Bir İhmal Bin İhlali Getirir

Bir İhmal Bin İhlali Getirir


Toplumsal değişimin yasası olarak belirtilen Rad suresi 11. Ayeti aynı zamanda bireysel değişimin yasasını da ortaya koymaktadır. Bu demektir ki, insanlar değişmedikçe onları kuşatan hayatın şartları da değişmeyecektir. Rüzgâr ekenin fırtına biçmesi nasıl tabii ise, uhuvvet ekenin de suhulet biçmesi o kadar tabiidir.

Cemal Canbolat/Salihli

Soru 1: Son yıllarda artan akla ziyan cinayetlerden bireysel olanlarının yakın akraba, hatta çocuklar ile ebeveynleri arasında dahi işlenir hale gelmesinin sebepleri neler olabilir? Suçu ve suçluyu nerede aramalıyız?

Cevap: İnsanı yaratan onun duygu ve düşündüklerini gerçekleştirme konusunda neleri yapabileceğini bütün ayrıntıları ile bilmektedir. Bu nedenle insana vermiş olduğu yetenekleri nasıl kullanması gerektiği konusunda gerekli öğüt, nasihat, emir ve yasaklardan oluşan insanî yaşamın kurallarını koymayı da asla ihmal etmemiştir. Bu tedip ve terbiyenin, anne karnında iken besleneceği helal ve temiz olan gıdalardan başlamak üzere, fiziksel gelişimini takip eden düşünsel gelişimin de kusursuz olarak yapılmasını öğütlemiş; hayatın her safhasında yapılması gereken uygun davranışları göstermiştir. Toplumlar bu ilkelere bağlı kaldıkları sürece nefislerinin ve nesillerinin mürüvvetini görürken, bunlardan uzaklaşmak, gale almamak veya başka dünya görüşlerinin değer yargıları ile hareket etmeye başlamalarının sonucunda ise, hayatın en acı faturasını ödemek zorunda kalacakları bilgisi de verilmiştir.

Toplumsal değişimin yasası olarak belirtilen Rad suresi 11. Ayeti aynı zamanda bireysel değişimin yasasını da ortaya koymaktadır. Bu demektir ki, insanlar değişmedikçe onları kuşatan hayatın şartları da değişmeyecektir. Rüzgâr ekenin fırtına biçmesi nasıl tabii ise, uhuvvet ekenin de suhulet biçmesi o kadar tabiidir. Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir insanın, gizli açık her işinin karşısına getirilip hesabının sorulacağını bilmesi, insanın yapacağı işlerde meşruiyeti gözetmesini sağlayacaktır. Fertler arasındaki ailevi bağları gündeme getirirken de şöyle buyurmaktadır: “Sizi topraktan yaratmış olması da O’nun ayetlerindendir. Sonra siz, yeryüzüne yayılmakta olan bir beşer oldunuz. Kendileriyle huzura kavuşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunlarda düşünen bir kavim için ayetler / ibretler vardır.” (Rum 30/20-21)

