Bir İnsana Kırk Gün Deli Derseniz

Bir İnsana Kırk Gün Deli Derseniz


Bir İnsana Kırk Gün Deli Derseniz

 

Büyük ebeveynlerimizden miras kalan söylemler elimizde taşıdığımız birer meşale gibidir. Zira gündelik hayatta karşılaştığımız olaylar bize bu söylemlerin evrensel bir dilinin olduğunu gösteriyor. Mesela gün içinde, “Bir kişiye kırk gün deli derseniz deli olur” sözünü doğrulayacak onlarca olayla karşılaşıyoruz. Çocuklarımıza reva gördüğümüz lakaplar onların masum dünyalarına yapışıyor ve yaşamlarını olumsuz yönde etkilemeye başlıyor. Eğitim sürecinde en etkin yöntemin sevgi olduğunu vurgulasak da, nedense çocuklarımızla ilişkilerimizde katı ve acımasız oluyor ve onlara olumsuz lakaplar takarak terbiye edebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa çocuğa taktığımız olumsuz lakaplar onun duygularını örselemekle kalmıyor, güven duvarlarını yıkıyor ve onu edilgen bir varlığa dönüştürüyor.

Çocuklarımızla ya da yakınlarımızla ilişkilerimizde neden onların ruhlarını örseleyecek ifadeler kullanırız? Sevgimizi ifade etmek varken neden böyle bir yola başvururuz? Sanırım bazı ebeveynlerimiz çocuklarımızın ruhlarını örseleyen katı tutum ve davranışları eğitimin bir parçası olarak görüyorlar. Peki, bu doğru mu? Elbette doğru değil… Hata yapan çocuğu olumsuz bir lakapla ötekileştirmek hatanın da üstünde bir hata…

Anne elindeki bardağı düşürüp kıran çocuğuna “sakar” damgası vurup bu şekilde çocuğu ıslah edeceğini düşünüyor. Fakat çocuk, anneye karşı içten içe bir öfke geliştiriyor ve kendini iletişime tamamen kapıyor. Anne bunun yerine çocuğuna daha dikkatli olması yönünde tavsiyeler veremez miydi? Elbette verebilirdi. Fakat anne kendi ebeveyninden devraldığı çarpık anlayışın taşıyıcılığını yapıyor ve ne yazık ki bunu eğitimin bir parçası olarak görüyor. Ne ilginç değil mi?

Resulûllah gittiği bir hasta ziyaretinde o kişiye nasıl dua ettiğini sorar. Söz konusu kişi de Allah’tan sabır istediğini ifade eder. Bunun üzerine Efendimiz, “Musibetimde bana sabır ver demek yerine Rabbim bana dünyada ve ahirette sabır ver duasını neden okumuyorsun” der.  Hayatımızda gerçekleşmesini istediğimiz şeyleri ifade ederken beynimize doğrudan sinyal gönderdiğimizin farkına varamayız. Oysa sarf ettiğimiz her ifade belleğimizde proseslenir ve zihnimiz bizi bu ifadelerimiz doğrultusunda yönlendirir. 

Gündelik hayatta sık sık karşılaştığımız bir durumdur; bir süredir görüşmeyen iki arkadaş karşılaştıklarında aralarında şöyle bir konuşma geçer:

Benzin ne kadar solmuş, hasta mısın? Çok kötü görünüyorsun. Bu ifadeler karşı tarafta şok etkisi yapar ve kişi kendini dinlemeye başlar ve amansız bir hastalığa yakalanmış gibi yakınmaya başlar. Evet, başım çok ağrıyor, kendimi kötü hissediyorum, halsizim… Sağlığı ile ilgili hiçbir sorunu olmayan kişi duyduğu olumsuz ifadeler karşısında kendini kötü hissetmeye başlamış ve hasta olduğuna inanmıştır.

Bazı kişiler de zihinlerine olumsuz sinyaller göndererek hayatı kendilerine zehir ederler.

Bitmeyen hastalıklarım var.

İlaçlarla yaşıyorum.

Zaten benim yüzüm gülmedi.

İçimde bir sıkıntı var, başıma bir şeyler gelecek…

Unutmayın zihniniz sizin sarf ettiğiniz kelime ve kavramlara göre şekilleniyor ve yaşamınızı bu doğrultuda etkiliyor. Bu nedenle gündelik hayatınızda kullandığınız ifadeleri iradenizin süzgecinden geçirin ve sarf ettiğiniz her sözün canlı bir organizma gibi etkin olduğunu unutmayın.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp