Bir Ergenekon sanığının koronavirüse ilaç bulması!

Bir Ergenekon sanığının koronavirüse ilaç bulması!


Nasıl da, her şeye “ideolojik gözlükle bakan” bir toplum haline geldik.

Farklı siyasi görüşü olan bir kişi gördük mü, yerin dibine batırıyoruz.

Kendi siyasi görüşümüze yakın birisi olursa..

Göklere çıkarıyoruz..

Mesela?

Mesela, Prof. Ercüment Ovalı..

Taa ilk günlerden beri, “kim ki bu, büyük bilim adamı diye tanıtılan kişi, bugüne kadar neyi bulmuş ki, bugünden sonra da neyi bulsun” dedim, kendi kendime.

Ama..

Onların sergiledikleri türden.. Kendimize yakınları göklere çıkarıp, karşı mahalledekileri de yerin dibine batırma alışkanlığını kendimiz de sergilememek için..

Konuya pek girmemeye çalıştım..

“Ergenekon sanığı Ercüment Ovalı, laboratuvara kapandı. Koronavirüs ile ilgili ilacı bulmak için geceli gündüzlü çalışıyor” dendi..

Kendi kendime düşündüm.

“Ergenekon sanığı” ifadesini, bu haberde niye kullandılar ki?

Hani şöyle bir şey olabilirdi.. “Bilim adamı kendisini laboratuvara kapattı” denilirdi..

Sonra..

Başarı elde edilince.. İlaç bulununca..

“Bu bilim adamı, şu zorlukları yaşamıştı. Bu bilim adamına, Ergenekon davasında şu haksızlıklar yapılmıştı. FETÖ, bu bilim adamını da cezaevine koymuştu” derdiniz..

Böylece..

Hem o bilim adamını onore etmiş olurdunuz. Hem de topluma bir ders vermiş, “nice zorluklardan sonra, nice büyük başarıların gelebileceği” hatırlatmasını yapmış olurdunuz.

Hem de.. FETÖ’cülere yönelik olarak da, “Bu ülkeye yaptığınız ihanetler, bu bilim adamlarına verdiğiniz zararlar, sizin ne kadar bu ülke düşmanı olduğunuzu ispata yeter” deme hakkını kazanmış olurdunuz..

Ama özellikle Solcular. Özellikle Ulusalcılar.. Pireyi deve yapmaya alışkın oldukları için.

Algı çalışmalarını büyük başarı ile yaptıkları için.

Daha ilaç bulunmadan.

Sanki bu Ergenekon sanığının ilacı bulması yüzde yüzmüş gibi.. İlacı bulması için, bu profesörün laboratuvara girmesi yeterli imiş gibi.. Laboratuvara girdi mi, çıktığında kesin ilacı da bize sunacakmış gibi..

Propaganda yaptılar.

Böylece.. Ergenekon sanıklarının tamamının çok çok başarılı, masum, günahsız, vatanperver insanlarmış gibi algıyı da, profesyonelce yapmış oldular..

Daha bulunmamış ilacın raytingini, bu algıda kullandılar..

Ergenekon sanığı bilim adamımız da(!) havalara girdi..

Mustafa Kemal’in Anafartalar fotoğrafını sabitlediği sosyal medya hesabında “23 Nisan için sözleştik” dedi..

Tarihi bile; bir algı çalışmasının unsuru olarak seçtiler.

Gerçekten bir ilaç bulacak olsalar.

Varsın, 23 Nisan’da bulsunlar. O tarihte ilan etsinler.

Varsın, Mustafa Kemal 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni nasıl ki, hatimler indirterek, Cuma namazı kılarak açtı ise..

Bu bilim adamımız da, gerçekten 23 Nisan’ın hatırasına saygılı olmak istiyorsa.

Benzer şekilde, hatimler indirterek, Cuma namazı çıkışında..

Bu sene 23 Nisan perşembe gününe geldiği için.. Ertesi günkü Cuma namazından sonra. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her hafta bir başka başkent camiinde kılınmasını organize ettiği cuma namazından sonra..