Aralarında sevgi ve merhamet bağları kurulan eşler ve çocuklar, kardeşlik bağları ile bağlanan müminler, birbirlerine düşman oluyorsa, burada doğru olmayan bir şeylerin varlığını düşünmemiz kaçınılmadır. Aynen gömleğin birinci düğmesinin yanlış iliklendiğinde geri kalan düğmelerin tamamının yanlış olacağı gibi; hayatın içinde yerli yerince uygulanmayan fıtri kanunlardan uzak şekillenen hayatın yanlışlarından kurtulmak ta mümkün olmayacaktır. Hayatın düzelmesi için hayatı şekillendiren insanın düzelmesi gerekir. İnsanın düzeltilme işi ise, ancak inanç ve eğitimle mümkün olmaktadır. Yıllarca bu memlekette inancımızı toprağa gömdük, geçmişimizin üzerine sünger çektik, ecdadımızı hor ve hakir gördük aşağıladık,  mirasımızı reddettik, inancımızda ve onun gerektirdiği şekilde yaşamaktan zül duyduk, geçmişini bilmeyen geleceğini görmeyen bir nesil yetiştirdik. Sonuç ne oldu? İşte şikayetlendiğimiz bu duruma gelip dayandı. Doğurduğu evladını boğacak kadar canileşen anneler, ailesini topluca katledebilen babalar, Anne ve babasını (kumar sevgili ve ya uyuşturucu gibi) zevklerini tatmin etmek için gözünü kırpmadan öldüren çocuklarımız oldu. Daha çok yakın zamanda doğurduğu çocuğunu boğup nehre atan, yirmi günlük çocuğunu eve bırakıp tatile giden anneleri gördük. Bunlarla beraber okul önlerinde satılan uyuşturucu haplarla geleceğimiz tehdit edilir oldu. Görsel alanda gerçek hayatla ilgisi olmayan oyun ve eğlence programlarıyla çocuklarımız hayattan kopartılmaya çalışılmaktadır. Telefon, bilgisayar, tablet, internet aracılığı ile bağımlılık yapacak oyun, eğlence, gayri insani ve gayri ahlaki sitelerle insanların zihinleri iğfal ediliyor. Sadece çocuklar değil, yetişkinlerin dahi aile yuvasını bırakıp arkasına bakmadan gittiklerine şahit oluyoruz. Bu sanal âleme kendini kaptıran çocuğu oradan almak mümkün olmuyor. Bunların gençlerimiz ve çocuklarımız üzerinde yaptığı tahribatın sınırlarını tespit etmek mümkün değildir. Şimdi “sıtmayla” mücadele eder gibi bunlarla mücadele etmek zorundayız. Sinek üreten bataklıkları kurutmadan bu mikrobu yayan sineklerden kurtulmak mümkün değildir. Bireysel tedbirlerle bunların üstesinden gelinmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle toplumsal olarak verilecek mücadeleler ile gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Suç ortada, aramaya gerek yok ama suçlu kim? Düşmanı suçlu ilan etmek durumu kurtarmayacaktır. Düşman üzerine düşeni yaparken onlarla mücadele etmeyi görev bilmeyen bizler de en az onlar kadar suçluyuz. Şairin dizelerinde dile getirdiği gibi: “Sahibi olmayanın batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.” Başta nefsimize sonra da neslimize sahip çıkmak zorundayız. Aksi halde iftihar edeceğimiz geçmişimiz, ümitle bakacağımız bir geleceğimiz olmayacaktır.

Soru 2: Töre cinayetlerinden “Terör” cinayetlerine kadar yapılan eylemlerde dini temanın kullanıldığı görülmektedir. Özellikle hak ve gerçek din olan İslam dininin bu olaylar karşısındaki hükmü nedir? Müslümanların bu olaylara yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Cevap: Konu cinayet olunca İslamın bu konuya yaklaşımı çok açık ve kesindir.

“İşte bu yüzdendir ki İsrail oğullarına şöyle yazmıştık: Kim, bir cana yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.” (Maide 5/32)

Bu özelin dışında geneli ilgilendiren şu hükmüde görüyoruz:

“Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”(Nisa 4/93)

Ancak İslam, insan hayatına son verme olayına sadece Taammüden adam öldürmek ve Meşru bir İslam devlete isyan halinde izin vermektedir:

“Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.” Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Maide 5/33-34)

“Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.

“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.” (Bakara 2/179)

Bu tehdit ve tembihlerden sonra hiçbir mümin hemcinsini öldürmeye cesaret edemeyecektir. Çünkü bu yasaların sahibi kendi cinsinden bir beşer değil bizatihi Allah Teala dır. Dünyada suçluluğunuzu birilerinin gözünden kaçırmak mümkündür. Fakat bu konu asla göz ardı edilmeden hem dünyada hem de ahirette hesabını soracak olan bizzat Allah olduğuna göre kurtulmak mümkün değildir. işte buna iman eden müminler gizli açık bu yasaya uymaya çalışırlar ve kendilerini suçtan çekerler.  Hele “kimin eli kimin cebinde” olduğu belli olmayan konularda toplumu “Terörle” yönlendirmeye asla tevessül etmezler. Onlar bilirler ki ikrah ile bir şey olmaz. “dinde zorlama yoktur” ayeti zorla güzellik olmayacağını öğretmiştir onlara. İman ve İslam hür bir iradeyle hakka teslimiyetin adıdır. Bu nedenle İslam asla teröre ve terörüs yöntemlere tevessül etmez, pirim vermez.

