Bir nevi itikaf

Bir nevi itikaf


Evde kalma günleri mübarek Ramazan-ı Şerif ile birleşince hemen herkesin aklında içinde ‘hüzün’ geçen, ‘burukluk’ geçen birtakım cümleler birikti. Söylemeyi ne kadar istemesek de doğru bu, bu Ramazan, öncekilerden daha mahzun, daha buruk geçiyor bizim için. Sokaklarda o tatlı Ramazan telaşı yok, camiler sessiz, herkesi bir araya getiren iftar davetleri yapılamıyor, ezan saatine kadar hepimizin sabır imtihanından geçtiğimiz o güzel sofralar kurulamıyor. Evlerimizdeyiz, hane halkıyla sınırlı bir sosyal hayatımız var. Buna da şükür elbette, Allah beterinden saklasın. Ama o çok alışık olduğumuz Ramazan atmosferini özlediğimiz de bir gerçek. Belki bunda da bir güzellik var, bir imtihan ve bu imtihandan alınacak dersler var.

Bir mahrumiyet hali, duygusu, hissiyatı içinde olmamız anlaşılabilir bir şey... Her zaman yapabildiğimiz şeyleri, şimdi yapamıyoruz. Bunu düşünürken, acaba buna karşılık, önceden yapamadığımız şeyleri de şimdi yapabilir miyiz diye bir soru geldi aklıma. Buradan devam ettim ve soru zihnimde daha berrak hale geldi: Bu mahrumiyet halini kendimiz için bir imkana dönüştürebilir miyiz?

İçinde bulunduğumuz durum, gönüllü olmasa da, bizim dünyaya ilişkin pek çok faaliyetten geri çekilmemizi gerekli, hatta zorunlu kılıyor. Neredeyse bu Ramazan hemen hepimiz gönüllü olarak olmasa da şeklen itikafa girmiş gibiyiz. İtikafa girmek ne demek? Ramazan ayının son on gününde inananların günlerini ve gecelerini beş vakit namaz kılınan camilerde geçirmesi, dünya işlerinden ve nefsi arzulardan mümkün mertebe uzaklaşarak ibadetle, zikirle, tefekkür ve tevekkülle meşgul olmalarını ifade eden kuvvetli bir sünneti yaşamak demek... Aslında bir zaman sınırı yok, on gün süreyle olması da şart değil, Ramazan ayında olması da... Belli pratik zorluklar sebebiyle kadınların evlerinin bir odasını kendilerine mescid kılarak orada itikafa girmeleri uygun görülmüş.

Şu anda hepimiz evlerimize çekilmiş, dünya işlerinin büyük kısmından mecburi olarak elimizi çekmiş durumdayız. Buna ilave olarak, getirdiği nefsani sınırlamalara sabırla, dirayetle uymaya çalıştığımız terbiye edici bir oruç imtihanındayız. Muhtemel ki pek çoğumuz diğer aylarda olduğundan biraz daha fazla namaz kılıyor, Kur’an okuyor, dini meselelerle meşgul oluyor, terbiye oluyoruz. Elbette herkesin bu yönelişten kendi miktarınca bir nasibi var. İşte bu yıl, sokaklarda, caddelerde, camilerde, sosyal hayatımızda yaşayamadığımız Ramazan neşvesini, evlerimizde bir nevi itikafa girerek, belli bir zihinsel ve duygusal yoğunlaşma ile başka bir hissiyatla yaşayabilir, mahrumiyeti bir imkana dönüştürebiliriz diye düşünüyorum. İtikaf’ sünnetinin elbette şartları var ve bizim durumumuz buna tam olarak uymuyor. Olsun, itikaf olmasın da ona benzeyen, ilhamını itikaftan alan başka bir güzellik olsun. İbadetimizi bu düşünceyle sürdürmeye çalışalım, okumaya imkan bulamadığımız kitaplarla feyzimizi arttıralım ve nedense bir türlü vakit bulamadığımız tefekküre, muhasebeye, muhakemeye o vakti buluverelim. Hatıra gelen bu fikir, güzellikler getiren bir hatıraya dönüşsün diye umarak, niyaz ederek buraya bu notu bırakıyorum.

Yazının sonunda, itikaf fikrinden ilham alınarak 2017 Ramazan’ında hayata geçirilmiş güzel bir fikri paylaşmak istiyorum sizlerle:

19 yaşında İslâm ile müşerref olan Avustralyalı sosyolog Dr. Susan Carland, çocuklarına itikâf fikrini sevdirmek için bulduğu yöntemi şöyle anlatıyor: “Çocuklarım hâlâ küçükken, onları özel ve eğlenceli bir şekilde Ramazan’daki itikâf fikriyle tanıştırmak istedim. Bir mescitte tam anlamıyla itikâfa girmek için henüz çok küçük olduklarından bir çadır satın aldım. Çadırı küçük ışıklarla ve yıldızlarla süsleyerek, bir ay boyunca oturma odasında bıraktım. Onlara, bu çadırın düşünmek, hayal etmek ve Ramazan’da duâ etmek için kendilerine ait özel alanları olduğunu söyledim. Çadırın içine çocuklara uygun seccadeler, tespihler, rahleler üzerinde Kur’ân’lar, Ramazan’la ve peygamberlerle ilgili resimli kitaplar, çocuklar için Kur’ânî hikâyeler ve Ramazan defterleri koydum. Onların bir şeylerden geri çekilmelerini ve sadece Allah’la vakit geçirmelerini istedim, sadece sırt üstü yatarak hayat ve kâinatla ilgili hayal kursalar bile.”

Google+ WhatsApp