Bir “ihraç”ı beceremeyenler, ülkeyi mi yönetecek?

Bir “ihraç”ı beceremeyenler, ülkeyi mi yönetecek?


İyi Parti kurucusu Ümit Özdağ, açıklamaları ile büyük tartışmaya sebep oldu.

 

Partisi bir müddet bekledi..

 

Medyada “ihraç edilme” ihtimalinin güçlendiği yazıldı..

 

Ümit Özdağ daha o günlerde hatırlattı.

 

“Benim ihracım öyle basit değil. Benim disipline verilmem için, sadece Genel Başkan ve Genel İdare Kurulu yetkili!”

 

Yani, nasıl bir prosedür izlenmesi gerektiğini, muhataplarına hatırlattı.

 

“Bilmiyorsanız, açın tüzüğü okuyun” demiş oldu..

 

“Kör kör gözüne parmağım” sözündeki gibi..

 

İnadına inadına..

 

Tüzüğün emrettiği şekilde disipline sevk işlemi yapılmadı. (Kimbilir, o arada pazarlık yapılmak mı istendi?)

 

Şimdi mahkeme de, Ümit Özdağ’ın ihraç kararını iptal etti.

 

Affedersiniz, söyler misiniz..

 

Bu İyi Parti mi, bu ülkeyi yönetecek?

 

Kendilerine en ağır isnatları yapan milletvekilini ihraç etmeyi bile beceremeyen..

 

Hatırlatılmasına rağmen, disipline sevk işleminin nasıl yapılacağını bile bilmeyen.. Yapamayan..

 

Mahkemeye gidildiğinde, hakimin, 10 dakikada kararını verebileceği kadar çok açık hukuk ihlali yapan İyi Parti mi, bu ülkede söz sahibi olacak?

 

Üstelik, Meral Hanım kendi suçunu görmüyor..

 

Kendi şapşallığına bakmıyor..

 

Beceriksizliklerini söylemiyor..

 

Suçu mahkemeye atmak üzere, açıklama yapıyor:

 

“Demek ki yargı hızlı çalışabiliyormuş.”

 

Ay ne büyük bir tespitte bulundunuz, Meral hanım..

 

İttifak ortağınız CHP’nin Genel Başkanı’nın, “Amerika’daki bankadan % 4 faizle kredi çekip, Türkiye’deki bankaya yatırıp, bir yılda 1 milyon 300 bin dolar kazanma hikayesi”ndeki, aptalca yorumlaması daha gündemden düşmemiş iken..

 

Türkiye’de dolara % 12 faiz değil, % 0.10 faiz verildiğinden habersiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun cahilliğinin daha üstü örtülememiş iken..

 

Şimdi de, ortağı Meral Hanım’ın, bir basit disiplin dosyasını bile, alnının akı ile sonuçlandıramaması skandalı ile karşı karşıya kaldık..

 

Mahkemenin ihraç kararının çok açık şekilde hukuka aykırı olduğunu, parti tüzüğünün açık hükmünün çiğnendiğini hatırlatarak iptal kararı vermesi üzerine de..

 

“Yargı çok hızlı çalıştı” diyor..

 

Oysa Ümit Özdağ’ın cevabı cebinde hazır:

 

“Yargı, bu konuda Siyasi Partiler Kanunu’nun 57. maddesine göre, 30 gün içerisinde karar vermek zorunda ve 28 günde karar verdi. Yargının hızlı çalışması. Yargının taraflı davranması söz konusu değil.”

 

İyi Parti yöneticileri, konuştukça batıyorlar.

 

Benim açımdan.. Ümit Özdağ’ın ihracı.. İyi Parti’de siyaset yapması veya yapamaması hiç önemli değil..

 

Benim açımdan bu olayda nemli olan, ülkeyi yönetmeye talip olan bir partinin, bir milletvekilini ihraç işlemini bile, eline yüzüne bulaştırması.

 

Becerememesi..

 

Hiçbir yerden, hiçbir belge toplamaya gerek olmaksızın.. Hiçbir araştırma yapmaya ihtiyaç hissetmeksizin..