Cahiliyenin değişmeyen anlayışı ilk gün ne idiyse bu gün de aynıdır. Mekke toplumunda işlenen töre cinayeti için verilen hüküm çok net olarak bildirilmiştir:

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda” (Tekfir 81/8-9)  haliniz ne olacak!?… Anlamında durumun vahameti anlatılmaktadır.

Ancak terörün dini ve dini hassasiyetleri kullanıyor olması da bir gerçektir. Kimler kullanmıyor ki dini? Bu memleketin dilencisinden siyasetçisine, tüccarından dağdaki eşkıyasına kadar herkes kendi sahasında dini kullanarak insanları etkilemeye çalışıyor. Samiri bile İsrail oğullarını yaptığı buzağıya taptırmak için; “Bu Musa’nın görüşmeye gittiği tanrısıdır. Fakat o unutup Tura gitti” diyerek insanların buzağı heykeline tapınmalarını sağlamıştır. Terör eylemlerinde Canlı bomba olması için ikna edilenler de Allah ile aldatılıp “Şahadet” düşüncesiyle tatmin edilmektedirler. Kutsal bir inançtan yoksun olanların ise kafa yapan ilaçlarla ölüme gönderdikleri bilinmektedir. Onların bunu kullanmaları İslam’ın onları onayladığı ve kabul ettiği anlamına gelmeyeceği, izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır.

Töre cinayetlerine gelince bir Müslüman için tam bir cahiliye anlayışından başka bir anlam ifade etmemektedir. İnsanı ilgilendirin her konunun hükmünü Allah belirler ve yasasını da o koyar. Ne kendimiz ne de evladımız, yakınlarımız veya aşiretimiz hakkında kaza ve ceza konularında hüküm koyma hakkına sahip değiliz. Bilakis hepimiz için doğru olan, Allah’ın yasalarına tabi olmaktır. Namusun, malın, canın bir değer olduğunu tespit eden Allah, onun nasıl korunacağının yollarını da göstermiştir. Herhangi bir sebeple tecavüze uğrar veya tasallut olursa, onlar için gerekli yaptırımların nasıl uygulanacağını da belirtmiştir. Şimdi diyeceksiniz ki, “ bu ortamda hangisine nasıl mani olalım? İnsanlar fikren kirletildiği gibi fiziki görünüm olarak da kirletilmekte; ahlaken çöküntüye uğratılmaktadır. Ne kadar süflîlik varsa yüceltilmekte, esas olan yüce değerlerimiz ise aşağılanmaktadır.”  Bu söze söylenecek bir şey yoktur gayet haklısınız. Bunun için öncelikli olan bu hayatı tümüyle olması gereken asli durumuna döndürmektir. Sonra olumsuzluklar görülürse Allah’ın göstermiş olduğu tedavi yöntemlerini uygulamak gerekir. İslam ne kendimize ne yakınlarımıza,  aşiretimizi tatmin için kendimizce cezalar kesmemize izin vermez ve yapılanları da meşru kabul etmez. Bilakis cahili anlayışlardan uzaklaşarak Allaha dönmemizi ister. Toplumsal barışın sağlanması için şunlar önerilmektedir:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”

“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.” (Hucurat 49/10-11)

Bu vesileyle bir kere daha altını çizelim ki Allah’ın sözüne rağmen söz etmek, hükmüne rağmen hüküm koymaya kalkışmak, onun yücelttiği değerlere itibar etmemek zulümdür zalimliktir. Allah ise zalimlerin hesabını asla ihmal etmez mutlaka intikamını alır. Çünkü o “azizdir ve intikam sahibidir.” Eğer ne zaman(?) diyecek olursanız, yaşadığımız olumsuzluklar bunun görünen kısmı değil mi? Bununla hem inanıp imanının gereğini yapmayanları; hem de inanmayanları cezalandırarak bu dünyada intikamını almaktadır. Gelecek hesap baki olmak kaydıyla!!!

Google+ WhatsApp