Bilinç toplumu ve insan

Bilinç toplumu ve insan


Sağlıklı toplumlar bilgi ve bilinç düzeyinin yüksekliğiyle olur. Günümüzde düzey genellikle okur yazarlıkla ölçülüyor ya da düşünülüyor. Okur yazarlık elbette ki önemli. Günümüz bilgileri daha çok kitabî olmaktan çok genel ve yüzeysel. Eskilerin deyimiyle malumatfuruşluk. Çok şey bilme ama derinlikten yoksunluk olarak da ifade edilebilir.


Bilgi ve bilinç soğukkanlılık gerektiriyor.


Medya bilgisi yığma. İnsanlar üzerine abanan bir karmaşa. Bu biraz da öne çıkarılanların etkisiyle oluşuyor. Amaç derinlikli olmak değil, insanların belli bir düzeyde tutulması. Bilgi ve bilinç sahibi olmak kimi çevreler için rahatsız edicidir. Ülkelerin yönetimleri belli kadrolar ile oluşur. Onlar da ancak bağlı bulundukları kurumun ya da kişilerin sınırlarını zorlamazlar. Ülkelerin yönetimi şirketlerin yönetimiyle özdeşlik oluşturuyor. Kâr ve kazanç merkezli. Oysa ülkeler kimi durumlarda kârdan çok ülkenin geleceğini oluşturan düşüncenin varlığıdır. İdeal ve ülkü diye tanımlayacağımız hedef. Yüksek duygu ve buna dayalı olan bilinç ve düşünce.


Milletlerin ve toplumların kendilerine özgür manevilikleri ve ruhları var. Bir toplum diğerinden farklıdır. Edebiyat ve sanatta özellikle bir coğrafyanın, milletin ve insanının özel durumları olur. Topraklarına ve kültürlerine bağlı sıcaklık ve yoğunluk. Çarlık dönemi Rus edebiyatı, Fransız roman ve düşüncesi, Alman düşüncesi birbirinden farklıdır. Katoliklerle Ortodoksların ruh farklılıkları var. Hatta yazardan yazara bile farklılıklar oluyor. Bulundukları çevreyle bağlantılıdırlar. Sait Faik bir öykü yazarı. Bu toprağın insanı ancak onun bulunduğu çevre ve ortam onda yansıyor. Bir sempozyumda sunduğum tebliğimde, onun dünyası Beyoğlu, Kadıköy, Adalar eksenlidir. Onun dışında mekânlar hemen yok gibidir. Bir de dünyasında alkol ağır basar. Benim bu tebliğimden sonra yabancı iki kadın bilim insanının dikkatini çekti. Onlar Türkolog idi kısmen de olsa Sait Faik’i biliyorlardı. Aynı sofrada birlikte olduk hayretlerini gizleyemediler.


Duygu oluşları da mekânlarla ve çevrelerle bağlantılıdır. Edebiyatımızda geçmiş dönemlerde sol düşünceye mensup olanların köy romanlarının karşılıksız oluşu da o kültüre ve düşünceye yabancı oluşlarıydı. Bunda ideolojik bakış ve düşünüşler daha çok etkili ve baskındı.


Müslüman yazarlar kendi kültür topraklarının ruhuyla yoğrulu ise eserleri karşılık buluyor.
Bilinç toplumu duygu ve hamasetle oluşmuyor. Hamasi duygular geçici ve anlıktır. Olayların oluşuyla bağlantılıdır.
Kurumlar anlık yaşarlar ama geleceklerini de sağlama alırlar. Temelleri sağlam olanlar kalıcı olurlar.


Ülke ve insan yönetimleri ise bilinçle gelişirse sağlıklı olur. Bilinç aynı zamanda düşünceyle, derin ve yorumlayıcı bilgilerle oluşur. İnsanların kaygan bir düzlemde oluşu gözde kaçırılmamalı. Günümüz insanının sorunu ise nerede olduğu ve ne olduğuyla ilgili.

Yeni bilgi akışı belli bir anlayıştan olmuyor. Daha çok küresel bir oluş var. İnsanlar bulundukları çevrenin bilgisiyle yetinmiyorlar ya da kendilerine dışarıdan gelen bilgilere bakıyorlar. Bu da onların duruşunu etkiyor ve yerlerini belirliyor.
Hızla dönen bir dünyadayız. Bu dünyanın hızı çok etkili. Şu yakın zamanda yaşanan pandemi sürecinde bu açıkça görüldü. Bilginin ve hastalıklara dair mikropların yayılma hızına bakmada yarar var. Çin’de ortaya çıkan virüsün dünyanın tamamını kısa sürede etkisi altına aldı. İnsanların bir mekândan diğerine gidişleri birkaç saatlik zaman alıyor. Yani Çin’den Amerika’ya varış birkaç saatlik zaman içinde oluyor. Taşıyıcıların kısa sürede geçişlerine bağlı. Eskiden kara, deniz yoluyla olan yolculuklarda birkaç aylarını alıyordu. Küresel bilgi de böyle. Taşıyıcılık kişilerin mekân değiştirmelerine de bağlı değil. Her şey parmakların ucunda. Medya olayları ve kimi durumları anında yansıtıyor. İnsanlar ise gözlerini bunlarla açıyor. Yakınılan cinayetler, sapkınlıklar ve şiddet bunlardan ayrı düşünülebilir mi?

Google+ WhatsApp