İnsanlığı koronavirüsten kurtaracak ilacın tanıtımını yapsınlar..

Böyle beklerdim. Böyle umdum..

Bir gün geçti geçmedi..

Ergenekon sanığı, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal fotoğrafı ile bizlere seslenen Ercüment Ovalı, tornistan etti.

“Yanlış anlaşıldık” dedi.

23 Nisan tarihi ile ilgili bir açıklama yaptı.. “İlacı henüz bulmadık. Virüsün tedavisi için 3 büyük proje yürütüyoruz. Aşı, plazma tedavisi ve kök hücre tedavisi. 23 Nisan’da da, projelerimizde geldiğimiz noktaları açıklayacağız” dedi..

Bu çelişkili açıklamalardan belli idi..

Bir numaralar döndüğü..

Aslında ilaç bulma çalışması değil.

Solcular için, Ulusalcılar için, bir piar çalışması yapıldığı..

Ama yine de suizan etmeyelim dedik.

Bekledik..

Ve nihayet dün Ergenekon davası sanığı Prof. Ercüment Ovalı açıklamasını yaptı..

Bir daha “yanlış anlaşıldık” mesajı verdi:

“6.04.2020 tarihinde gece yarısı attığım tweet mesajımın yanlış anlaşılması beni fazlasıyla üzmüştür. Kullandığım ifadeden bir ilaç-molekül bulduğumuz manası çıkartılmıştır, bu doğru değildir. Biz ilacın firma ve marka ismi vermemek için farmakolojik ismini kullandık.”

Yani?

Yani şimdi sen, neyi buldun, neyi bulamadın, Ercüment bey.. Açık konuş, Ercüment bey..

Hani hastaların, seni beklediği falan yok ama..

Doktorlarımız acilen yapılması gerekenleri yapıyorlar ama.

“Bir sevinçli haber olur, bir başka çözüm daha geliştirilmiş olur, insanlara moral olur” diye ümitleniyorduk..

Şimdi sonuçta ne oldu, hepsi suya mı düştü, Ercüment bey..

Devamında da şöyle diyor Ercüment bey: “Biz bir ilaç bulmadık, biz bir ilacın Kovid-19 tedavisinde kullanılabileceğini öngördük.”

Haydaa.

O zaman niye bu kadar afra tafra yaptınız ki, Ercüment bey.

Niye sosyal medya hesabınıza Anafartlar’daki Mustafa Kemal fotoğrafını yerleştirip. “23 nisan için sözleştik” mesajı yayınladınız ki?

Hele hele..

Başka ülkelerde de, aynı çalışmaların yapıldığını kendiniz söylediğinize göre..

Ne gerek vardı, böyle “alayı vala”lı açıklamalara.. Büyük bir icat yapılmış gibi hava atmaya.. Sükse yapmaya..

Ne gerek vardı ki, böyle şişinmelere..

Nihayetinde dün akşam, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da dayanamadı, bir soru üzerine, balonu patlattı:

“Sözü edilen ilaç, uluslararası bir ilaç firmasının patentli ilacı. Türkiye’de ruhsatlı bir ilaç. Ve akciğerinde tıkaç olan hastalarına uygulanan ve fayda görülen bir ilaç.”

Eeee.

Bunun için mi biz heyecanlandık.

23 Nisan’ı dört gözle bekler olduk..

FETÖ’cülere, “Gördünüz mü, bir büyük bilim adamını, boş yere cezaevine koymuş, ülkenize de ihanet etmişsiniz” modunda trripler attık..

Hepsi boş muydu?

Zaten var olan bir ilaç mıydı, laboratuvara kapanma sebebi..

“Ulusalcılık”“Atatürkçü kimlik”.. Hepsi, “zaten piyasada olan ve koronavirüs için de faydalı olduğu bilinen bir ilaç” için mi, istismar edildi bu kadar?

Google+ WhatsApp