 

Tüzüğü açıp ilgili maddeyi okuduğunuzda.. Bir de ihraç işlemi sırasındaki evraka baktığınızda..

 

10 dakikada belirlenecek bir hukuksuzluğa imza atıp..

 

Sonra da..

 

Suçu mahkemelere atmaya kalkışmaları..

 

“Mahkeme hızlı karar vermiş”miş!..

 

Ne yapacaktı mahkeme?

 

Tüzüğünüz açıkça, Ümit Özdağ statüsündeki üyenin disipline sevk edilebilmesi için, ya genel başkan imzası ya da GİK kararının olmasını şart koşarken..

 

O tüzüğü de, siz kendiniz, daha üç yıl önce yapmış iken..

 

Kendiniz, kafanızda hangi tilkiler dolaşıyorsa.. Veya kimden niçin çekiniyorsanız.. 

 

Genel Başkan sıfatı ile Ümit Özdağ’ın disipline sevk işlemini yapmıyorsunuz..

 

Genel İdare Kurulu’nuz da cesaret edip, disipline sevk işlemini karar altına almıyor..

 

Sonra da..

 

“Mahkeme çok hızlı karar aldı” diyorsunuz.. Ben o mahkemenin hakimi olsa idim..

 

28 güne de gerek yoktu.

 

Dava açıldığı gün, davalı partiden cevabı ister, geldiği gün de, gerçekten genel başkan veya GİK’in kararı ibraz edilmemiş ise, 10 dakikada kararı verirdim.

 

İhraç kararı almayı becerememişler.

 

Sonra da..

 

Mevzuatta değişik davalar için, değişik sürelerde karara bağlama zorunlulukları veya serbestiyeti yokmuş gibi..

 

Bu ülkede Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir siyasetçi, mahkemeye şu suçlamayı yapmış:

 

“Bütün yargıyla işi gücü olan insanlara inşallah örnek olur bu hızlı karar verme işlemi.”

 

Meral Hanım anlaşılan, patates ile soğan arasındaki farkı bilmiyor.. Elma ile armut arasındaki farkı da bilmiyor..

 

Partiden ihraç kararının iptali davası ile, halkı isyana çağırma davasının farkını da bilmiyor.

 

Bilmiyor ki, Demirtaş tutukluluğuna gönderme yaparak imalarda bulunuyor.

 

Sonra da, kendisinin artık ne davası var ise..

 

“Beş yıldır benim bir davam var sürüyor. Darısı onun başına” diyor.

 

Düşünün, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hemen her gün, onlarca, yüzlerce diyebileceğimiz karar veriyor.

 

Atamalar, nakiller, görevden almalar..

 

Bunlardan bir tanesinde küçücük bir hata olduğunda, ellerine saz alıp, çalmaya kalkışanlar..

 

Hayatta hiçbir icraatları olmadığı halde..

 

Ülke yönetiminde bir mesai harcamıyorlar iken.

 

Partilerindeki bir kişinin ihracında bile, duvara tosluyorlar..

 

Allah, bunların ülke yönetimine gelmesinden bizi korusun..

 

Akdeniz’de, yedi düvele karşı, bunların yönettiği ülkede, ne hale düşeriz?

 

Döviz operasyonları yapılmaya kalkılırsa, nelerle karşılaşırız?

 

Koronavirüs salgını, bunların idaresindeki bir Türkiye’de yaşansa idi, hastanelerimiz ne halde olurdu?

 

Kaç vefatımız olurdu?

 

Ne demiş atalarımız?

 

“At olacak tay, yürüyüşünden bellidir.”

 

Küçük küçük ayrıntılardan, kimin en kapasitesi olduğu anlaşılır..

 

Kim ne derse desin..

 

Bu basit prosedürü bile, kurallara uygun şekilde hayata geçiremeyen bir partinin..

 

Ne ittifak ile, ne kendi başına bu ülkeyi yönetmesi, mümkün değil..

 

Bunların yönetime gelmesi, sadece ülke için değil, kendileri için de, felaket olur.

Google+ WhatsApp