece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak değil; geleceğin CHP lideri ; hattâ 2023’ün Cumhurbaşkanı adayı olarak bakılıyor. İmamoğlu’nun arkasındaki rüzgâr anti-Erdoğan rüzgârı. Bu rüzgârın jeneratörleri çok farklı. Dolayısıyla aynı hızla eseceğinin garantisi yok. İmamoğlu bu aşamada Sarıgül ve İnce’nin sentezi olarak duruyor. Yumuşak ve dengeli bir söylem kullanmaya çalışarak Sarıgül’ün plâstik popülizmini daha inandırıcı bir çizgiye taşıyor. Diğer taraftan da, seçim gecesi, tıpkı İnce’nin Yalova seçimlerinde gösterdiği “takipçiliği” göstererek puan topluyor.

Eğer liderliğe soyunuyorsa,İmamoğlu’nun önünde çok engel var. Anıtkabir ve Eyüp Sultan ziyâretleriyle idâre edilemeyecek kadar zor bir süreç bu. En büyük zaafı çekirdekten bir CHP’li olmaması. İmamoğlu’ya “Erdoğan’dan kurtulma“ psikozuyla hatırı sayılır bir destek gelmiş olması, kendisine biçilen rolün sınırlarına işâret ediyor. Eğer çıtayı yükseltirse zaafı belirginleşecek. Kendisine muhafazakâr geçmişi nedeniyle en fazla tepki bizzat CHP’den gelecek. Hâsılı, CHP’nin “içinden” gelerek “CHP liderliğini almak” değil onu bekleyen. O, evvelâ , bir “siyâsal devşirme “olarak “CHP’yi almak” zorunda. Kolay iş değil..

Ekrem İmamoğlu bir mahallî seçim tecrübesi geçirdi. Eğer, itiraz süreçleri neticesinde tablo değişirse mazlum rolüne bürünerek siyâsal sermâyesini arttırmaya çalışacağını kestirebiliriz. Eğer tablo değişmez ve Belediye Başkanlığına erişirse gösterceği performans tabiî ki geleceğini belirleyecek. Başarısız bile olsa şöyle bir avantajı da var: AK Parti’nin Belediye Meclisi’ndeki çoğunluğunu dâima kendisini “engelleyen” bir unsur olarak lânse edebilecektir. Ama bu avantajın, kendisini savunma pozisyonuna sokacağı için etkisinin sınırlı kalacağını ve onu büyütmeyeceğini düşünüyorum. Diğer taraftan bindiği siyâsal “dolmuş” içinde gelecek yağmacı taleplerle başa gelmek İmamoğlu’nun bir diğer handikapı olacaktır. Hâsılı işi çok, ama çok zor. Göreceğiz… Her hâl-ü kârda İmamoğlu’nun liderliğini ilân etmek için vakit hayli erken..

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp